Algoritmaların mükellefleri risk analizine tabi tuttuğu, vergi incelemelerinin önemli ölçüde dijital ortama taşındığı yeni dönemde bu sorular her zamankinden daha önemli hâle gelmiş durumda.
VERGİ DENETİMİNE ALINACAĞINA KİM KARAR VERİYOR?
Vergi denetimine kimin alınacağına artık bürokrasi veya müfettiş değil, bir algoritma seçiyor. Bugün dünya genelinde vergi idareleri, insan emeğine dayalı klasik denetim yöntemlerinden hızla uzaklaşıyor. Kimin denetleneceğini algoritma seçiyor, ama neden seçtiğini açıklamıyor. Artık milyonlarca veriyi aynı anda tarayabilen dijital sistemler, mükellef davranışlarını analiz ederek riskli işlemleri tespit ediyor. Denetim, bürokratik bir süreç olmaktan çıkıp, saniyeler içinde karar verebilen otomatik mekanizmalara dönüşüyor.
İngiltere’de HMRC’nin “Connect” sistemi, 55’ten fazla kamu ve özel veri kaynağını entegre ederek olası usulsüzlükleri algoritmalarla belirlediğini açıklıyor. Benzer biçimde Avustralya Vergi İdaresi’nin “Data Matching Programı” bankalar, işverenler ve yatırım fonlarından alınan verileri eşleştirerek risk doğuran işlemleri saptıyor.
Türkiye’de ise bu dijital dönüşüm e-Fatura, e-Defter, e-Arşiv, e-İrsaliye gibi elektronik belge sistemleriyle başlamış, BTRANS, KDVİRA ve e-Mutabakat gibi platformlarla derinleşmiştir. Artık her işlem dijital bir iz bırakmakta, bu veriler merkezi sistemlerde toplanarak algoritmalar tarafından analiz edilmektedir. Ortaya çıkan sonuçlar da kimi zaman izaha davet nedeni yapılırken kimi zaman da doğrudan incelemeye sevk kararının dayanağı hâline gelmektedir. Bu durum, denetimin artık geçmişe değil, anlık veriye dayandığını göstermektedir.
İSPAT YÜKÜ KİME AİT OLACAK
Ancak bu yeni düzenin beraberinde getirdiği en kritik tartışma, ispat yükünün kime ait olduğu sorusudur. Klasik denetimde müfettiş, maddi olayları yerinde inceler, defterleri karşılaştırır, üçüncü kişilerden bilgi toplar ve sonunda bir kanaate varır. Burada insan muhakemesi, olayın bağlamını kavramada belirleyici rol oynar. Oysa algoritmik denetimde karar mekanizması, görünmeyen bir kara kutu gibidir. Hangi verilerin nasıl değerlendirildiği, hangi parametrelerin hangi ağırlıkla işleme sokulduğu çoğu zaman belirsizdir. Mükellef, neden incelemeye seçildiğini bile bilmez. Bu durum yalnızca hukuki güvenlik ilkesini değil, aynı zamanda adil yargılanma hakkını da zedeler.
Günümüzde mükellef artık bir veri setine dönüşmüştür. Algoritma da şüphe üretiyor. Yapay zekâ destekli denetim araçları, doğaları gereği sınırlı şeffaflığa sahiptir. Bir mükellefin yüksek hacimli mal alımlarını “olağandışı” olarak sınıflandıran algoritma, o işlemin ardındaki ticari gerekçeyi anlayamaz.
İNCELEMELER DE DİJİTALLEŞİYOR
Bu noktada algoritmik denetimin yalnızca mükellefin incelemeye seçilmesiyle sınırlı olmadığı da gözden kaçırılmamalıdır. Türkiye’de bu dönüşüm, yalnızca risk analizlerinin yapay zekâ ve algoritmalar tarafından gerçekleştirilmesiyle sınırlı kalmamış, inceleme sürecinin kendisi de dijital ortama taşınması için Yönetmelik değişikliği yapılmıştır.
Vergi İncelemelerinde Uyulacak Usul ve Esaslar Hakkındaki Yönetmelik'te yapılan değişiklikle vergi incelemelerinde dijital dönüşümün hukuki altyapısı oluşturulmuştur(Resmi Gazete:13 Mayıs 2025 tarihli ve 32899 sayılı).
Düzenlemeye göre defter ve belgelerin ibrazı, mükellef görüşmeleri, inceleme tutanaklarının düzenlenmesi ve imzalanması dâhil olmak üzere vergi incelemesine ilişkin hemen bütün işlemler elektronik sistemler üzerinden yürütülebilecektir. Defter ve belgeler elektronik ortamda ibraz edilecek, ibraz işlemi sistem tarafından kayıt altına alınacak, inceleme tutanakları elektronik ortamda düzenlenip elektronik imza ile imzalanacak, mükellef ile inceleme elemanları arasındaki görüşmeler ise sesli ve görüntülü iletişim araçlarıyla gerçekleştirilebilecektir.
Böylece ortaya yeni bir denetim modeli çıkmaktadır. Bir tarafta milyonlarca veriyi analiz ederek hangi mükellefin riskli olduğunu belirleyen algoritmalar, diğer tarafta ise alt yapısının tamamlanmasıyla birlikte tamamen elektronik ortamda yürütülecek inceleme süreçleri. Özetle mükellefi algoritma seçiyor, dijital sistem ise inceleme sürecini yönetiyor.
YENİ BİR DELİL SİSTEMİNE İHTİYAÇ VAR
Geldiğimiz noktada, klasik denetim anlayışı ile algoritmik denetim arasında bir dönüşüm eşiğindeyiz. Vergi idaresi açısından verimlilik artarken, hukuk güvenliği açısından yeni riskler doğuyor. Bu nedenle, vergi hukukunda dijital verilerin hangi şartlarda delil sayılacağını, güvenilirliğinin nasıl değerlendirileceğini ve mükellefin bunlara karşı hangi usul güvencelerine sahip olacağını belirleyen yeni bir delil kuramına ihtiyaç vardır. Aksi hâlde, vergi denetimi hukuk alanından çıkar ve algoritmaların karar alanına dönüşür.
Bu nedenle algoritmaların kanaat oluşturan, kanıt üreten değil; dikkat çeken, bilgi veren analitik muhakeme gerektiren araçlar olarak konumlandırılması gerekir. Onlara nihai karar yetkisi tanımak, hukuk devleti ilkesine aykırıdır. Özetle teknolojinin değil, hukukun belirleyici olması gerektiğini ortaya koyan bir delil sistemine ihtiyaç vardır.
Yusuf İleri
Odatv.com





