TCMB, önceki hafta yayımlanan Enflasyon Raporu’nda Başkan Fatih Karahan’ın verdiği sinyaller doğrultusunda geçen hafta tahvil alımlarına başlarken, bu hafta da bankalararası piyasadaki gecelik faizi 3 puan düşürdü. Böylece TCMB, İran savaşının başında gecelik faizi %40’a çıkarmasından bu yana ilk kez parasal koşullarda ölçülü bir gevşemeye gitti.
Son dönemdeki yazılarımda, ekonomik koşulların enflasyonda kalıcı bir düşüş için giderek daha elverişli hâle geldiğini ve bunun enflasyonun ana eğilim göstergelerine yansımalarının görünür olmaya başladığını belirtmiştim. Bununla birlikte, erken bir parasal gevşemenin bu kazanımların geri verilmesi riskini taşıdığına da dikkat çekmiştim. Henüz o noktada değiliz; ancak gevşemenin hangi koşullarda bu riski artırabileceğini yakından izlemek gerekiyor.
TCMB’nin tahvil alımları ne zaman genişlemeci olur?
Öncelikle tahvil alımlarıyla başlayalım. TCMB, geçen Perşembe ve Cuma günleri, her gün toplam 5 milyar TL tutarında dörder tahvil alım ihalesi düzenledi. İhalelerde ağırlıklı olarak uzun vadeli tahviller tercih edildi. Yeterli talep gelmesi üzerine TCMB, ilan edilen tutarların tamamını alarak 2 günde toplam 10 milyar TL’lik tahvil alımı gerçekleştirdi. Bu ihalelere ne kadar devam edeceğine yönelik ise bir yönlendirme henüz yapmadı.
Hatırlanacağı üzere, TCMB’nin para politikasının operasyonel çerçevesini açıkladığı 2026 Yılı Para Politikası Raporu’nda menkul kıymet portföyünün yıl sonundaki nominal büyüklüğü 450 milyar TL olarak belirlenmişti. TCMB, Ocak ayında tahvil alım ihalelerine yeniden başlamış ve 2025 sonunda 262.3 milyar TL olan portföyünü Nisan ayında 450.5 milyar TL’ye çıkarmıştı. Hedefe ulaşılmasıyla birlikte alım ihalelerine ara verilmişti. (Grafik)
TCMB’nin tahvil stoku, Mayıs-Ağustos dönemindeki 8.6 milyar TL’lik itfaların ardından, yeni ihaleler öncesinde 441.9 milyar TL’ye gerilemişti. Yeni alım yapılmaması durumunda portföy, Eylül-Aralık dönemindeki 24.9 milyar TL’lik itfayla yıl sonunda 416.9 milyar TL’ye düşecekti. Dolayısıyla bu yıl için belirlenen 450 milyar TL’lik portföy büyüklüğüne ulaşılması amacıyla yaklaşık 33 milyar TL’lik tahvil alımı yapılması gerekecekti.
TCMB’nin yıl başında açıkladığı 450 milyar TL’lik tahvil portföyü hedefi, o tarihteki %19’luk yıl sonu enflasyon tahmini üst bandıyla uyumlu bilanço büyüklüğü varsayımı altında, tahvil portföyünün analitik bilançoya oranını tarihsel ortalama olan %3.5’e taşıyacaktı. Ancak analitik bilançonun yıl sonunda yaklaşık %30 büyüyeceği varsayıldığında, aynı portföyün bilançoya oranı %3.2’ye geriliyor. TCMB’nin bu oranı yine %3.5 civarında tutmayı hedeflemesi hâlinde, tahvil portföyünün yıl sonunda yaklaşık 490 milyar TL’ye ulaşması gerektiğini hesaplıyoruz.
İtfa tutarları da dikkate alındığında, bu hesap yılın kalanında yaklaşık 70 milyar TL’lik tahvil alımına işaret ediyor. Alımların bu tutarın belirgin biçimde üzerine çıkması ise işlemlerin likidite yönetimi amacının ötesine geçtiği ve parasal genişlemeye dönüştüğü yönünde algılanma riski yaratacaktır.
Politika faizinde indirim başlar mı?
Hatırlanacağı gibi, İran savaşının başlamasıyla TCMB politika faizini %37’de tutarken, bankalararası piyasadaki gecelik faizin %40’ta oluşmasını sağlamıştı. Piyasanın genel beklentisi ve benim de tahminim, gecelik faizin 10 Eylül’deki PPK toplantısında yeniden %37’ye çekilmesiydi.
TCMB bu adımı beklenenden biraz erken atarak, hafta sonu yayımladığı duyuruyla faizi bu hafta %37’ye indirdi. TCMB bu hamleyi bir faiz indirimi değil, parasal koşulların normalleşmesi olarak değerlendiriyor. Bunun faiz indirimlerinin başlayacağına ilişkin bir sinyal olmadığını, faiz kararlarının enflasyon ana eğilimi ve enflasyon beklentilerine bağlı olacağını belirtiyor.
Enflasyon ana eğilimindeki son aylardaki olumlu görünümün Ağustos’ta da devam etmesini bekliyoruz. Ancak bunun enflasyon beklentilerine yansıması ve enflasyonun düşeceğine ilişkin genel bir kanaat oluşması için biraz daha sabırlı olunması gerekiyor. Ağustos ayında yapılan TÜİK ve TCMB anketlerinde hem hane halkının hem de reel sektörün 12 ay sonrası enflasyon beklentileri sınırlı da olsa yükseldi; Piyasa Katılımcıları Anketi’nde de yıl sonu enflasyon tahmini artmaya devam etti.
Ayrıca bu yıl iç talepteki yavaşlamanın ve dolayısıyla enflasyon görünümündeki iyileşmenin belirleyicilerinden biri, altın fiyatlarındaki düşüşün yarattığı negatif servet etkisiydi. Altın fiyatlarındaki son yükselişin özellikle otomobil ve konut satışlarını nasıl etkileyeceği de yakından izlenmeli.
Bu nedenlerle 10 Eylül’deki PPK toplantısında faiz indirimi yapılmasının erken olacağını düşünüyoruz. Ancak aylık enflasyon eğilimindeki düşüşün sürmesi ve beklentilerde iyileşmenin başlaması hâlinde, Ekim ve Aralık toplantılarında 1’er puanlık indirim yapılabileceğini değerlendiriyoruz.
Erkin Işık-Dünya