Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 7582 sayılı Kanun, 4 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete’de yayımlandı.
Kanun’un büyük bölümü yayımı tarihinde yürürlüğe girerken bazı hükümler için özel yürürlük tarihleri öngörüldü.
Kamuoyunda daha çok Varlık Barışı Kanunu olarak anılan düzenleme, yalnızca kayıt dışı varlıkların ekonomiye kazandırılmasına ilişkin hükümler içermiyor. Kanun; kamu alacaklarının tecili, gelir ve kurumlar vergisi teşvikleri, İstanbul Finans Merkezi rejimi, teknogirişim şirketleri ve veraset vergisi gibi birçok alanda önemli değişiklikler getirdi.
7582 sayılı Kanun, 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanun’da 1 adet; Gelir Vergisi Kanunu’nda 3 adet; Kurumlar Vergisi Kanunu’nda 4 adet; Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nda 1 adet; Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu’nda 1 adet; 5746 sayılı Araştırma, Geliştirme ve Tasarım Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun’da 1 adet ve İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nda 2 adet olmak üzere 1 adet yürürlük, 1 adet yetki olmak üzere toplam 15 maddeden oluşmaktadır.
Peki yayımlanan Kanun son haliyle ne getiriyor?
Meclis sürecinde hangi değişiklikler yapıldı?
Kanun teklifi TBMM’ye sunulduğu haliyle büyük ölçüde korundu. Bununla birlikte Genel Kurul görüşmeleri sırasında özellikle varlık barışına ilişkin düzenlemelerde bazı değişiklikler yapıldı.
Buna göre, bildirilen varlıkların vadeli hesaplarda, devlet iç borçlanma senetlerinde veya kira sertifikalarında belirli sürelerle tutulmasının taahhüt edilmesi halinde uygulanacak indirimli vergi oranları korunurken, bu kapsama girişim sermayesi yatırım fonları da dahil edildi. Böylece bildirilen varlıkların girişim sermayesi yatırım fonlarında değerlendirilmesinin teşvik edilmesi amaçlandı.
Ayrıca söz konusu taahhütlere ilişkin düzenlenecek taahhütnameler damga vergisinden istisna edildi.
Kamu borçlarında tecil süresi ne kadara uzatıldı?
Kanunla birlikte kamu alacaklarının tecil süresi 36 aydan 72 aya çıkarıldı. Bunun yanında teminatsız tecil uygulanabilecek tutar da 250 bin liradan 1 milyon liraya yükseltildi.
Tecil süresinin 72 aya çıkarılması ve teminatsız sınırın 1 milyon liraya yükseltilmesi ilk bakışta mükellefler açısından önemli bir kolaylık gibi görünse de sistemin kapsamı ve maliyeti dikkate alındığında tablo daha karmaşık. Her kamu borcu tecil kapsamına girmiyor; ayrıca tecil talebinin kabulü için mükellefin mali durumunun vergi idaresince ayrıntılı şekilde incelenmesi gerekiyor. Bunun yanında yıllık yüzde 39 seviyesindeki tecil faizi, vergi aslına ek olarak ceza ve gecikme kalemlerine de uygulanabildiğinden borcun maliyetini ciddi şekilde artırabiliyor.
Düzenleme teminat yükümlülüğünü tamamen ortadan kaldırmıyor; yalnızca teminatsız sınırı yükseltiyor. Üstelik taksitlerin aksaması veya diğer şartların ihlal edilmesi halinde tüm borç yeniden muaccel hale geliyor ve haciz dahil cebri takip süreçleri yeniden başlayabiliyor. Bu nedenle tecil sistemi bir af mekanizması değil, devletin alacağını zamana yayarak tahsil etmesini sağlayan kontrollü bir yöntem niteliğinde.
Özetle tecil, işletmelere nefes aldırabilen önemli bir araç olmakla birlikte, yüksek faiz ve diğer yükümlülükler nedeniyle çoğu zaman borcu azaltan değil, sadece zamana yayan pahalı bir finansman yöntemidir.
Gelir Vergisi Kanunu’nda neler değişti?
Gelir Vergisi Kanunu’nda yapılan en dikkat çekici değişikliklerden biri, yurt dışından Türkiye’ye taşınan gelirler için getirilen yeni istisna düzenlemesi oldu.
Kanuna eklenen mükerrer 20/D maddesine göre, Türkiye’de yerleşmiş sayılan gerçek kişilerin, Türkiye’ye yerleşmeden önceki son üç takvim yılında Türkiye’de ikametgâhının ve tam mükellefiyet esasına göre vergi mükellefiyetinin bulunmaması şartıyla, yurt dışında elde ettikleri kazanç ve iratlar 20 yıl boyunca gelir vergisinden istisna tutulacak.
Bu gelirler için yıllık beyanname verilmeyecek, başka gelirler nedeniyle beyanname verilmesi halinde de söz konusu kazançlar beyana dahil edilmeyecek. Buna karşılık yurt dışında ödenen vergiler Türkiye’de mahsup edilemeyecek.
Düzenleme, Türkiye’ye sermaye ve yüksek gelir grubundaki bireyleri çekmeyi amaçlayan uluslararası vergi rekabeti araçlarından biri olarak değerlendirilebilir.
