MEVZUAT

Danıştay 3. Daire'den 6 karar

Danıştay’ın verdiği kararlar, hem mükellefler hem de ida­re açısından önemli sonuçlar do­ğuruyor. İdarenin uzun süre yar­gı kararlarını görmezden gelerek kendi yorumundaki ısrarı veya Danıştay daireleri arasında gö­rüş ayrılıkları mükellefleri güç durumda bırakabiliyor.

Abone Ol

1 Örtülü sermaye fa­izi KDV'ye tabi mi? (E.2024/2284, K.2025/4551) : İstanbul’da evet, diğer illerde hayır…

İlişkili şirkete kullandırılan ve örtülü sermaye sayılan krediler ne­deniyle hesaplanan faiz gelirinin KDV'nin konusuna girip girmediği uzun süredir tartışılıyor.

Danıştay 3. Daire, örtülü sermaye nedeniyle faizlerin kurumlar vergi­si bakımından kâr payı sayılması­nın yalnızca Kurumlar Vergisi Ka­nunu'nun kendi sistematiği içinde sonuç doğurduğunu; bu hukuki nite­lendirmenin KDV bakımından oto­matik olarak geçerli olmayacağını belirtti. Daireye göre ilişkili şirke­te finansman sağlanması ekonomik anlamda bir hizmet ifasıdır ve bu ne­denle KDV'ye tabidir. Bu gerekçeyle ilk derece mahkemesinin mükellef lehine verdiği kararlar bozuldu.

Ancak konu burada bitmiyor.

Danıştay 9. Dairesi aynı konu­da farklı bir sonuca ulaşmış; örtülü sermaye kapsamında kâr payı sayı­lan faizlerin KDV'ye tabi tutulama­yacağı yönünde kararlar vermiştir. Daha da önemlisi, Danıştay Vergi Dava Daireleri Kurulu da bu yakla­şımı benimseyerek örtülü serma­ye nedeniyle kâr payı sayılan faizle­rin KDV'nin konusuna girmediği yö­nünde kararlar vermiştir.

Dolayısıyla bugün ortaya ilginç bir tablo çıkmış durumda. İstanbul mü­kellefleri için Danıştay 3. Dairesinin yaklaşımı nedeniyle KDV yönünde kararlar çıkarken; Danıştay 9. Dai­resinin görev alanındaki uyuşmaz­lıklarda ise tam tersi sonuca ulaşıla­bilmektedir. Başka bir ifadeyle aynı hukuki olay için fiilen "İstanbul'da KDV var, İstanbul dışında KDV yok" görüntüsü ortaya çıkmaktadır.

Üstelik İstanbul Bölge İdare Mah­kemelerinin Vergi Dava Daireleri Kurulunun benimsediği içtihada da­yanarak, KDV yoktur şeklinde karar­larında direnmesi halinde uyuşmaz­lığın yeniden Vergi Dava Dairele­ri Kurulu önüne gitmesi ve Kurulun önceki içtihadını koruması halinde de sonucun yeniden mükellef lehine şekillenmesi de mümkündür.

Burada en önemli sorun mükellef­lerin durumudur. İçtihat farklılıkla­rının olduğu böyle bir durumda mü­kellefe ceza uygulanması, gecikme faizi istenmesi ne derece doğru ve adil olur sorusu ortadadır.

2 Estetik amaçlı operasyonlar­da KDV oranı (E.2023/1822, K.2025/4509)

İdare, estetik amaçlı operasyon­ların genel KDV oranına tabi olması gerektiğini savunuyordu.

Danıştay ise insan sağlığına yö­nelik tedavi ve rehabilitasyon hiz­metleri kapsamında değerlendiri­lebilecek estetik operasyonların, yetkili kişi ve kuruluşlar tarafından sunulması şartıyla indirimli KDV oranından yararlanabileceğine ka­rar verdi. Tarhiyatın KDV oranına ilişkin kısmı bu nedenle mükellef lehine bozuldu.

Karar, estetik işlemin niteliğinin yalnızca görünüşe göre değil, sağlık hizmeti kapsamında değerlendiri­lip değerlendirilemeyeceğine göre belirlenmesi gerektiğini ortaya ko­yuyor.

