Her iki gelişmenin de yönü aynı: Fatura ve işlem bilgileri­nin vergi idaresine gerçek za­manlı veya gerçek zamana ya­kın olarak ulaşması. Böylece idare, KDV’nin hesaplanması­na esas işlem bilgilerinin gide­rek daha büyük bölümüne dö­nemsel beyannameden önce sahip olabilecek. Bu ise şu so­ruyu ortaya çıkarmakta: İdare bu bilgilerin büyük bölümünü zaten biliyorsa, bugünkü KDV beyannamesine daha ne kadar ihtiyaç kalacak?

Türkiye’nin e-fatura ve e-ar­şiv fatura altyapısı düşünüldü­ğünde, bu sorunun Türkiye ba­kımından da uzak bir geleceğe ilişkin olmadığı görülmekte.

Avrupa Birliği’nin ViDA reformu ve Türk ihracatçılara etkisi

11 Mart 2025’de kabul edilen ViDA, AB KDV sistemini diji­tal çağın gereklerine uyarlama­yı amaçlayan kapsamlı bir re­form paketidir. Temel amacı, özellikle sınır ötesi işlemlerde KDV dolandırıcılığıyla müca­deleyi güçlendirmek, KDV uy­gulamalarını dijitalleştirmek ve uyumlaştırmak ve işletme­lerin KDV’ye ilişkin idari yük­lerini azaltmaktır.

ViDA bu doğrultuda üç ana alanda deği­şiklik getirmektedir: sınır öte­si B2B işlemlerde elektronik faturaya dayalı dijital raporla­ma, özellikle kısa süreli konak­lama ve karayoluyla yolcu taşı­macılığı hizmetlerine aracılık eden dijital platformlara yöne­lik KDV kurallarının genişle­tilmesi ve işletmelerin birden fazla AB üyesi devlette ayrı ayrı KDV kaydı yaptırma ihtiyacı­nın azaltılması.

Bu yazı bakımından asıl önemli değişiklik dijital ra­porlamadır. ViDA’nın yürürlü­ğe girmesiyle, üye devletlerin belirli koşullarla yurtiçi işlem­lerde zorunlu e-fatura uygula­ması getirmelerinin önü açıl­mıştır. 1 Temmuz 2030’dan itibaren ise AB içindeki sınır ötesi B2B işlemler dijital ra­porlama yükümlülüklerine tabi olacak; sistem elektro­nik faturaya dayanacak ve iş­lem bilgileri vergi idarelerine dönemsel KDV beyanname­sinden çok daha önce ulaşa­caktır. Mevcut yurtiçi gerçek zamanlı işlem raporlama sis­temlerinin de 1 Ocak 2035’e kadar AB sistemiyle uyumlaş­tırılması öngörülmektedir.

Türkiye’den bir AB ülkesine mal ihraç eden Türk işletme­si, sırf bu ihracat nedeniyle Vi­DA’nın AB içi sınır ötesi B2B dijital raporlama yükümlülü­ğüne tabi olmayacaktır. Ancak, AB’de KDV’ye kayıtlı olup AB içinde kapsama giren işlemler gerçekleştiren Türk işletmele­ri, bu işlemler bakımından yeni kurallara tabi olacaktır.

OECD’nin DCTR raporu ve Türkiye

DCTR, fatura veya işlem bil­gilerinin vergi idaresine gerçek zamanlı veya gerçek zamana yakın şekilde elektronik olarak iletilmesine dayanan sistem­leri ele almaktadır. Amaç, KDV uyumunu ve vergi idarelerinin risk yönetimini güçlendirmek­tir. Rapor, ülkelerin DCTR sis­temini benimseyip benimse­memeleri konusunda bir poli­tika önerisi getirmemekte; bu sistemi uygulayan veya uygu­lamayı değerlendiren ülkeler için sistemin tasarımı ve işle­tilmesine ilişkin rehberlik sun­maktadır.