Kanunla ayrıca teknogirişim çalışanlarına verilen pay senetlerine ilişkin gelir vergisi istisnasının üst sınırı yıllık brüt ücret tutarının iki katına çıkarıldı. Bunun yanında payların elde tutulmasına ilişkin süre şartları da kısaltıldı.
Veraset ve İntikal Vergisi’nde ne değişti?
7338 sayılı Veraset ve İntikal Vergisi Kanunu’nda yapılan değişiklikle, Gelir Vergisi Kanunu’nun mükerrer 20/D maddesindeki yurt dışı gelir istisnasından yararlanan kişiler için özel bir veraset vergisi rejimi oluşturuldu.
Buna göre, söz konusu istisna süresi içerisinde gerçekleşen veraset yoluyla mal intikallerinde veraset ve intikal vergisi oranı yüzde 1 olarak uygulanacak.
Bu düzenleme, yurt dışından Türkiye’ye taşınan servetlerin kuşaklar arası aktarımında da önemli bir vergisel avantaj sağlıyor.
Kurumlar Vergisi Kanunu m.10’daki değişiklikler ne getiriyor?
Kanunla, Kurumlar Vergisi Kanunu’nun 10’uncu maddesinde yer alan bazı indirim hükümleri genişletildi.
Buna göre, yurt dışından satın alınan malların Türkiye’ye getirilmeksizin yurt dışında satılmasından veya yurt dışındaki mal alım satımlarına aracılık edilmesinden elde edilen kazançların yüzde 95’i kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirim konusu yapılabilecek. İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren katılımcılar ile belirli endüstri bölgelerinde bu oran yüzde 100 olarak uygulanabilecek.
İndirimden yararlanılabilmesi için kazancın Türkiye’ye transfer edilmesi ve aracılık faaliyetlerinde alıcı ile satıcının Türkiye’de bulunmaması gerekiyor.
Kanun ayrıca nitelikli hizmet merkezi adı verilen yeni bir yapıyı da mevzuata dahil etti. Bu kapsamda faaliyet gösteren şirketlerin yurt dışından elde ettikleri kazançların yüzde 95’i kurumlar vergisi matrahının tespitinde indirilebilecek. İstanbul Finans Merkezi’nde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezleri için bu oran yüzde 100 olarak uygulanabilecek.
Bu teşvikler faaliyete geçilen yıldan itibaren 20 hesap dönemi boyunca uygulanabilecek.
Kurumlar Vergisi oranında hangi değişiklik yapıldı?
Kanunun ilk taslaklarında ihracatçılar ve imalatçılar için farklı kurumlar vergisi oranları öngörülmüş olsa da bu düzenleme Meclis sürecinde değiştirildi.
Nihai düzenlemeye göre sanayi sicil belgesine sahip ve fiilen üretim faaliyetiyle uğraşan kurumların yalnızca üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların bu faaliyetlerden doğan kazançlarına yüzde 12,5 oranında kurumlar vergisi uygulanacak.
Bu hüküm 2027 yılı ve sonraki vergilendirme dönemlerinde elde edilen kazançlar için geçerli olacak.
Yeni varlık barışı düzenlemesi ne getiriyor?
Kanunun en çok dikkat çeken bölümü yeni varlık barışı düzenlemesi oldu.
Buna göre gerçek ve tüzel kişiler, yurt dışında bulunan para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye piyasası araçlarını 31 Temmuz 2027 tarihine kadar banka veya aracı kurumlara bildirebilecek. Bildirilen varlıkların iki ay içinde Türkiye’ye getirilmesi veya Türkiye’de açılan hesaplara transfer edilmesi gerekecek.
Aynı şekilde Türkiye’de bulunmasına rağmen işletme kayıtlarında yer almayan para, altın, döviz ve sermaye piyasası araçları da bildirim kapsamına alınabilecek.
Bildirilen varlıklar üzerinden kural olarak yüzde 5 oranında vergi alınacak. Ancak bildirilen varlıkların vadeli hesaplarda, devlet iç borçlanma senetlerinde, kira sertifikalarında veya girişim sermayesi yatırım fonlarında belirli sürelerle tutulacağının taahhüt edilmesi halinde vergi oranı kademeli olarak düşecek.
Buna göre;
- En az 5 yıl tutulması halinde yüzde 0,
- En az 4 yıl tutulması halinde yüzde 1,
- En az 3 yıl tutulması halinde yüzde 2,
- En az 2 yıl tutulması halinde yüzde 3,
- En az 1 yıl tutulması halinde yüzde 4 oranında vergi uygulanacak.
1 Ocak 2027 tarihinden sonra yapılacak bildirimlerde ise bu oranlar yarım puan artırımlı uygulanacak.
Düzenlemenin en önemli sonucu, bildirilen varlıklara ilişkin tutarlar bakımından vergi incelemesi ve vergi tarhiyatı yapılmaması güvencesi sağlamasıdır.
