Son iki yıldır katıldığım toplantılarda, yatırımcı görüşmelerinde ve ekonomi programlarında en çok konuşulan konu yapay zekâ oldu. Birkaç yıl önce blockchain ve kripto paralar gündemdeydi. Bugün ise teknoloji şirketlerinden devletlere kadar herkes yapay zekâyı konuşuyor. Gerçekten de insanlık önemli bir dönüşümün eşiğinde. Ancak tarih bize, büyük teknolojik sıçramaların yalnızca fırsatlar değil, ciddi riskler de taşıdığını gösteriyor.
Bu nedenle şu soruyu sormadan edemiyorum:
Yapay zekâ insanlığın yeni aydınlanma çağı mı olacak,
yoksa yeni bir karanlık çağın başlangıcı mı?
Yapay zekâ; sağlık, üretim, eğitim ve finans gibi alanlarda verimliliği artırıyor, bilgiye erişimi kolaylaştırıyor. Ancak her teknolojik devrim gibi bunun da bir bedeli olabilir.
Sanayi Devrimi insanın kas gücüyle rekabet etmişti. Yapay zekâ ise doğrudan insanın zihinsel üretimiyle rekabet ediyor. Muhasebecilerden hukukçulara, yazılımcılardan gazetecilere kadar birçok meslek dönüşüm sürecine girmiş durumda. Elbette yeni iş alanları doğacaktır. Asıl soru, bunların kaybolacak mesleklerin yerini ne kadar hızlı doldurabileceğidir.
Ekonomik tarafta ise daha önemli bir risk bulunuyor. Son kırk yılda teknoloji büyük şirketleri büyütürken orta sınıf aynı ölçüde güçlenemedi. Yapay zekâ bu farkı daha da artırabilir. Çünkü veri, işlem gücü ve sermaye büyük ölçüde birkaç küresel teknoloji şirketinin elinde bulunuyor.
Asıl mesele, yapay zekânın üreteceği değerin toplumun geneline mi yayılacağı, yoksa belirli şirketlerde mi toplanacağıdır.
Bir diğer önemli konu ise bilgi güveni. Bugün yanlış bilgiler bile piyasalarda milyarlarca dolarlık hareketlere neden olabiliyor. Yapay zekâ ile üretilen görüntü ve videolar yaygınlaştıkça gerçeği sahteden ayırmak daha da zorlaşacak. Oysa finansal sistemlerin temelinde güven vardır. Güven zedelendiğinde belirsizlik artar, yatırımlar azalır ve büyüme yavaşlar.
En çok düşündüren konu ise insanın düşünme alışkanlıkları
Artık birçok sorunun cevabını araştırmak yerine doğrudan yapay zekâya soruyoruz. Bu büyük kolaylık sağlıyor. Ancak insan zihni çoğu zaman cevabı bulurken değil, cevabı ararken gelişir. Araştırmak, sorgulamak ve hata yapmak öğrenmenin vazgeçilmez parçalarıdır.
Belki de gelecekte en büyük risk, makinelerin çok akıllı olması değil, insanların giderek daha az düşünmesidir.
Bu nedenle yapay zekâ yalnızca teknoloji değil; ekonomi, eğitim ve medeniyet meselesidir. Önümüzdeki yıllarda ülkelerin gücü yalnızca doğal kaynaklarıyla değil, veri üretme ve yapay zekâ geliştirme kapasiteleriyle de ölçülecek.
Bir dönem "veri yeni petroldür" deniliyordu. Artık görüyoruz ki veri yalnızca ekonomik değil, stratejik bir güç unsurudur. Teknoloji ne kadar gelişirse gelişsin, onu hangi amaçla kullanacağımıza karar verecek olan yine insandır. Atom enerjisi nasıl hem şehirleri aydınlatabiliyor hem de yıkıma neden olabiliyorsa, yapay zekâ da insanlığın refahını artırabilir ya da eşitsizlikleri derinleştirebilir.
Bu nedenle tartışmamız gereken konu yapay zekânın ne kadar gelişeceği değil, insanlığın bu gelişime ne kadar hazır olduğudur.
Çünkü karanlık çağlar yalnızca cehaletten değil; gücün aşırı merkezileşmesinden, sorgulamayı bırakan toplumlardan ve insanların kendi ürettikleri araçları kontrol edememesinden de doğmuştur.
Yapay zekâ insanlık tarihinin en büyük fırsatlarından biri olabilir. Ama aynı zamanda en büyük sınavlarından biri olmaya da adaydır.
Asıl soru artık şudur: Yapay zekâ çağında insan kalmayı başarabilecek miyiz?
Bekir Tamer Gökalp-Dünya





