Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) işgücü anketi verilerine göre bu yılın ikinci çeyreğinde işsizlik oranı yüzde 7,62 düzeyine kadar indi. Bu, TÜİK’in veri serisinin uzandığı 2005 yılından bu yana görülen en düşük ikinci işsizlik oranı. Bundan daha düşük bir işsizlik oranını, 14 yıl önce 2012 yılının ikinci çeyreğinde yüzde 7,49 ile görmüşüz. Yılın ikinci çeyreğinde işsiz sayısı da geçen yılın aynı dönemine göre 218 bin kişi ve yüzde 7,48 oranında azaldı.
Resmin bu kadarına bakınca Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in pembe sosyal medya mesajları için çok uygun bir çerçeve görüyoruz. Ama bir de madalyonun öbür yüzü var. Madalyonun öbür yüzü hiç de pembe tablolar çizmeye elverecek durumda değil.
En başta garip bir durumla karşı karşıyayız. Çünkü nüfus artarken istihdam neredeyse yerinde saymış ama buna rağmen işsiz sayısı azalmış. Bu yılın ikinci çeyreğinde çalışma çağındaki nüfus 66 milyon 921 bine ulaşmış.
Geçen yılın aynı dönemine göre çalışma çağı nüfusunda 591 bin kişilik bir artış var. Buna karşın istihdamdaki artış sadece 33 bin kişiden ibaret. İstihdam oranı da buna bağlı olarak 0,39 puanlık bir gerilemeyle yüzde 48,80’e düşmüş. Olağan koşullarda işsiz sayısının 500 binden fazla artması gerektiğini düşünebilirsiniz. Oysa işsiz sayısı, tam tersine, 218 bin kişi azalmış.
Çalışmadıkları halde işsiz sayılmayanların sayısında artış
Bunun sebebi çalışmadıkları halde işsiz sınıfında sayılmayanların sayısındaki artış. TÜİK, anket yapılan haftada bir işte çalışmayan ama son 4 hafta içinde aktif olarak iş arama faaliyetinde bulunmamış olanları işgücü harici nüfus olarak tanımlıyor ve işsizlik hesaplarına dahil etmiyor. İşte bu grubun nüfusu geçen yılın aynı dönemine göre 777 bin kişi artmış. Buradaki artış toplam nüfustaki artıştan bile 186 bin kişi fazla olunca kâğıt üzerinde işsiz sayısı da düşmüş oluyor.
İşgücü harici nüfustaki 777 bin kişilik artışın 232 bini emekli olduğu için çalışmadığını söyleyenlerin artışından kaynaklanıyor. Ümidi kalmadığı için iş aramaktan vazgeçenler ile iş bulsa çalışmaya hazır olanlardan oluşan potansiyel işgücünde de 131 bin kişilik artış var. İşgücü harici nüfustaki artışta en büyük katkı, işgücüne katılmama nedeni “diğer” diye sınıflandırılmış “torba”dakilerin sayısındaki 360 binlik artıştan geliyor. Bu torbanın içinde kimlerin yer aldığını mevcut verilerle ayrıntılı olarak inceleme imkânımız yok.
Bir diğer kritik nokta ise işgücü harici nüfustaki yüksek artışta yükseköğrenim mezunları ile meslek lisesi mezunları gibi meslek eğitimi almış kişilerin büyük ağırlık taşıması. İşgücü harici nüfustaki 777 bin kişilik artışta en büyük paya 380 bin kişi ile yükseköğrenim mezunları sahip. Meslek lisesi mezunlarının katkısı 79 bin kişi.
Bu yüzden geniş tanımlı işsizlik oranı ile manşet işsizlik oranı arasında başka ülkelerde görülmeyen bir uçurum var. Manşet işsizlik oranı yüzde 7,62 gözükürken geniş tanımlı işsizlik oranı yüzde 30,3 düzeyinde. Yani iş olsa çalışmaya hazır nüfusun yaklaşık üçte birinin ya hiç işi yok ya da bu kişiler hemen değiştirmeye hazır oldukları eğreti bir işte çalışıyor. Manşette gözüken işsiz sayısı 2 milyon 695 bin olmasına karşın geniş tanımlı işsiz sayısı 12 milyon 310 bin kişiyi buluyor.
Haftada 40 saatten daha az çalışan ve bir iş bulsa hemen bu eğreti işi bırakıp düzgün bir işe geçmeye hazır olanların sayısı 4 milyon 375 bin kişiyi buluyor. Yani toplam 32 milyon 656 bin olan istihdamın yüzde 13,4’ü güvencesiz, eğreti bir istihdam. Bunu hariç tuttuğumuzda düzgün istihdam sayısı 28 milyon 281’e, istihdam oranı da yüzde 48,80’den yüzde 42,26’ya düşüyor.
Toplam istihdamdaki artış hizmetlerden kaynaklanıyor
İstihdam cephesindeki bir diğer önemli durum ise istihdamın üretici sektörlerde ciddi ölçüde düşüyor olması. Toplam istihdamda 33 bin kişilik bir artış olmasına karşın tarım istihdamında 25 bin, sanayi istihdamında ise 227 bin düşüş var. Toplam istihdamdaki artış esas olarak hizmetlerdeki 265 bin kişilik artıştan kaynaklanıyor. Ancak buradaki artışın da 141 bininin kamu yönetimi ve savunma sektöründe, 103 bininin de mesleki, bilimsel ve teknik faaliyetler sektöründe yoğunlaşması, hizmetler sektöründe de istihdamın sıkıntılı olduğuna işaret ediyor.
Ücretli istihdam 326 bin artarken kendi hesabına çalışan sayısının 171 bin, ücretsiz aile işçisi olarak çalışanların sayısının 132 bin düşmesi de küçük esnaf ve sanatkârların yaşadığı iflasların bir yansıması olarak ekonomideki bir başka soruna işaret ediyor.
Bu hâliyle manşet verileri dışına çıkarak daha geniş bir pencereden baktığımızda istihdam ve işsizlik konusunda pembe bir tablo çizmek mümkün gözükmüyor.





