Bankerlik, para toplama ve kredi ilişkileriyle menkul kıymet aracılığının iç içe geçtiği, düzenleyici çerçevenin henüz oluşturulmadığı bir ortamda gelişmiştir. Bankerlik krizi ise sermaye piyasasının hukuki temeli ve kurumsallaşma sürecinin toplumsal meşruiyetini güçlendirmiştir.

Bugünkü yatırım fonu piyasasının dayandığı hukuki ve kurumsal yapının oluşumunda bankerlik krizinin belirleyici bir rolü vardır. Bu nedenle, bugünkü fon krizini anlamak için bankerliğin hangi ekonomik koşullarda geliştiğine, nasıl bir finansman işlevi üstlendiğine ve neden çöktüğüne dönmek gerekir.

BANKERLERİ BÜYÜTEN FAİZ UÇURUMU

1980 öncesinde finansman yapısı ağırlıkla bankalara dayanıyor, faizler idari olarak sınırlandırılıyor, hisse senedi ve tahvil piyasası ise dar bir hacimde işliyordu. Şirketlerin banka kredileri dışında kaynak arayışı, tahvil ihracını ve bu tahvilleri tasarruf sahiplerine ulaştıran bankerlerin aracılık faaliyetlerini öne çıkardı.

“Banker faciası”, 1980’li yılların ilk yarısının en trajik olaylarından biri kabul edilir. Yüksek enflasyon koşullarında nakit ihtiyacı, banka kredilerinden yararlanamayan kesimleri “tefeci piyasası”na yöneltmişti. Gazete ilanlarıyla ipotek karşılığı yüksek faizle fon toplayan bu “örgütlenmemiş para piyasası”, tasarruf havuzundan giderek daha fazla pay almaya başladı.

Bankerlerin de etkisiyle, 1979’dan itibaren bankalardaki mevduat reel olarak azalmaya başladı. Halk, banka faizlerini yetersiz bularak parasını özel sektör tahvilleri karşılığında ödeme garantisi sağlayan bankerlere yatırıyordu. Mevduat bankalarının toplam mali kesimdeki payı, 1977’de yüzde 79’dan 1978’de yüzde 74’e, 1979’da yüzde 72’ye geriledi. Serbest piyasada faizler yüzde 100’ü aşarken bankaların mevduat faizi en fazla yüzde 24’tü. Kredi taleplerini karşılayamayan bankalar, çeşitli yollarla kredi faizlerini yüzde 45–50’ye yükseltiyordu.

İLK UYARI TÜSİAD’DAN: VERGİ KAYBINA DA DİKKAT ÇEKİLİYORDU

TÜSİAD’ın 1980 tarihli bir raporu, örgütlenmemiş para piyasasının ipotek karşılığı borç verme işlemlerindeki yoğun faaliyetine ve bunun yol açtığı vergi kaybına dikkat çekiyordu. Raporda, yüksek faizle para verilmesi gayri kanuni olduğu için, ilgililer bunları resmi gelirleri arasına intikal ettiremiyorlar, dolayısıyla istemeyerek vergi kaçakçısı durumuna sürüklendiği belirtiliyordu.

FAİZLERİN SERBESLEŞTİRİLMESİ İLE YARIŞA BANKALAR DA KATILIYOR

1 Temmuz 1980’de faiz serbestleştirmesi başladı. Bakanlar Kurulu kararı, bankaların kredi faizlerini vadelerine göre serbestçe belirleyip ilan etmesini, vadeli tasarruf mevduatı faizinin ise banka ile mudi arasında belirlenmesini öngörüyordu. Bu karar, bankalarla bankerler arasında amansız bir yarış başlattı.

PARA BOLDU SAYACAK VEZNEDAR YOKTU

Yaşadığı evi satan, emekli ikramiyesini alan, bankerlerin “aylık yüzde 10” getiri vaadine koşuyordu. O dönem Banker Kastelli Genel Müdürü olan Ertan Özdemir’in “Bir Hikâye Anlatsana Üstat” kitabında aktardığı ayrıntılar, dönemin atmosferini trajikomik bir şekilde yansıtır. Özdemir, Banker Kastelli’de bankerlik ofislerinde sabah başlayan yoğunluğun akşama kadar sürdüğünü anlatır. Sadece muhasebede 60 kişi çalışmaktadır. Para sayma makineleri henüz yeni ithal edilmekte, bankerlerde bulunmamaktadır. Gelen paralar elle sayılmakta, önce kasalara, ardından kilitli bavullara konularak bankalara taşınmaktadır.

En büyük sorunlardan biri veznedar bulmaktır. Bankalardaki veznedarlara ücretlerinin iki üç katı önerilerek transfer yapılmasına rağmen, sürekli para saymanın yorgunluğu nedeniyle personel kısa sürede ayrılmaktadır.

SOKAK BANKERLERİ

1981 yılının ortalarında büyük bir banker patlaması yaşandı. “Banker” adı altında irili ufaklı yüzlerce dükkân açıldı. Yüksek faiz vaatleriyle tasarruf sahiplerini kendilerine çeken bu kuruluşlar, önemli miktarlarda para topluyordu. Ankara’da bir Bankerler Birliği kurulmuş, yalnızca başkentteki banker sayısının 1.000’i aştığı ileri sürülmüştü.

