02.08.2024 tarihinden itibaren vergi uzlaşmalarında vergi aslı uzlaşmaya girmemekte, sadece vergi ziyaı cezası için uzlaşma mümkün olmaktadır. Vergi aslı için uzlaşma söz konusu olmadığından vergi aslına dava açmak da mümkün hale geldi. Ancak, uygulamada değişiklik öncesi gibi hareket edildiğinden bir karmaşa doğmuş durumda. Aşağıda anlatacağımız karmaşanın acilen çözüme kavuşturulması hem mükellefler ile vergi dairelerini karşı karşıya getirmeyecek, hem de vergi mahkemelerinde gereksiz yük oluşturmayacaktır.

7524 sayılı Kanunun 14 üncü maddesiyle “Uzlaşmanın vaki olması halinde mükellef, üzerinde uzlaşılan vergi ve cezaya (bunların birisinin üzerinde uzlaşılmış olsa dahi her ikisine), adına sadece ceza kesilmiş bulunan, üzerinde uzlaşılan işbu cezaya karşı dava açamaz” düzenlemesi 02.08.2024 tarihinden itibaren yürürlükten kaldırılmış ve VUK Ek 7 Maddesi vergi aslının uzlaşma dışı bırakılması nedeni ile yeni duruma uyarlanmıştır.

Vergi aslının uzlaşmaya konu edilmemesi aslında mükellefler için çok ciddi bir avantaj doğurmuş oldu. Önceki uygulamada mükellefler vergi aslı ve cezalar için birlikte uzlaşmak zorunda idi ve uzlaşma sağlandığında da vergi aslına dava açılamıyordu. Hatta, önceki düzenlemelerde mükellefler tartışmalı konularda vergi aslını kabul etmek istemeseler dahi, cezaların yüksek olması nedeni ile zorunlu olarak uzlaşıyor ve vergi aslına da dava açamıyorlardı.

Bilindiği gibi, değişiklik öncesi uygulamalarda uzlaşmalarda vergi aslına dokunulmadığı durumlarda da,vergi ziyaı ve usulsüzlük cezalarının %75-90’ı hatta bazen tamamı siliniyordu ama mükellefler vergi aslında da uzlaştıkları için uzlaştıkları vergi aslını da ödemek zorunda kalıyorlardı.

Yeni durumda ise vergi aslının uzlaşma dışına çıkarılması ile vergi aslına bağlı cezalarda uzlaşma sağlanabilirken vergi aslı dava konusu yapılabiliyor. Yeni durumda değişiklik sonrası VUK Ek 7 Maddesinde vergi aslına dava açılamayacağına yönelik bir hüküm bulunmamaktadır. Bu durum vergi aslına itirazı olup, cezaları yüksek bulan mükellefler için müthiş bir fırsat yaratmış oldu.

Örneğin, bir mükellefe 1.000.000.-TL vergi aslı ve 1.000.000.-TL de vergi ziyaıcezası tarh edilmiş ise, mükellef önceki uygulamada riski 2.000.000.-TL artı gecikme faizi olarak gördüğü için uzlaşmaya gidip vergi aslında indirim olmasa bile, vergi ziyaı cezasının varsayalım ki yüzde doksan silindiğinde (1.000.000x%90=)100.000.-TL vergi ziyaı cezası ve 1.000.000.-TL vergi aslı ile birlikte (gecikme faizi ihmal edilmiştir) 1.100.000.-TL ödeyerek, 2.000.000.-TL’lik riski almak istemiyordu. Davaya gidildiğinde bu tutarın bir de gecikme faizi riski de bulunmakta idi.

Bu örnek uygulama için yeni durumda 1.000.000.-TL vergi aslı uzlaşmaya girmemekte, sadece vergi ziyaı cezası olan 1.000.000.-TL uzlaşma konusuna girmekte ve mükellef de bu vergi ziyaı cezası için uzlaşmakta ve vergi aslını dava konusu edebilmektedir.

Dolayısı ile uzlaşma ile yüksek ceza riski dava aşamasına taşınmamakta, risk yarı yarıya düşmektedir. Davaya taşınacak tutar vergi aslı olan 1.000.000.-TL olmaktadır. Mükellef davayı kazanacak olur ise vergi aslını ödemeyecek sonuç itibari ile sadece indirimli vergi ziyaı cezasını ödemiş olacaktır.

