EKONOMİ

Yatırım çekme modeli: Vergi yok, istisna çok

Türkiye, yatırım çekme stratejisini büyük ölçüde vergisel istisnalar ve muafiyetler üzerine kurulu bir modele doğru taşımaktadır

Abone Ol
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Dolmabahçe’de açıkladığı “Türkiye Yüzyılı Yatırım İçin Güçlü Merkez Programı”, ilk bakışta yatırım ortamını güçlendirmeye dönük bir paket gibi sunuluyor. Ancak metnin satır aralarına bakıldığında bunun çok daha fazlası olduğu görülüyor: Türkiye’nin vergi sisteminin yönünü belirleyen açık bir tercih. Türkiye, vergi sistemini kökten değiştirerek uluslararası sermayeyi düşük vergi üzerinden çekmeye kararlı.
İstanbul Finans Merkezi zaten onlarca vergisel kolaylık sağlıyordu.
İstanbul Finans Merkezi (İFM) 17 Nisan 2023 Pazartesi günü Erdoğan’ın konuşmasıyla açıldı ve birçok eleştiriyi de beraberinde getirdi. İstanbul Finans Merkezi’nin kurulumunda rol model olarak Dubai Uluslararası Finans Merkezi (DIFC) alınmış. Dubai Uluslararası Finans Merkezi’nde şirketlerin 40 yıla kadar kurumlar vergisinden muaf tutulması gibi çok ciddi vergisel avantajlar var.
İstanbul Finans Merkezi'nde bankacılık, sigortacılık, yeşil finans, finansal teknolojiler ve katılım finansı gibi stratejik alt sektörlere odaklanmanın yanı sıra, uluslararası finansal hizmetler sektörü içerisinde faaliyet gösteren portföy yönetimi, servet yönetimi, proje finansmanı, fon yönetimi ve reasürans şirketlerinin desteklenmesi amaçlanmaktadır.
İstanbul Finans Merkezi’nin kuruluşu 28 Haziran 2022 tarihli Resmi Gazetede yayımlanan 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu (İFMK) ile olmuştur.
Bu çerçeve 7412 sayılı İstanbul Finans Merkezi Kanunu ile hukuki zemine oturtuldu. Kanunla birlikte finansal hizmet ihracından elde edilen kazançların büyük kısmı vergiden istisna edilirken, BSMV, harç ve damga vergisi muafiyetleriyle oldukça geniş bir alan yaratıldı. Nitelikli yabancı çalışanlara yönelik ücret istisnaları da bu yapının önemli bir parçası oldu.

Birçok vergisel avantaj getirilmişti

İstanbul Finans Merkezi Kanunu ile bu bölgede faaliyet göstereceklere kurumlar vergisinden damga vergisine kadar birçok vergisel muafiyet/istisna avantajı sunuldu.
Bu vergisel avantajların
İlki,
İFM’de gerçekleştirilen finansal hizmet ihracatı niteliğindeki faaliyetler kapsamında elde edilen kazançların yüzde 75’i kurum kazancından indirilecek. Ancak İFMK’nin geçici 1’inci maddesiyle yüzde 75’lik oran 2022 ila 2031 yılları vergilendirme dönemleri için yüzde 100 olarak uygulanacak. Yani finansal hizmet ihracından elde edilen tüm kazanç aynı zamanda indirilecek gider hükmünde olacak. Burada yalnızca finansal hizmet ihracatı kapsamındaki faaliyetlere istisna ve indirim tanınmaktadır.
İkincisi,
İFM’de gerçekleştirilen finansal hizmet ihracatı niteliğindeki faaliyetlerden lehe alınan paralar kambiyo vergisi olarak bilinen Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi'nden (BSMV) istisna edildi.
Üçüncüsü,
İFM’de gerçekleştirilen finansal hizmet ihracatı faaliyetlerine ilişkin işlemler her türlü harçtan istisna edildi.
Dördüncüsü,
İFM’de gerçekleştirilen finansal hizmet ihracatı faaliyetlerine ilişkin işlemler için düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden istisna edildi.
Beşincisi,
İstanbul Finans Merkezinde çalışmaya başlamadan önceki son üç yıl Türkiye’de çalışmamış olan kişilerin yurt dışında en az beş yıl mesleki tecrübesi olanların ücretinin gerçek safi değerinin yüzde 60’ı; yurt dışında en az 10 yıllık mesleki tecrübeye sahip kişilerin ise yüzde 80’i gelir vergisinden istisna edilmiş. Bu maddeye göre son üç yıldır Türkiye’de çalışmış olanlar bu istisnadan yararlanamıyor.
Kanun gerekçesinde, İFM'nin yurt dışından gelecek, alanında katma değer yaratması beklenen nitelikli insan kaynağı için de çekim merkezi olması hedeflendiği belirtilmiştir.
Altıncısı,
İFM’de yer alan taşınmazların/ofislerin vs. kiralanmasına dair işlemler her türlü harçtan ve bu işlemlere ilişkin düzenlenen kâğıtlar damga vergisinden istisna edilmiş.