Türkiye bu dijital dönüşü­mün dışında değildir. E-fatu­ra ve diğer elektronik belge uy­gulamaları sayesinde önem­li ölçüde işlem bazlı veri zaten elektronik ortamda vergi ida­resine aktarılmaktadır.

Bu­nunla birlikte, işlem verisine sahip olmak, bugünkü manada KDV beyannamesini bütünüy­le gereksiz hale getirmemekte­dir. Çünkü, beyannamede sa­tış faturalarında hesaplanan KDV’nin yanısıra, indirilecek KDV, istisnalar, tevkifatlar, devreden KDV gibi vergi mik­tarını etkileyen diğer unsurlar da bulunmaktadır.

Adım adım beyannamesizliğe doğru mu?

OECD’nin Tax Administra­tion Digitalisation and Digi­tal Transformation Initiatives 2025 verilerine göre, araştır­maya katılan vergi idareleri­nin yüzde 38’i KDV beyanna­melerini ellerindeki verilerle önceden doldurabilmektedir. Bu idarelerin yaklaşık üçte bi­ri ise bazı mükelleflere, her­hangi bir değişiklik yapılma­sına gerek kalmayacak ölçüde tamamen doldurulmuş KDV beyannameleri sunabilmekte­dir.

Elektronik fatura ve diğer dijital veriler yeterince kap­samlı ve güvenilir hale geldik­çe, gelir vergisinde olduğu gibi KDV bakımından da beyanna­menin idare tarafından önce­den doldurulduğu, mükellefin ise bilgileri kontrol edip gerek­tiğinde tamamladığı veya dü­zelttiği ve beyannamesini ver­diği sistemin yaygınlaştığı gö­rülebilecektir. Dolayısıyla şu aşamada sona yaklaşan, KDV beyannamesinin kendisinden çok bugün bildiğimiz hazırla­ma biçimidir.

Ancak dönüşüm bununla sı­nırlı kalmayabilir. Vergi idare­sinin temel görevlerinden biri, vergiyi doğuran olayı ve öden­mesi gereken verginin doğru­luğunu araştırıp tespit etmek­tir (re’sen araştırma ilkesi). Be­yana dayalı sistemde idare bu görevini büyük ölçüde mükel­lefin sunduğu bilgi, kayıt ve be­yanlardan hareketle yerine ge­tirmektedir. Dijitalleşme, ver­giyi doğuran işlemlerin idare tarafından mükellefin dönem­sel beyanı beklenmeden görül­mesini mümkün kıldıkça, bu bağımlılık azalacaktır.

Bu bağlamda, sonraki aşa­mada muhtemel gelişme, mü­kellef beyannamesinin ağırlı­ğını giderek kaybettiği, vergi idaresinin vergiyi doğuran ola­yı ve ödenmesi gereken vergiyi kendi dijital verileriyle re’sen tespit ettiği bir sisteme geçiş olacaktır. Böyle bir yapıda mü­kellefin işlevi, idarenin yaptığı tespiti kontrol etmek ve kabul etmediği hallerde buna karşı hukuki yollara başvurmak ola­caktır. Dijitalleşme, idarenin re’sen araştırma ilkesi kaynaklı araştırma ve tespit işlevini ne­redeyse tam olarak uygulana­bildiği bir vergi düzeninin ka­pısını aralamaya başlamıştır.

Not: Vergi Denetim Kurulu, 4 Ağustos'ta “İncelemeye Ha­zırlık Dosyası” uygulamasına ilişkin bir açıklama yayımladı. Açıklama, incelemenin henüz başlamadığı bir aşamada dos­yanın hazırlanacağını açıkça belirtiyor. Ancak, tam da bu ne­denle geçen hafta sorduğum te­mel hukuki soru daha da önem kazanıyor: inceleme başlama­dıysa, bu hangi hukuki süreç­tir? Konuyu gelecek haftaki ya­zımda ele alacağım.

Kaynak: Dünya | Avukat Prof. Dr. Funda BAŞARAN YAVAŞLAR