COP31 Başkanlığını üstlenen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, “elektrifikasyon konusunda küresel tartışma başlatma” çağrısı yaptı. Elektrifikasyonu COP31’in ana başlıklarından biri olarak gündeme getiren bu çağrı, yeni enerji ekonomisine uyum çağrısı olarak değerlendirilebilir.

COP31 Başkanlığını üstlenen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, Kopenhag İklim Bakanları Toplantısı’nda “elektrifikasyon konusunda küresel tartışma başlatma” çağrısı yaptı. Kurum, dünya ekonomisinin elektrifikasyon hızının acilen artırılması gerektiğini belirterek, bunun hem iklim değişikliğiyle mücadele hem de önceki COP’larda verilen taahhütlerin uygulamaya geçmesi açısından kritik olduğunu söyledi.

Kurum’un ifadesiyle elektrik, bugün nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 20’sini oluşturuyor. Yani binaları ısıtmak ve soğutmak, aydınlatma, cihazlar, makineler, araçlar ve üretim süreçleri dahil olmak üzere son kullanıcıların tükettiği toplam enerjinin yalnızca beşte biri elektrikten geliyor. Uluslararası Enerji Ajansı’nın 2050 Net Sıfır Emisyon senaryosuna göre bu oranın 2030’a kadar yüzde 27’nin üzerine, yüzyılın ortasına kadar ise yüzde 50’nin üzerine çıkması gerekiyor.

Mevcut enerji krizinin yenilenebilir enerji üretiminin ve ulusal enerji kaynaklarının çeşitlendirilmesinin önemini ortaya koyduğunu vurgulayan Kurum, Kopenhag’da yaptığı konuşmada, şunları söyledi: “Hükümetler, uluslararası kuruluşlar ve özel sektör, enerji dönüşümünün kritik bir sınırı olarak elektrifikasyona giderek daha fazla odaklanıyor. Bugün nihai enerji tüketiminin yaklaşık yüzde 20’si elektrikle karşılanıyor. Birlikte bu oranı mümkün olan en hızlı şekilde artırmayı hedeflemeliyiz. Bu misyona ulaşmak için elektrik üretimini karbonsuzlaştırmak şart. Ancak bu tek başına yeterli değil. Aynı zamanda yaşamlarımız boyunca süreçleri de elektrifiye etmemiz gerekiyor.”

Yeni bir kalkınma meselesi

Kurum’un çağrısı, teknik bir oran tartışması değil. Ekonominin nasıl çalışacağına, şehirlerin nasıl ısınacağına, ulaşımın nasıl dönüşeceğine ve enerji güvenliğinin hangi kaynaklara dayanacağına ilişkin yeni bir kalkınma meselesi konusu.

Kurum’un “Küresel ölçekte elektrifikasyon üzerine bir tartışma başlatmak istiyoruz” sözleri, COP31’in Antalya’da yalnızca hedeflerin konuşulduğu bir zirve değil, uygulama araçlarının masaya yatırıldığı bir platform olacağı mesajını da güçlendiriyor. Çünkü elektrifikasyon, ancak temiz elektrik üretimiyle birlikte anlam kazanıyor. Fosil kaynaklarla üretilen elektriğin kullanımını artırmak, iklim hedefleri açısından kalıcı çözüm değil.

2025’te temiz elektrik üretimi küresel talep artışının tamamını karşıladı

Ember’in Global Electricity Review 2026 raporu da, Bakan Kurum’un yaptığı çağrının neden kritik olduğunu rakamlarla ortaya koyuyor: 2025’te düşük karbonlu elektrik üretimi 887 TWh arttı ve 849 TWh’lik küresel elektrik talebi artışının tamamını karşılamaya yetti. Başka bir ifadeyle dünya ekonomisi elektrik talebini büyütürken, fosil yakıtlardan elektrik üretimini artırmak zorunda kalmadı. Fosil elektrik üretimi 38 TWh, yani yüzde 0,2 geriledi.

Rapora göre, 2025’te yenilenebilir kaynaklar modern elektrik sisteminde ilk kez kömürü geçti. Güneş, rüzgâr, hidroelektrik ve diğer yenilenebilir kaynakların toplam payı yüzde 33,8’e ulaşırken, kömürün payı yüzde 33’e geriledi. Kömür üretimi 2025’te 63 TWh azaldı. Bu, yalnızca sembolik bir eşik değil; yüz yılı aşkın süredir küresel elektrik sisteminin omurgasında yer alan kömürün pay kaybettiği yeni bir dönemin işareti.

Elektrik sisteminin esnekliği kritik

Ancak bu hikâyenin yalnızca güneş ve rüzgârla yazılamayacağı da açık. Elektrifikasyon arttıkça, elektrik sisteminin esnekliği daha kritik hale geliyor. Çünkü güneş enerjisi gün ortasında rekor üretim yaparken, talep günün farklı saatlerine yayılıyor. Bu nedenle bataryalar enerji dönüşümünün belirleyici aktörü haline geliyor.

Ember, bataryaların güneşi “gündüz elektriği” olmaktan çıkarıp günün diğer saatlerine taşıyabilecek yeni bir eşiğe geldiğini vurguluyor. Rapora göre depolama, özellikle güneş payı yükselen sistemlerde, temiz elektriğin güneşsiz saatlere aktarılması ve fosil üretimin azaltılması açısından temel araçlardan biri olacak. Bu noktada, elektrifikasyon başlığını yalnızca elektrikli araçlar ya da ısı pompaları üzerinden değerlendirmek eksik kalır. Temiz üretim, güçlü şebeke, depolama, talep tarafı yönetimi, bina verimliliği, sanayi elektrifikasyonu ve şehir planlaması dahil, kapsayıcı bir sistem oluşturulması şart.

Antalya’da yapılacak COP31, Türkiye’ye iklim diplomasisinde yalnızca ev sahibi olma değil, uygulama mimarisi kurma fırsatı sunacak. Bakan Kurum’un Kopenhag’tan yaptığı çağrı, elektrifikasyonu bu mimarinin ana başlıklarından biri olarak gündeme getiriyor. Dolayısıyla, yalnızca bir iklim çağrısı değil, yeni enerji ekonomisine uyum çağrısı olarak değerlendirilebilir.

Dider Eryar Ünlü-Ekonomim