Ülkemizde vergi sisteminin en fazla eleştirilen yönlerinden biri, muafiyet ve istisna düzenlemelerinin kapsamının genişliğidir. Bu eleştiriler yalnızca akademik çevrelerde değil, kamu otoritesi ve siyasi iktidar çevreleri tarafından da sıklıkla dile getirilmektedir.
İstisna ve muafiyetlerin azaltılacağı yönünde güçlü söylemler bulunmakla birlikte, uygulamada yapılan düzenlemelerin sınırlı kaldığı görülmektedir.
Nisan ayında verilecek kurumlar vergisi beyannameleri, bu yıl önemli bir değişiklikle gündeme geliyor. İstisnalara ilişkin yeminli mali müşavir tasdik raporu düzenleme zorunluluğu, beyan sürecinin en kritik başlığı haline gelmiş durumda.
TRİLYONLUK İSTİSNA RAKAMLARI SÖZ KONUSU
Vergi harcaması; devletin ekonomik, sosyal veya sektörel amaçlarla vergi almaktan vazgeçtiği tutarları ifade etmektedir.
2024 yılı vergi harcamaları verilerine göre toplam vergi harcaması yaklaşık 2,4 trilyon TL seviyesindedir. Öte yandan Orta Vadeli Mali Plan hesaplamaları vergi harcamalarının azalmadığını, aksine büyüdüğünü göstermektedir: 2025 yılı için 3.005.167 milyar TL, 2026 yılı için 3.340.425 milyar TL, 2027 yılı içinse 3.672.952 milyar TL olarak tahmin edilmiştir. Bu tablo, vergi harcaması sisteminin yapısal bir mali politika tercihi olarak devam ettiğini göstermektedir.
Bu tutarların önemli kısmı gelir ve kurumlar vergisi alanında yoğunlaşmaktadır. Özellikle vergilendirmeye en uygun alan olarak 392,3 milyar TL kurumlar vergisi vergi harcaması büyüklüğü dikkat çekmektedir.
DEPREM SONRASI BİR DAFAYA MAHSUS VERGİLENDİRİLDİ
6 Şubat depreminden sonra 7440 sayılı kanunla 2022 yılı kazançlarına uygulanmak üzere bir defaya mahsus uygulanmak üzere bu istisna ve muafiyetler yüzde 5 ve 10 oranında vergilendirilmişti. Bu uygulamada kapsam geniş tutulmuş; nerdeyse istisna ve indirimlerin tamamı vergiye tabi tutulmuştu.
ASGARİ KURUMLAR VERGİSİNE KONU OLMAKTA
Ardında istisna ve indirimler korunarak asgari kurumlar vergisi getirildi. 7524 sayılı kanunla getirilen düzenlemede “Hesaplanan kurumlar vergisi, kurumların indirim ve istisnalar düşülmeden önceki kurum kazancının yüzde 10'undan az olamayacaktır” hükmü yer aldı. Bu kanun ilk kez 2024 yılı kazançlarına uygulandı.
DENETİM MEKANİZMASI YMM’YE DEVREDİLİYOR
Şimdi Hazine ve Maliye Bakanlığı tarafından yayımlana 49 No.lu Tebliğ’le istisna ve indirimlerin doğru uygulandığına rakamlarının doğru tespit edildiğine ve bu düzenlemelerin doğru uygulanmasını sağlamaya yönelik 49 No.lu bir tebliğ yayımlandı.
Tebliğin temel amacı; mükelleflerin istisna ve indirimlerden yararlanırken mevzuata uygun hareket edip etmediğinin, belgelerin doğruluğunun ve hesaplamaların gerçeği yansıtıp yansıtmadığının tespit edilmesidir.
Bu yaklaşım istisna ve indirimler adı altında oluşabilecek ilave vergi kayıplarını önlemek amacını taşımaktadır.
