Nine, teyze, halalar ve yakın arkadaşlarımdan da birçok kadın, kimi ekonomik sebeplerden kimi kız çocuklarının o yıllarda okutulmaması nedeniyle, hiçbir sosyal güvencesi olmamış ve hayatını eşine, kardeşlerine, anne ve babasına adayarak bir ömür böyle geçmiş…
Ninem de sosyal güvencesiz bir yaşam içinde hayatını çocuklarına adayan bir kadındı. Çok genç yaşta kalp krizi ile yaşama veda edince, annem ailenin büyük kızı olarak tüm sorumluluğu üstlenmiş ve okul hayatı yarım kalmış ve bu durum içinde uhde bırakmış.
Ev işi emek değil mi?
Okul yıllarımda annem, her sabah saat 5:00’da kalkar ki o yılarda doğalgaz yoktu. Odun ya da kömürle insanlar ısınmaya çalışırdı. Sobaya odunu koyar ve çayı demler, yumurtayı haşlar, bize kahvaltılık hazırlardı. Çocuk aklımla neden kadınlar çalışmıyor? Neden hep erkekler işe gidiyor? diye kendimce sorgulardım o yılları. Annem bize:” Ben okulu bitiremedim, ama siz okuyun yeter ki ben tüm evin işlerini yaparım “ diyordu.
Ninelerim, yengelerim, halam ve daha önceki yakınlarım okumamış, okutulmamış ve iş hayatına adım atamamışlardı. Ne ekonomik gücü ne emeklilik hakkı ne de sosyal güvencesi olmadan, hayata veda ettiler. Şimdi yaşadığımız yeni dünya düzeninde ise eğitimli bir kadın olarak, mahrum kalınmış tüm bu yaşamlara bir borcumuz olduğunu düşünüyorum…
Bütçesi primi ödemeye yetmeyen ev hanımına sosyal güvence mümkün mü?
Ev hanımlarına emeklilik için son yıllarda yasal adımlar atılıyor ancak yeterli değil. İsteğe bağlı emeklilik ile dışardan prim ödemek koşuluyla da ev hanımları emekli olabiliyor. Ayrıca, üçte biri devlet desteği ile de ev hanımlarına, iş gücünün karşılığı olarak emeklilik hakkı ve sosyal güvence sağlanabilmesi konusunda düzenlemelere dair çalışmalar olduğu, kamuoyunda sıklıkla tartışma konusu olabiliyor.
Peki isteğe bağlı prim ödemesini hiçbir ekonomik gücü olmayan ve eşinin ya da çocukları çalışıyorsa, onlardan belki günlük evin Pazar alışverişini alacak olan ev hanımı nasıl ödeyebilir? Bu konuya da bir çözüm bulunabilir mi? Üçte biri devlet tarafından karşılandığını düşünelim, geriye kalan prim tutarını da ödemeyez ise buna dair bir sosyal düzenleme de mümkün olabilecek mi?
2026 yılı için prime esas günlük kazançta alt sınırdan beyan eden bir kişinin, isteğe bağlı sigortalı prim ödemesi gereken aylık asgari prim tutarı 10.899,90 TL. Ev hanımı, bu primi de ödeyemeyeceği durumda emekli olamıyor ki burada yaş ve sigortalılık süreleri de ayrıca dikkate alınıyor.
Görünmeyen emeğin hikayesi
Ev hanımı, yasanın öngördüğü koşullardaki yaş sınırı ve sigortalılık süresine yetişmek için yıllarca prim ödemek zorunda kalıyor. Geçenlerde sohbet ederken bir arkadaşım, ev hanımı teyzesinin iş aradığından bahsetti ve yaşadığı sıkıntılı durumu şöyle anlattı: Teyzesinin 50’li yaşlarında ve bugüne kadar hiç sigortası olmadığını ve eşinden ayrıldığını söyledi. “ Bir kadın 25 yıl prim ödemek istese 75 yaşında olacak” dedi. Teyzesinin :” 75 yaşıma kadar yaşayacak mıyım? Bu yaştan sonra ben ne yapayım emekliliği. Bir sürü sağlık sorunum da var. Kimse beni işe de almıyor ki çalışıp prim ödeyeyim” dediğini ve çocuğu ile kirada oturmak, bazen apartman temizliğine giderek, günlük ihtiyaçlarını karşılamak zorunda kaldığından üzüntüyle bahsetti. “Bizler destek oluyoruz ancak bu durumdaki kadınlar için geleceğini güvence altına alan, sosyal ve ekonomik düzenlemelerin acilen hayata geçirilmesi gerekiyor” diyerek birçok kadının yaşadığı ve çözülemeyen bu duruma sitem etti.
Hiçbir sosyal güvencesi olmadan hayata tutunmak kolay değil. Kimi,eşinin vefatı sonrasında eşinden dolayı sigortadan faydalanabiliyor, kimisinin eşinin de sosyal güvencesi yok ve 65 yaş aylığı 7 bin 257 lirayla bir ayı geçirmeye mecbur kalıyor. Bu şekilde yaşam mücadelesi veren, sayısız kadının hikayesini dinledim…
Ev kadınlarının adı konmayan yükü
Ev Hanımı, sabah güneşin doğmasıyla çocukların okula hazırlığı, kahvaltısı, sonra okul dönüşü öğle ve akşam yemeği, evin temizliği, çamaşırı, ütüsü derken, kadının kendine ayıracak hiç vakti kalmıyor. Bitmeyen bir iş gücü ve enerjiyle çalışıyor kadın. Üstelik bu çalışma, ertesi gün ve neredeyse bir ömür böyle deva ederken, göze dahi görünmüyor. Bazen sohbetlerde, çok sık karşılaşıyoruz şu cümlelerle: “ Tüm gün evdesin, işsizsin, ne iş yapıyorsun ki, kendi evinin işi. Bizim gibi elin işinde mi çalışıyorsun?” ifadeleri insanı derinden yaralıyor elbette. Ev kadının, 24 saat boyunca mesaisi hiç bitmiyor oysa ki…
Bu bitmeyen emek ve özverinin karşılığı elbette ödenmez, ödenemez ancak ev hanımlarına gelecek güvencesi sağlayan devlet destekli bir sosyal düzenlemeye ihtiyaç var… Eğitimli bir kadın olarak, geleceği bir şekilde yarım kalan ve emekliliğini göremeden ve cebinde yaşamını idame ettirecek bir parası olmadan hayata veda eden tüm kadınlara, ninelerimize, annelerimize, teyze ve halalarımıza bir borcumuz var…
Çocukluğumun en önemli şairi olan Ahmed Arif’in şu sözleri bugüne dair yaşanılanı hatırlattı bana:” Sevdiklerinize yüreğinizde ne varsa hissettirin. Belki ne yarın olur, ne de yarın ‘O’ olur. Hayat, geç kalmayı affetmez.”
Hiçbir kadının hikayesinin yarım bırakılmaması dileğiyle.