Banker piyasasındaki başıboşluk ve kamu otoritelerinin etkili bir denetim sağlayamaması, yaklaşan krizin işaretleriydi. Yüksek getiri beklentisi, tasarruf sahiplerinin paralarını teslim ettikleri kuruluşların mali gücünü ve güvenilirliğini sorgulamalarının önüne geçiyordu.

FAİZ YARIŞINDAN BANKER KRİZİNE

Tasarruf sahipleri, bankerlerin vaat ettiği aylık yüzde 10 gibi yüksek getirilere yönelmişti. Başlangıçta birkaç ay düzenli yürüyen ödemeler, faiz yarışı hızlandıkça aksamaya başladı. Ardından ortadan kaybolan bankerlerle ilgili haberler duyuldu

1981 sonbaharında faiz yarışı kızışırken bankerlerin faaliyetlerine ruhsat, sermaye ve denetim koşulları getirildi. Ancak geciken düzenlemeler, yüksek faiz vaatleriyle büyüyen piyasadaki güven kaybını önleyemedi. Maliye Bakanı Kaya Erdem’in, 22 Eylül 1981’de Milliyet’te yayımlanan, bankerlere para yatıran vatandaşların “kumar oynadığı” yönündeki açıklaması paniği artırdı. Tasarruf sahipleri paralarını geri almak için bankerlerin kapısına dayandı.

Kasım ayında sokak bankerleri birer birer ödeme güçlüğüne düşerken, ortadan kaybolan bankerlerin haberleri yayıldı. 17 Kasım’da bankerlerin mevduat sertifikası satışının yasaklanması, Kastelli gibi borsa bankerlerinin de faaliyet alanını daralttı. Aralık sonunda getirilen en az 200 milyon lira sermaye ve bunun yarısını Merkez Bankasına yatırma şartı ise küçük bankerlerin ayakta kalmasını iyice güçleştirdi.

Krizin bilançosu dramatikti. Aralık 1981 tarihli bir gazete başlığı, durumu “30 kayıp, 1 intihar ve 14 tutuklu” sözleriyle özetliyordu. Sokak bankerlerinde başlayan çözülme, 1982 ortalarında Kastelli’nin çöküşüyle büyük bankerlik kuruluşlarına uzandı. Birikimlerini yüksek faiz umuduyla teslim eden tasarruf sahipleri paralarını kurtarma mücadelesine girerken, krizin siyasi sonuçları da ortaya çıktı: Turgut Özal ve Kaya Erdem görevlerinden istifa etti.

“BANKALARIN DEĞİL KASTELLİ’NİN KAYITLARI ESAS ALINACAK”

Banker Kasteli Genel Müdürü Özdemir, tasfiye döneminde Merkez Bankasında yapılan bir hesaplaşma toplantısını anlatır. Bankaların çoğu, Banker Kastelli kanalıyla sattığı mevduat sertifikalarının tam tutarını (ki mevduat sertifikalarıyla toplanan para mevduat sayılıyordu) mevduat munzam karşılığı ödememek için Merkez Bankası’na bildirmemiştir.

Kastelli’nin hazırladığı dökümlerde ise sertifikaların banka, şube ve seri numarası düzeyinde izlendiğini belirtir. Bu dökümler bankaların bildirimleriyle karşılaştırılınca farklar ortaya çıkmış ve Merkez Bankası Başkanı Osman Şıklar, “Banker Kastelli’nin kayıtları, bankalara esas alınacaktır” demiştir.

BANKERLERİN MİADİ

Bankerlik olayının arka planında, ekonominin kaynak ihtiyacı ve banka sistemi dışında tutulan paraların finansal dolaşıma çekilmesi bulunmaktadır. Bankaların geleneksel mevduat mekanizmasının ulaşamadığı kaynaklara, yüksek getiri ve kolay nakde dönüş imkânı sunan bankerler aracılığıyla ulaşılmıştır. Bu açıdan bankerlik olayı, kaynak ihtiyacı sürerken bankerlerin işlevinden yararlanıldığı, sistem tıkandığında ise bu aracıların gözden çıkarıldığı bir süreç olarak da okunabilir.

İMF YOL KAZASI

25 Haziran 1982 tarihli Milliyet gazetesinin haberine göre, Kastelli firmasına el konulmasının ardından değerlendirmede bulunan bir Uluslararası Para Fonu (IMF) yetkilisi, yaşananları bir “yol kazası” olarak nitelendiriyordu. Bu yaklaşım, “Giden gider, kalan sağlar bizimdir” şeklindeki geleneksel IMF bakışını esas alıyordu. Yetkiliye göre, IMF ile Türkiye arasındaki asıl sorunlar, Özal’ın politikalarının temelden değiştirilmesi hâlinde doğabilirdi.

Politikalar değiştirilmedi. Özal’ın öncülüğünde uygulamaya konulan 24 Ocak 1980 kararları doğrultusundaki ekonomik dönüşüm hızla sürdürüldü. Bu dönüşüm çerçevesinde, sermaye piyasasının hukuki ve kurumsal altyapısı oluşturulmuş; düzenleme, denetim, kayıt ve saklama mekanizmaları ihdas edilmiştir. Bugünkü fon krizi ise bu mekanizmaların bulunduğu bir sermaye piyasasında ortaya çıkmıştır.

Odatv.com | Yusf İLERİ