3 Pişmanlıkla verilen ÖTV beyannamesi, uyumlu mükellef indirimi­ni bozar mı? (E.2024/3512, K.2025/255)

Mükellef, Gelir Vergisi Ka­nunu'nun mükerrer 121. mad­desindeki vergiye uyumlu mükellef indiriminden ya­rarlanmak istemiş; idare ise pişmanlıkla verilen bir ÖTV beyannamesini indirim şartla­rının ihlali saymıştı.

Danıştay 3. Daire ilk derece ve isti­naf mahkemelerinin mükellef lehine verdiği kararları onadı ve pişmanlık­la verilen beyannamenin tek başına vergiye uyumlu mükellef indirimini ortadan kaldırmayacağını bir kez da­ha teyit etti.

Aslında bu karar yeni bir yaklaşım ortaya koymuyor. Aynı yönde çok sayıda Danıştay kararı bulunuyor. Üstelik Gelir Vergisi Kanunu'nun mükerrer 121. maddesinde de piş­manlıkla verilen beyannamelerin bu indirime engel oluşturmayacağı açıkça düzenlenmiş durumda.

Bu nedenle artık idarenin bu ge­rekçeyle tarhiyat yapmaktan ve ver­giye uyumlu mükellef indirimini reddetmekten vazgeçmesi gereki­yor. Kanun hükmü ve yerleşik yargı kararlarına rağmen aynı ihtilafların sürdürülmesi hem mükellef hem de idare açısından gereksiz dava yükü oluşturuyor.

4 İndirimli kurumlar vergisin­de teşvik belgesinin kapsamı (E.2023/7559, K.2025/4435)

Bir römorkör ve kılavuzluk şirke­ti, pilotaj ve palamar hizmetlerin­den elde ettiği kazanç için de indi­rimli kurumlar vergisi uygulanma­sını talep etti.

Yatırım teşvik belgelerinde yatı­rım konusu yalnızca "deniz ve kıyı taşımacılığı" olarak yer alıyordu.

Danıştay, indirimli kurumlar ver­gisinin teşvik belgesinde açıkça be­lirtilen faaliyetlerle sınırlı uygula­nabileceğini; pilotaj ve palamar hiz­metlerinden elde edilen gelirlerin belge kapsamında değerlendirileme­yeceğini belirterek mükellef lehine verilen kararı bozdu.

Karar, yatırım teşvik belgelerinin kapsamının genişletici yorumlana­mayacağını bir kez daha ortaya ko­yuyor.

5 Dar mükellefe alan adı ve su­nucu kiralama ödemesi ile mukimlik belgesi (E.2023/4701, K.2025/334)

Dar mükellef yabancı kuruma ya­pılan sunucu ve alan adı kiralama bedelleri üzerinden stopaj yapılma­mış, ayrıca mukimlik belgesi de ib­raz edilmemişti.

Danıştay, bu ödemelerin Kurum­lar Vergisi Kanunu'nun 30. maddesi kapsamında tevkifata tabi olduğunu; mukimlik belgesi bulunmadığından Çifte Vergilendirmeyi Önleme An­laşması hükümlerinin uygulanama­yacağını kabul etti.

Buna karşılık vergi ziyaı cezasının tekerrür nedeniyle artırılan kısmı bakımından ise 7338 sayılı Kanun'la getirilen lehe düzenleme dikkate alı­narak ceza yönünden mükellef lehi­ne bozma kararı verildi.

Karar, mukimlik belgesinin ulus­lararası vergi anlaşmalarından ya­rarlanmanın temel şartı olduğunu bir kez daha hatırlatıyor.

6 KKEG'e ilişkin yükleni­len KDV indirilebilir mi? (E.2023/9772, K.2025/4485)

Gümrüksüz satış mağazaları işle­ten bir şirket, loca kullanım bedeli ile çeşitli dernek ve kuruluşlara öde­diği aidat ve katkı payları nedeniyle yüklendiği KDV'yi indirim konusu yapmıştı. Danıştay, bu harcamala­rın kanunen kabul edilmeyen gider niteliğinde olduğunu ve bunlara iliş­kin yüklenilen KDV'nin de indirim konusu yapılamayacağını belirterek mükellefin temyiz istemini reddetti.

Karar, Kanunen Kabul Edilme­yen Giderler (KKEG) niteliğindeki harcamalara ilişkin KDV indirimi konusunda yerleşik yaklaşımın de­vam ettiğini gösteriyor.