Dünya son 25 yıldır Çin’in artan talebine göre yatırım yaptı. Limanlar kuruldu, ticaret yolları inşa edildi, ittifaklar kuruldu, tarım alanları açıldı.
Dünyanın en büyük müşterisi artık alışveriş yapmayı bırakırsa ne olur? SYSTEMIQ’e göre “Çin’in tarım ithalat talebi 2030’da zirve yapıp düşüşe geçebilir. Hayvansal protein talebini yüzde 55, soya ihracatını yüzde 25 azaltacak. 2040’a kadar kümes hayvanları, süt ürünleri ve su ürünlerinde net ihracatçı haline gelmek için biyoteknoloji yatırımlarını genişletecek. 2050’de yapay etleri yaygınlaştıracak, küresel pazarlara biyolojik üretim, altyapı ve alternatif protein girdileri sağlayacak.”
Küresel tarım tedarik zincirleri bu kez Çin kaynaklı kırılacak
Çin’in iştahı son 25 yılın küresel tarım ticaretini şekillendirebilecek kadar açıktı. Brezilya soya fasulyesinin yüzde 72’ini, sığır etinin yüzde 40’ını, Arjantin soyanın yüzde 89’unu, ABD soyanın yüzde 30’unu Çin’e satıyor. Yeni Zelanda’nın sığırları İran ve Çin’e tokluk sağlıyor. Küresel tarım ekonomisi Çin’in iştahı üzerinden şekillendi. ABD ihracat planlarını Çin’e göre şekillendirdi. Çin’in ABD ve Brezilya gibi ülkelerle tarım ticareti o kadar önemliydi ki iç politikada bile kullanıldı.
Çin’i doyurarak doyan ülkeleri bekleyen riskler
Çin kendi proteinini kendi teknolojisiyle üretmeye karar verdi desem, endişe yüklü bir geleceği aralamış olur muyum? Son yirmi yılda küresel tarımsal büyümeyi şekillendiren Çin 2024’de 124,5 milyar dolarlık ticaret açığı verdi. 2025 yılı tarım ithalatı 311 milyar doları geçti. Türkiye’nin 2025 ihracatı 273 milyar dolar. Türkiye’nin ithalatı giderek artarken Çin’in ithalatı yüzde 3,6 düştü. Çin artan dışa bağımlılığı azaltmak ve gıda güvenliğini güçlendirmek için tarım stratejisini değiştirdi, hedef tarımda öz yeterliliğe sahip olmak, ithalatı azaltmak.
Çin’in yeni tarım stratejisi “öz yeterlik”
Çin’in “14. Beş Yıllık Planında” “fermantasyon altyapısının devlet eliyle geliştirilmesi, alternatif protein kümelerinin yaratılması” var. Çin Tarım Üniversitesi Profesörü Shenggen Fan’a göre “Çin iklim şokları, jeopolitik gerilimler ve ticaret anlaşmazlıklarına karşın tarım ve gıdada iç dayanıklılık politikasının temellerini artıyor.” Çünkü Çin artık kırılan tedarik zincirlerinden korkuyor, iklim risklerini görüyor, gıda kaynaklı sağlık risklerini yönetmek istiyor.
Uzmanlara göre Çin’in yeni stratejisi tarımda talep şoku yaratabilir. Çin dönüşürse dünyada taşlar yerinden oynar. Küresel tarım ekosisteminde ülkelerin yeni bir pozisyon alması zorunluluk haline gelebilir. Sadece ülkeler değil, çiftçiler için de stratejik uyum ihtiyacı ortaya çıkabilir.
Çin’in almadığı ürünler kime satılacak?
Çin’in alımları azalttığında Çin’e yoğun tarım ürünü satan ülkeler geçişi nasıl sağlayacak? Çin’in tek başına yarattığı talebi ikame edecek ikinci bir Çin var mı? Fiyatlar aşağı yönlü düşecek, küresel tarım ticaretinde dengeler bozulacak. İthalat düşünce çiftçi gelirleri, arazi fiyatları düşerken kırsal istihdam ve ihracat gelirleri değişecek. Rekabet artarken, biyoekonomi güç kazanacak.
Çin’e bağımlı üreticiler şimdiden yeni pazarlar aramaya başladı. Güney Amerika ülkeleri Avrupa ile MERCOSUR Anlaşmasını hızlandırırken, Hindistan Avrupa pazarına erişimini artıracak yeni ticaret kanalları oluşturuyor. Son 25 yılın kazananlarını talep jeopolitiğini yöneten Çin belirledi. Yeni bir Çin bulunmazsa üretenlere ne olacak?
Dünyanın en büyük sofrası Çin’in iştahı kapanıyor mu?
Uluslararası ticaret ağları, limanlar, lojistik sistemleri Çin’in sofralarına ulaşacak ürünler için tasarlandı. Çin aradan çekilmeye başladığında modern dünyanın İpekyolları çökecek mi? Çin’den gelen tarımsal talebin giderek azalması ihracat hacimlerini düşürürken, sadece Çin pazarlarına bağımlı ülkelerde değil küresel tarım ticaretinde taşlar yerinden oynayacak, küresel ticaret akışları yeniden şekillenecek, ülkelerin büyüme modelleri yeniden şekillenecek.
Çin’in su kaynaklarının, tarıma açabileceği yeni alanların bir sınırı var. SYSTEMIQ’e göre Çin güneş paneli, batarya ve elektrikli araç sektörlerinde uyguladığı sanayi politikasını gıda sistemlerine taşıyor. 90’larda dünyanın tekstilini üreten, 2020’de dünyanın en büyük batarya ve elektrikli araç üreticisi olan Çin, 2030’larda biyolojik üretimde küresel lider olmayı hedefliyor.
Amaç daha fazla tavuk, daha fazla süt ya da daha fazla buğday üretmek değil. Amaç proteini tarımdan çıkarıp sanayinin konusu haline getirmek. Fermantasyon teknolojileri, biyoreaktörler, alternatif protein bileşenleri ve biyolojik üretimi sanayileştirerek dünya pazarlarında belirleyici bir aktör olmak. Küresel kırılganlıklardan korunmak.
Velhasıl Çin’in tarımda kendi kendine yeterlilik hedefi yalnızca Çin’in geleceğini ilgilendirmiyor. Brezilya’nın tarlalarını, Arjantin’in limanlarını, Avrupa’nın ticaret anlaşmalarını ve Türkiye’nin tarım stratejilerini de etkiliyor. Dünya uzun yıllar Çin’in açlığı sayesinde büyüdü. Dışa bağımlılığını azaltmak isteyen Çin artık kendi sofrasını kendi teknolojisiyle kurmak istiyor, küresel ekonominin tasarım parametresi olduğunu bir kez daha ortaya koyuyor. Çin’e satış yaparak kazananlar şimdi Çin teknolojisiyle rekabet etmek zorunda kalabilir.