TASDİK SİSTEMİ GENİŞLİYOR, SORUMLULUK AĞIRLAŞIYOR
49 No.lu Tebliğ ile tasdik mekanizmasının kapsamı genişletilirken, tasdiki yapacak yeminli mali müşavirlerin sorumluluk alanı da önemli ölçüde artırılmıştır. Tebliğ uyarınca YMM’ler; defter kayıtlarının usulüne uygunluğu, belgelerin geçerliliği, işlemlerin mevzuata uygunluğu ve beyanların gerçeği yansıtıp yansıtmadığını incelemekle yükümlüdür. Bu kapsamda tasdikin hatalı olması halinde YMM’lerin ziyaa uğratılan vergi, ceza ve gecikme faizlerinden mükellefle birlikte müştereken ve müteselsilen sorumlu tutulması, yasal dayanağı olsa da meslek mensupları açısından haksız sorumluluk alanı doğurabilmektedir.
TASDİK İŞLEMİ YAPTIRILMAZSA YAPTIRIM VE HAK KAYBI VAR
Tasdik sisteminin yaptırım boyutu Tebliğ ile açık şekilde düzenlenmiştir. Buna göre, gelir veya kurumlar vergisi istisna, indirim ve uygulamalarına ilişkin tasdik raporunun süresinde ibraz edilmemesi halinde mükellefe 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun mükerrer 227’nci maddesi kapsamında ek süre verilmektedir. Bu süre içinde de raporun ibraz edilmemesi durumunda mükellef, ilgili istisna veya indirimden yararlanma hakkını kaybetmektedir.
Ancak burada iki temel husus gözden kaçırılmamalıdır.
İlk olarak, Bakanlığın indirimler bakımından tasdik zorunluluğu getirme yetkisi bulunmamaktadır. Zira mükerrer 227’nci madde, tasdik şartına bağlanabilecek konuları “muafiyet, istisna ve benzeri düzenlemeler” ile sınırlı olarak saymaktadır. İndirimler ise hukuki nitelik itibarıyla farklı görülmektedir. Danıştay İçtihatları Birleştirme Kurulu da istisna ve indirimlerin farklı hukuki rejimler olduğunu açıkça ortaya koymuştur. Bu nedenle indirimlerin Tebliğ ile tasdik zorunluluğuna bağlanması, yetki unsuru bakımından tartışmalıdır.
İkinci olarak, tasdik raporunun ibraz edilmemesi halinde mükellefin doğrudan ilgili istisna veya indirimden yararlanma hakkını kaybetmesi öngörülmektedir. Bu yaklaşım, hukuki açıdan tartışmalıdır. Zira mükellefin yargı yoluna başvurması halinde, bu şekilde tesis edilecek bir tarhiyatın kaldırılması olasıdır.
Ayrıca dikkat çekici olan husus, tasdik raporunun ibraz edilmemesi durumunda klasik anlamda bir vergi incelemesi yapılacağına ve konunun idarenin denetim elemanları tarafından inceleneceğine ilişkin herhangi bir mekanizmanın öngörülmemiş olmasıdır. Yani tasdik raporu ibraz etmeyen bir mükellefin, mevcut düzenleme çerçevesinde vergi incelemesine tabi tutulmadan sistem dışında kalabilmesine imkân tanıyan bir boşluk ortaya çıkmaktadır.
Buna ek olarak, tasdik raporunun süresinde ibraz edilmemesi halinde özel usulsüzlük cezası uygulanması da söz konusu olabilmektedir. Bu kapsamda, VUK’un 353’üncü maddesi uyarınca, ilgili yıl için belirlenen alt ve üst sınırlar dahilinde olmak üzere, tasdik raporuna bağlanan tutarın belirli bir oranı üzerinden mükellef adına özel usulsüzlük cezası kesilebilmektedir.
Özetle, vergilendirilmesi gereken istisnalar korunurken; denetim fonksiyonu YMM’lere devredilmektedir.
Yusuf İleri
Odatv.com