22 Mayıs 2026 tarihli yazımda TL reel olarak değer kazandığı sürece, kredi kısıtlamalarının sistemin en önemli sigortası olduğunu belirtmiştim. Gerçekten de 23 Mayıs’ta siyasi risk artıp, finansal piyasalar dalgalanınca, Merkez Bankası önlem olarak kredi sınırlamalarını artırdı. Artırdı ama bu sefer de kredileri fazla sıkmış olabilir.

Gelin şu “makroihtiyati” çerçeveye biraz daha geniş açıdan bakalım. Makroihtiyati çerçevenin iki ana parçasından biri olan kredi kısıtlamalarının son üç yıldaki gelişimini bir hatırlayalım. Sonra da bu gelişim üzerine biraz düşünelim. Kredi sınırları hala ilaç düzeyinde mi yoksa biraz fazla mı kaçtı?

Krediler hep sınırlanmış: Tabloda seçilmiş kredi türleri için uygulanan kredi kısıtlarının son üç yıldaki seyrini görüyorsunuz. İlk dikkatimizi çekmesi gereken gelişme, Temmuz 2023’ten bugüne, yaklaşık üç yıldır kredilerin giderek daha çok kısıtlanması. Temmuz 2023’ten önce 8 haftada yüzde 6 büyümesine izin verilen her türlü TL kredi devamlı sıkılaştırılmış ve ticari krediler yüzde 2’ye, ihtiyaç kredileri yüzde 3’e düşürülmüş. Nispeten korunmaya çalışıldığı görülen KOBİ kredileri bile yüzde 6’dan 4,5’a ve yabancı para kredilerin büyümesi de düzenli olarak kısıtlanarak yüzde 0,5’e düşürülmüş.

Finansal riskler hiç azalmadı mı: Buradaki tuhaflığa dikkat lütfen. Kredi kısıtlamaları finansal sistemde oluşan riskleri kontrol etmek için kullanılır. Risk ortadan kalkınca kredilerin yeniden gevşetilmesi beklenir. Üç yıl boyunca kredi kısıtlarının bazen artırıldığı, bazen azaltıldığı bir seyir görmemiz gerekirken, tam tersi kredi piyasasının giderek daha çok sıkıştırıldığı bir seyir görüyoruz. Neden? Tek olası açıklama son üç yılda finansal risklerin hiç azalmadığı, tam tersine düzenli bir şekilde arttığıdır.

Yurtdışında savaş, yurtiçinde siyasi tansiyon gibi nedenlerle piyasalar etkilendiğinde kredilerin kısıtlanmasını normal karşılayabiliriz ama piyasalar normale döndüğünde krediler neden tekrar gevşememiş? Demek ki kredi kısıtlarının arkasında bir defalık şokların getirdiği tekil riskler değil, devamlı ve giderek biriken bir risk var. İşte o risk kanımca TL’nin değer kazanmasından geliyor.

TL kredi artışı en fazla yüzde 22: En son getirilen kısıtların ne kadar zorlayıcı olduğunu anlamak için kredilerin yıllık bazda ne kadar artmasına izin veriliyor, buna bir bakalım mı? Eğer kredi kuruluşları buradaki kısıtlara birebir uyarlarsa, ticari TL krediler yıllık bazda en fazla yüzde 14, KOBİ TL kredileri yüzde 33, döviz kredileri yüzde 3 ve bireysel ihtiyaç kredileri yüzde 21 artabilecek. Toplam TL krediler en fazla yüzde 22 artarken, döviz kredileri neredeyse duracak. Dikkat ederseniz KOBİ kredileri hariç her kredi türü için enflasyonun altında bir artış, yani reel olarak daralma öngörülüyor. Aslında enflasyonun yükselmesini beklediğimiz için KOBİ kredileri de reel olarak küçülecek. TL ticari krediler ve döviz kredilerde ise reel küçülme çok şiddetli olacak.

Yük ihracatçıya ve turizmciye binecek: TL’nin döviz karşısında reel bazda değer kazanması hepimiz için enflasyondan bağımsız bir pahalılık yaratıyor ama en çok etkilenen tabii ki ihracat ve turizm gibi döviz kazandırıcı sektörler. Döviz kredilerini de en çok bu sektörler kullanıyor. Riskli fakat bir o kadar da avantajlı olan döviz kredileri, döviz kazandırıcı sektörler için finansman maliyetini riskli bir yolla da olsa düşürmek, kaybını telafi etmek için bir fırsat sunuyordu. Şimdi bu fırsat büyük ölçüde azalıyor. Dolayısıyla yeni kredi kısıtlarının getirdiği yükten ihracatçı ve turizmci daha çok etkilenecek.

Son olarak şunu ekleyelim. Son getirilen kredi kısıtları o kadar zorlayıcı ki, bunların bir sene boyunca devam edebileceğini düşünmemek lazım. Yoksa zaten enflasyonda artış beklenen bir dönemde, ayrıca kredi kısıtları nedeniyle büyümenin de olumsuz etkilenmesi, çok riskli bir karışım olacaktır. Paracelcus’un dediği gibi “Zehiri ilaçtan ayıran şey, dozudur.”

Zehri ilaçtan ayıran şey dozudur: Kredi sınırlamaları - Resim : 1

Emre Alpan İnan-Ekonomim