Bununla birlikte bildirimin ardından varlıkların Türkiye’ye getirilmemesi, bildirilen vergilerin süresinde ödenmemesi veya taahhütlere uyulmaması halinde bu koruma ortadan kalkacak. Bu durumda zamanında tahakkuk ettirilmeyen vergiler vergi ziyaı cezası uygulanmaksızın gecikme faiziyle birlikte tahsil edilecek.
İstanbul Finans Merkezi açısından ne değişti?
7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu’nda da önemli değişiklikler yapıldı.
Öncelikle daha önce yalnızca katılımcı belgesi almış finansal kuruluşlara tanınan bazı avantajlar tüm katılımcıları kapsayacak şekilde genişletildi.
Bunun yanında İstanbul Finans Merkezi rejiminin süresi önemli ölçüde uzatıldı. Geçici madde kapsamında yer alan teşviklerin uygulanma süresi 2031 yılından 2047 yılına çıkarıldı. Ayrıca bazı vergi avantajlarının uygulanma süresi de 5 yıldan 20 yıla yükseltildi.
İlaveten Gelir Vergisi Kanunu m.23’e nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan personelin ücretlerinin brüt asgari ücretin üç katına (bazı endüstri bölgeleri ve İstanbul Finans Merkezi'nde beş katına) kadar olan kısmı gelir vergisinden istisna edilir, hükmü getirildi.
Bununla birlikte Kanuna eklenen hükümle, İstanbul Finans Merkezi bünyesinde faaliyet gösteren nitelikli hizmet merkezlerinde çalışan ve Gelir Vergisi Kanunu'nun 23'üncü maddesindeki yeni ücret istisnasından yararlanan personelin, İstanbul Finans Merkezi Kanunu'nda yer alan ücret istisnasından ayrıca yararlanamayacağı düzenlendi. Böylece aynı ücret geliri bakımından çifte vergi avantajı sağlanmasının önüne geçildi.
Genel değerlendirmem
7582 sayılı Kanun kamuoyunda daha çok Varlık Barışı Kanunu olarak anılsa da gerçekte bundan çok daha geniş kapsamlı bir düzenleme niteliği taşıyor. Kanun bir yandan yurt dışından sermaye, servet ve yüksek gelir grubundaki kişileri Türkiye'ye çekmeye yönelik önemli vergi avantajları getirirken, diğer yandan kamu alacaklarının tahsilini kolaylaştıran ve devletin tahsil kabiliyetini artırmayı amaçlayan düzenlemeler içeriyor.
Ancak Kanun'un dikkat çeken yönü yalnızca getirdiği teşvikler değil, bu teşviklerin kime ve hangi gerekçeyle sağlandığıdır. Düzenleme incelendiğinde üretim yapan, istihdam oluşturan ve vergisini düzenli ödeyen mükelleflerden çok; yurt dışında bulunan sermayeyi, serveti ve yüksek gelirleri Türkiye'ye çekmeye odaklanan bir yaklaşımın benimsendiği görülüyor. 20 yıl süreyle gelir vergisi istisnası tanınması, veraset ve intikal vergisinin yüzde 1'e kadar düşürülmesi ve yeni varlık barışı uygulaması birlikte değerlendirildiğinde, vergi rekabeti adına oldukça cömert bir teşvik paketiyle karşı karşıya olduğumuz söylenebilir.
Öte yandan aynı Kanunda yer alan tecil düzenlemeleri de dikkat çekici. Sürenin 72 aya çıkarılması ve teminatsız sınırın artırılması ilk bakışta mükellef lehine görünse de yıllık yüzde 39 seviyesindeki tecil faizi dikkate alındığında bunun gerçek anlamda bir kolaylık mı yoksa pahalı bir finansman yöntemi mi olduğu tartışmaya açıktır. Devlet bir taraftan sermayeye uzun süreli vergi avantajları sunarken, diğer taraftan mevcut vergi borçları için oldukça yüksek maliyetli bir tahsil düzeni korumaya devam etmektedir.
Kuşkusuz ülkeler yatırım çekmek ve uluslararası rekabette öne çıkmak için çeşitli vergisel teşvikler uygulayabilir. Ancak vergi sistemlerinin meşruiyeti yalnızca yatırım çekme kapasitesiyle değil, aynı zamanda adalet duygusunu ne ölçüde koruyabildiğiyle de ölçülür. Vergisini zamanında ve eksiksiz ödeyen milyonlarca mükellefin bulunduğu bir sistemde, kayıt dışı varlıklara yeniden kapı açan varlık barışı uygulamaları ve belirli gelir gruplarına tanınan olağanüstü avantajlar ister istemez vergilemede adalet tartışmalarını yeniden gündeme taşıyacaktır.
Ezcümle 7582 sayılı Kanun, teknik anlamda vergi sisteminde önemli değişiklikler yapan bir düzenleme olmakla birlikte, aynı zamanda Türkiye'nin vergi politikasının hangi önceliklere göre şekillendiğini de ortaya koyuyor. Kanunun asıl etkisi, yürürlüğe giren maddelerden çok, önümüzdeki dönemde vergilemede adaleti, vergi rekabeti ve kamu maliyesi ekseninde yaratacağı tartışmalarda görülecek gibi duruyor.