Mükellef davayı kaybetse dahi davaya gitmemiş olması halinde de vergi aslını yani örnekte 1.000.000.-TL’yi ödeyeceğinden sadece dava sürecinde işleyen gecikme faizine katlanmış olacaktır. Bu gecikme faizi oranı da güncelde aylık yüzde 3.7 düzeyindedir. Halbuki bankaların kullandırdığı kredilerde oranlar çok daha yüksek durumda.

Bu halde vergi ziyaı cezasında uzlaşıp ödeyen ve vergi aslını dava konusu eden davayı ister kazansın ister kaybetsin çok avantajlı olmuş olacaktır.

Bilindiği gibi bu aralar vergi incelemeleri çok yaygınlaştığından konu çok sayıda mükellefi ilgilendirmektedir. İncelenen mükellefler de yapılan tarhiyatlarda cezada uzlaşmakta ve vergi aslını genelde davaya taşımaktadır.

Ancak mükellefler tam da bu noktada dava açma süresi konusunda çok dikkat etmelidir. Aksi türlüdava açma süresini kaçırma ihtimali bu yeni durumda çok yüksek. Önceki uygulamadakiyöntemle şimdiki uygulamadaki yöntem dava açma süreleri bakımından farklılık göstermektedir. Önceki uygulamada hem vergi aslı, hem de ceza için birlikte uzlaşma talep ediliyor ve birlikte ihbarname düzenleniyor ve mükelleflere tebliğ ediliyordu.

Şimdiki uygulamada ise, vergi aslı için dava açmak isteyen mükelleflerin ihbarnamenin tebliğ tarihinden itibaren 30 gün içinde davasını açması gerekmektedir. Uzlaşma talebi dava açma süresini durdurmamaktadır. O nedenle uzlaşma süresi ile dava açma süresini birbirinden ayırmak gerekir. Uzlaşma süresi uzlaşılmak istenen cezalar içindir, vergi aslı için değildir.

Ancak karmaşa tam olarak bu noktada başlamaktadır. Çünkü vergi aslı ile vergi ziyaı cezası aynı ihbarname ile tebliğ edildiğinden vergi aslının dava konusu edilebileceği dikkate alınmadan tahakkuk ettiriliyor ve mükellef dava açsa dahi dava konusu edilen vergi aslı vergi dairesi tarafından tahsil edilmeye çalışılıyor. Halbuki dava konusu edilen vergi tahakkuk ettirilemez ve dava açılmış olması tahakkuk kesinleşmediğinden tahsilat da söz konusu olamaz. Mükellefler de vergi aslını dava konusu ettiğinde dava konusu edilen vergi aslının tahsili için yürütmeyi durdurma talep ediyorlar. Vergi mahkemeleri de yürütmeyi durdurma kararı veriyor ama hem vergi dairesinin tahakkuk işlemi doğru değil, hem de vergi mahkemesinin sanki tahakkuk hukuki imiş gibi yürütmeyi durdurma kararı vermesi hukuki değil maalesef.

Sonuç karmaşa!

Biliyorum kafalar çok karıştı ama bu maalesef daha yalın anlatılabilen bir durum değil! Lakin beni konunun tarafı olan Gelir İdaresi Başkanlığı ve vergi mahkemeleri çok iyi anlayacaktır!

Cezalarda uzlaşma sağlanılamaması halinde cezalar bakımından dava açma süresi uzayacak iken yukarıda değindiğimiz gibi vergi aslına dava açılmasında süreler uzamayacaktır. Esas alınacak tarihler ihbarnamelerin tebliğ tarihinden itibaren 30 günlük dava açma süreleridir. Bu ayırıma dikkat etmek dava açma sürelerini kaçırmamak için çok önemlidir.

Beklentimiz konunun hem vergi dairelerinde hem de vergi mahkemelerinde yarattığı bu karmaşanın önüne geçilmesi için Gelir İdaresi Başkanlığı'nın en kısa sürede düzenleme yapmasıdır.

Kaynak: FinansinGundemi.com | Dr. Ekrem Öncü