ABD-İsrail ile İran savaşı sırasında gündeme gelen ve kısa bir süre önce yürürlüğe giren 7582 sayılı Kanun’la getirilen çok sayıdaki vergi teşviki de bu yaklaşımın somut örneklerinden biri oldu. Üstelik bu teşvikler, doğrudan belirli şirketlerin kazançlarına ve bu şirketlerde çalışan personele yöneliyor.
Kurum kazançları bugün dünyada servet yoğunlaşmasının temel alanlarından biri olarak görülüyor. OECD düzeyinde dahi çok uluslu şirketlerin asgari vergilendirilmesi tartışılıyor. Buna rağmen ülkeler hâlâ sermaye, yatırım ve hizmet çekebilmek için vergi indirim yarışını sürdürüyor. Kamu alacaklarının tecil sürelerinin uzatılmasına dair düzenlemeyi bir yana bırakırsak 7582 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelerin neredeyse tamamı bu kabildendir.
İÇERİDE NAKİT KRİZİ, DIŞARIDA SERMAYE ARAYIŞI
7582 sayılı Kanunla kamu alacaklarında tecil süresinin 36 aydan 72 aya çıkarılması ve teminatsız tecil sınırının 1 milyon TL’ye yükseltilmesi, teknik olarak tahsil kabiliyetini artırmaya yönelik görünse de özünde ekonomideki likidite sıkışıklığının kamusal düzeyde kabulü niteliğindedir.
Bu yönüyle düzenlemeler, birlikte değerlendirildiğinde ortaya bütünlüklü bir ekonomik tablo çıkmaktadır. Devlet bir taraftan sermaye, yatırım ve nitelikli hizmet faaliyetlerini ülkeye çekebilmek için vergi istisna ve indirimlerini genişletirken, diğer taraftan içeride vergi borçlarının tahsilini 72 aya kadar yaymak zorunda kalmaktadır. Başka bir ifadeyle, içeride yaşanan nakit sıkışıklığı karşısında dışarıdan sermaye, yatırım ve hizmet geliri çekebilmek amacıyla vergi sistemi giderek daha fazla teşvik aracı hâline getirilmektedir.
ŞİRKETLERİ ÇEKMEK İÇİN VERGİDEN VAZGEÇME YARIŞI
Belirtmek gerekir ki Kanunla getirilen düzenlemelerin önemli bir bölümü doğrudan doğruya kurumları sermaye çekmeye yöneliktir. Endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren kurumların transit ticaret kazançlarına %100 indirim, nitelikli hizmet merkezi olarak faaliyet gösteren kurumların kazançlarına %100 indirim sağlandı.
Nitelikli hizmet merkezi faaliyetlerini çağrı merkezi, yazılım, veri analitiği, mühendislik, küresel operasyon merkezleri, AR-GE destek hizmetleri vb. olarak sayabiliriz.
Üretim ve zirai üretim faaliyetlerinden elde edilen bazı kazançlar için kurumlar vergisi oranı %12,5’e düşürülmektedir.
İstanbul Finans Merkezi teşvikleri genişletilmektedir. Varlık Barışı yeniden yürürlüğe girmiştir.
SERMAYE ÇEKMEK İÇİN ÇALIŞANLARA YÖNELİK VERGİSEL BAĞIŞIKLIKLAR
Bunun yanında bazı düzenlemeler görünürde çalışanlara yönelik olsa da fiilen kurumlara maliyet avantajı sağlamaktadır. Teknogirişim çalışanlarına yönelik hisse senedi teşvikleri, nitelikli hizmet personeline ilişkin ücret istisnaları ve benzeri uygulamalar bunun örnekleridir.
Türkiye’de ücretlerin büyük ölçüde net ücret mantığıyla belirlenmesi nedeniyle bu tür vergi avantajlarının ekonomik sonucu çoğu zaman çalışan lehine değil, işveren maliyetlerinin azaltılması şeklinde ortaya çıkmaktadır.
BEYİN GÖÇÜNÜ TERSİNE ÇEVİRME ÇABASI
7582 sayılı Kanunla yapılan düzenlemelerden biri de 193 sayılı Kanuna “Yurt dışından elde edilen kazanç ve iratlar için vergi istisnası” başlıklı eklenen Mükerrer Madde 20/D oldu.
Düzenleme, yurt dışında yaşayan nitelikli iş gücü, girişimci ve yatırımcıların Türkiye’ye dönüşünü teşvik ederek beyin göçünü tersine çevirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda, Türkiye’ye yeniden yerleşen kişilerin yurt dışı gelirlerine uzun süreli vergi istisnası tanınarak ülkeye insan sermayesi, bilgi birikimi ve finansal kaynak çekilmesi hedeflenmiştir.
HİZMET SEKTÖRÜ VE KÜRESEL EMEK REKABETİ
Eskiden sanayi üretimi taşınıyordu. Şimdi hizmet üretimi de taşınıyor. Örneğin: muhasebe, veri işleme, yazılım, hukuk destek hizmetleri, finans operasyonları artık fiziksel olarak aynı ülkede bulunmak zorunda değil. Hizmet sektörünün bir bölümü artık hareketsiz değildir.
Gelişmiş ülkeler maliyet düşürüyor, gelişmekte olan ülkeler düşük ücret avantajıyla hizmet çekiyor, bunun sonucu küresel emek rekabeti doğuyor.
7582 Sayılı Kanunla, endüstri bölgelerinde faaliyet gösteren kurumların transit ticaret kazançlarına sağlanan %100 indirim, nitelikli hizmet merkezlerine tanınan vergi avantajları, İstanbul Finans Merkezi teşvikleri ve teknogirişim çalışanlarına yönelik hisse senedi destekleri; özünde hizmet sektörünü ve nitelikli iş gücünü Türkiye’ye çekmeye yönelik düzenlemeler niteliği taşıyor.
Gelişmekte olan ülkelerdeki düşük ücret avantajı üzerinde kurgulanan bu düzenlemeler, gelişmiş ülkelerde ücret baskısı, işsizleşme, göçmen karşıtlığı ve ucuz emek tartışmaları gibi çeşitli toplumsal tepkileri de beraberinde getiriyor.
DEVLETLER VERGİ ALMAMAK İÇİN YARIŞIYOR
Devletler teorik olarak birlikte hareket ederek çok uluslu faaliyetleri birlikte vergilendirebilecek güçtedir. Ancak uygulamada tam tersine, bu faaliyetleri kendi ülkelerine çekebilmek için vergiden vazgeçmektedirler.
Bu durumun kısa vadede ekonomik hareketlilik sağladığı tartışmalıdır. Ancak uzun vadede vergi tabanının daralması, kamunun mali kapasitesi üzerinde çeşitli baskılar oluşturmaktadır. Şirketleri çekmeye yönelik vergi avantajlarının yaygınlaşması, kamu maliyesini tüketim üzerinden alınan dolaylı vergilere daha fazla bağımlı hâle getirmektedir.
Yusuf İleri
Odatv.com





