Dijitalleş­me, denetim kapasitesinin artırılması ve sürdürülebilirlik ekseninde ele alınan yeni yaklaşım, yalnızca AB iç pazarını değil, Bir­lik ile yoğun ticaret ilişkisi bulunan Türki­ye’yi de doğrudan etkileyecek nitelikte.

Bu çerçevede öne çıkan başlıklar; güm­rüklerde veri odaklı sistemlere geçiş, düşük değerli gönderilere yönelik muafiyetlerin kaldırılması, karbon düzenleme mekaniz­masının genişletilmesi ve KDV’de dijitalleş­menin hızlandırılmasıdır. Bu başlıkların her biri, Türkiye açısından somut sonuçlar do­ğurabilecek niteliktedir.

E-ticarette 150 euro eşiğinin kaldırılması

AB’nin düşük değerli gönderiler için uy­guladığı 150 euroluk gümrük vergisi muafi­yetini kaldırma yönündeki adımı, özellikle Türkiye’den Avrupa’ya yapılan e-ticaret sa­tışları açısından kritik bir değişimi berabe­rinde getiriyor. Bugüne kadar küçük hacimli gönderiler üzerinden yürüyen ticaret mode­li, bu değişiklikle birlikte doğrudan maliyet baskısı altına girecektir. Her ürünün gümrü­ğe tabi hale gelmesi ve ek işlem ücretlerinin getirilmesi, özellikle küçük ve orta ölçekli satıcıların rekabet gücünü zayıflatacaktır.

Daha önemlisi, Türkiye’nin coğrafi yakın­lığa dayalı hızlı teslimat avantajı, maliyet avantajı ile desteklenmediği sürece tek ba­şına yeterli olmayacak görünmektedir. Da­ha önce basına yansıyan açıklamalarda, An­laşmalar Genel Müdürlüğü’nün Türkiye’nin düzenlemeden muaf tutulması için konuyla ilgi bir çalışma başlattığı ifade edilmişti.

Karbon maliyeti sorunu

Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması (CBAM), Türkiye açısından en stratejik baş­lıklardan biri olmaya devam ediyor. Mevcut haliyle belirli sektörleri kapsayan bu meka­nizmanın, 2026 sonrasında daha geniş bir ürün yelpazesine yayılması bekleniyor.

Bu gelişme, özellikle enerji yoğun üre­tim yapan sektörlerde maliyetlerin artma­sı anlamına geliyor. Ancak asıl kritik husus, CBAM’in aşağı yönlü ürünleri de kapsaya­cak şekilde genişletilmesi ihtimalidir. Bu gerçekleştiği takdirde, yalnızca ham mad­de ihracatı değil, bu girdileri kullanan nihai ürün ihracatı da doğrudan etkilenecektir. Bu nedenle, daha önceki yazılarımda da ele al­dığım üzere, CBAM artık yalnızca bir çev­re politikası değil; doğrudan rekabet gücünü belirleyen bir unsur haline gelmiştir.

Dijital gümrük ve veri şeffaflığı

AB’nin gümrük sistemini veri temelli bir yapıya dönüştürme hedefi, Türkiye’den ya­pılan ihracat işlemlerinin daha yakından izlenmesi sonucunu doğuracaktır. EU Cus­toms Data Hub, ICS2 ve benzeri sistemler aracılığıyla, ithalat işlemlerine ilişkin veri akışı artacak ve risk analizleri daha etkin ha­le gelecektir. Bu gelişme, özellikle düşük de­ğerli veya parçalı gönderiler üzerinden yü­rütülen ticaret modelleri açısından önemli bir değişimi beraberinde getirmektedir. Ka­yıt dışı veya gri alanlarda kalan uygulamala­rın sürdürülebilirliği giderek zorlaşacaktır.

KDV’de Dijital Çağ (ViDA) paketi ile bir­likte AB, sınır ötesi işlemlerde veri payla­şımını ve raporlamayı önemli ölçüde artır­mayı hedeflemektedir. Tek KDV tescil sis­temi ve dijital raporlama yükümlülükleri, AB’ye satış yapan Türk şirketleri için yeni bir uyum alanı yaratacaktır. Bu gelişme, hiç şüphesiz yalnızca teknik bir düzenleme de­ğil; aynı zamanda şirketlerin operasyonel süreçlerini yeniden yapılandırmasını ge­rektiren bir dönüşümdür.Reformun etkile­rine Türkiye açısından bakıldığında, ortaya çıkan tablo iki yönlüdür. Bir yandan artan maliyetler, sıkılaşan denetim ve genişleyen uyum yükümlülükleri, Türk şirketleri açı­sından yeni riskler doğurmaktadır. Diğer yandan, bu daha karmaşık yapı, doğru yö­netildiğinde önemli fırsatlar da yaratmak­tadır. Bu eksende, önümüzdeki dönemde öne çıkacak şirketler, yalnızca ürün ve fiyat rekabetine değil; aynı zamanda düzenleyi­ci çerçeveye uyum kapasitesine de yatırım yapanlar olacaktır.

Kaynak: Dünya | Prof. Dr. Ayhan Selçuk ÖZGENÇ