Dış dünya durgunluk riskine rağmen, enflasyonu önlemek için faiz artırmaya ve parasal sıkılaştırma politikalarını uygulamaya devam ediyor. Esasen bir miktar ekonomik daralmaya katlanmadan, enflasyonu aşağı çekmek de pek mümkün görünmüyor. Geçen yıl ortalama yüzde 6 büyüyen küresel ekonominin; IMF tarafından, bu yıl ancak ortalama yüzde 3.2 oranında büyüyeceği öngörülüyor. Avrupa sanayi üretimini ve istihdamını ise enflasyon, faiz artışları ve enerji krizi nedeniyle zor günler bekliyor. 

Dünya ekonomisinde ve ihracata pazarlarımızdaki bu daralmanın, yanı başımızdaki Rusya-Ukrayna savaşının, uluslararası yüksek enerji ve emtia fiyatlarının, Türkiye ekonomisini olumsuz etkilemesi kaçınılmaz görünüyor. Yılın ilk yarısında ortalama yüzde 7.5 oranında büyüyen Türkiye ekonomisinden yavaşlama sinyalleri gelmeye başladı. Ekim ayında imalat sanayi kapasite kullanım oranı yüzde 76.9 ile önceki aya göre 0.5 puan azaldı. İSO, Türkiye İmalat PMI (Satın Alma Yöneticileri Endeksi) ve benzeri öncü göstergeler, Türkiye ekonomisinin yılın ikinci yarısında daralacağını gösteriyor.

BÜYÜME MODELİMİZ VAR MI?

Türkiye’de iktidar, biz büyümeyi ve istihdamı tercih ettik, ortodoks ekonomi politikalarından koptuk, heterodoks politikalar uyguluyoruz diyor. Diğer bir ifadeyle enflasyonla mücadeleyi tercih etmediklerini söylüyorlar. Ancak tercih edilen bu büyüme modeli birçok yönüyle sorunlu ayrıca ortada bir model var mı o da tartışmalıdır.

Daha çok ithalat, iç tüketim, borçlanma ve enflasyonist politikalarla büyüyen Türkiye ekonomisinde üretimin kalitesi, verimliliği ve katma değeri çok düşük. Üretimin bu zayıf yapısı, kontrollü sabit kur uygulamasıyla birleşince, ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranı yüzde 69.4’e düşmüş durumda. Hani ihracata dayalı bir büyüme modeli ile sorunlarımızı çözecektik? 

TÜİK eylül ayı dış ticaret verilerini açıkladı, dış ticaret açığı eylülde geçen yılın aynı ayına göre yüzde 268.1 yükselerek 9.6 milyar dolara çıkmış, dokuz aylık dış ticaret açığı ise geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 156.3 artarak 32.4 milyar dolardan, 83.1 milyar dolara yükselmiş bulunuyor. Artan dış ticaret açığına paralel olarak, 2022’nin ilk sekiz ayında verilen cari açık ise bir önceki yılın aynı dönemine göre yüzde 211.3 oranında artarak 39.7 milyar dolara yükselmiştir. Merkez Bankası’nın döviz rezervine ve artan ülkenin döviz borç stoğuna baktığımızda bu dış ticaret yapısının sürdürülebilir olmadığını görüyoruz.

TÜRKİYE’NİN ENFLASYON TERCİHİ

Ekonomi bilimi ve yaşanan tecrübeler, enflasyonun yaşama koşullarında ve ekonomi üzerinde çok büyük tahribatlar yaratığını göstermektedir. Enflasyonu yükseltmek kolaydır ama aşağı çekmek zordur. Enflasyonu düşürmeden; faizi, piyasa dengesine aykırı uygulamalarla aşağı çekmeye çalışmak, orta ve uzun vadede finansal sitemi istikrarsızlaştırılmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Bu nedenle gelişmiş ülkeler, bütün imkânlarıyla tek haneli olan enflasyon oranlarını aşağı çekme çabası içindedirler. 

Türkiye’de vatandaş elinde sürekli alım gücü eriyen Türk Lirası’yla hiçbir şey yapamıyorsa hemen tüketim harcamasına dönüştürmektedir. Türk Lirası tasarrufların cezalandırıldığı bir ortamda yatırım yapılamayacak, dolarizasyon önlenemeyecek, enflasyon kendi kendini beslemeye devam edecektir. Yüksek enflasyonun hüküm sürdüğü bir ortamda asgari ücretteki artışın sağlayacağı gelir artışı sadece kısa vadede bir rahatlama getirebilir. Kaşıkla verilen kepçeyle eriyecektir.

YOKSULLUK ARTMAYA DEVAM EDİYOR

Politika faizi seçim propagandası oluyor Politika faizi seçim propagandası oluyor

Daha da önemlisi enflasyonun sebep olduğu gelir dağılımı bozukluğu; ekonomi yönetiminin finansal piyasalara yaptığı, düşük faiz, sabit kur ve KKM benzeri müdahaleleriyle daha da derinleşiyor. Finansal sistemde riskler birikirken vatandaşların yoksulluğu artıyor. Türk-İş’in araştırmasına göre, ekim ayında dört kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden “açlık sınırı”, 7 bin 425 lira oldu. Gıda, giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri yapılması zorunlu harcamaların toplam tutarına denk gelen dört kişilik bir ailenin “yoksulluk sınırı” ise 24.185 lira olarak açıklandı. Bu durumda çalışanların yarısına yakını açlık sınırının altında, büyük çoğunluğu ise yoksulluk sınırının altında ücret alıyor demektir. Aynı araştırmada Ankara’da dört kişilik bir ailenin “mutfak-gıda enflasyonu” son bir yılda yüzde 134.8 olarak hesaplanmıştır. Varın siz işsizleri, emeklileri, elektrik masraflarını dahi karşılamakta zorlanan esnafı ve sabit gelirlileri düşünün...

Cumhuriyet | İrfan Hüseyin Yıldız