Erdoğan’ın konuşmasındaki İFM değişiklikleri

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı düzenlemeler, İstanbul Finans Merkezi için mevcut vergi avantajlarını daha da genişletiyor. İFM’de faaliyet gösteren kurumların transit ticaret kazançlarına uygulanan (KVK m.10/1-i) yüzde 50’lik indirim yüzde 100’e çıkarılıyor. Bu da şu anlama geliyor: Bu kazançlar artık tamamen kurumlar vergisi dışında kalacak.
Üstelik bu yaklaşım sadece İFM ile sınırlı değil. Merkez dışında transit ticaret yapan şirketler için de kazancın yüzde 95’inin kurum kazancından indirilmesi öngörülüyor. Böylece belirli bir bölgeye özgü teşvik, fiilen ülke geneline yayılan bir vergi politikası haline geliyor.
Küresel şirketlerin bölgesel yönetim merkezlerinin önemli bir kısmı bugün Dubai’de konumlanmış durumda. Son dönemde yaşanan jeopolitik gelişmelerin bu yapıları zorladığı da açık. Bu çerçevede, söz konusu merkezlerin İstanbul Finans Merkezi’ne taşınmasını sağlamak amacıyla yeni teşvikler gündeme getiriliyor.
Açıklanan düzenlemelere göre, bu şirketlerin İFM üzerinden yönettikleri yurt dışı operasyonlardan elde ettikleri kazançların tamamı (yüzde 100), diğer faaliyetlerine ilişkin kazançlarının ise yüzde 95’i, 20 yıl boyunca kurumlar vergisi açısından indirilebilecek. Bunun yanında, bu merkezlerde çalışacak nitelikli personele de belirli şartlarla ayrıca ücret istisnası sağlanacak.

Diğer yeni düzenlemeler

İmalatçı-ihracatçılar için kurumlar vergisi oranı yüzde 9’a, yalnız ihracat yapanlar için yüzde 14’e düşürülüyor.
Yurt dışından gelen ve son 3 yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilere, yurt dışı gelirleri üzerinden 20 yıl boyunca vergi muafiyeti sağlanması öngörülüyor. Bu kişiler yalnızca Türkiye’de elde ettikleri gelirler üzerinden vergilendirilecek ve veraset vergisi de yüzde 1 olarak uygulanacak.
Ayrıca yurt dışına yönelik mimarlık, mühendislik, yazılım ve tasarım gibi hizmetlerden elde edilen kazançlar için yüzde 80 olan indirim oranı yüzde 100’e çıkarılarak bu gelirlerin fiilen vergiden istisna edilmesi planlanıyor.
Son olarak, yurt dışındaki para, altın ve menkul kıymetlerin düşük bir vergiyle Türkiye’ye getirilmesini öngören yeni bir varlık barışı düzenlemesi hazırlanıyor. Bu kapsamda getirilen varlıklar için vergi incelemesi yapılmayacak.
Sonuç olarak
Bütün bu düzenlemeler birlikte değerlendirildiğinde ortaya çıkan tablo oldukça nettir: Türkiye, yatırım çekme stratejisini büyük ölçüde vergisel istisnalar ve muafiyetler üzerine kurulu bir modele doğru taşımaktadır. İstanbul Finans Merkezi ile başlayan bu yaklaşım, artık yalnızca belirli bir bölgeye özgü bir teşvik rejimi olmaktan çıkmış; transit ticaretten ihracata, küresel şirket merkezlerinden bireysel gelir rejimlerine kadar genişleyen bir yapıya dönüşmüştür.
Vergi oranlarının düşürülmesi, kazançların büyük ölçüde matrah dışına çıkarılması ve bazı gelir türlerinde fiilen sıfır vergiye yaklaşılması, sistemin ağırlık merkezini değiştirmektedir. Bu değişim, bir yandan uluslararası sermaye ve nitelikli işgücü çekmeyi hedeflerken, diğer yandan vergi yükünün hangi kesimlerde yoğunlaştığı sorusunu daha görünür hale getirmektedir.
Özellikle uzun süreli (20 yıla varan) istisnalar ve ülke geneline yayılan vergi indirimleri, artık geçici teşvik mantığının ötesine geçen bir kalıcı vergi rejimi tasarımı izlenimi vermektedir. Bu durum, vergi sisteminin sadece ekonomik bir araç değil, aynı zamanda tercih edilen ekonomik modelin de bir yansıması olduğunu göstermektedir.