Sürekli yapılandırma beklentisi, verginin adil dağıtılmadığı düşüncesi, bazı kesimlerin vergiden kaçınabildiğine ilişkin algı ve kamu kaynaklarının kullanımına duyulan güvensizlik vergi ahlâkını aşındırır
Vergi gelirleri açıklandığında hemen tahsilata bakıyoruz. Hazine ne kadar vergi topladı, geçen yılın aynı dönemine göre tahsilat ne kadar arttı, bütçe hedefinin ne kadarı gerçekleşti?
Bunlar kuşkusuz önemli. Ama tahsilata gelmeden önce bakılması gereken başka bir veri daha var: o da tahakkuk.
Tahakkuk, Vergi Usul Kanunu’nun ifadesiyle, tarh ve tebliğ edilen bir verginin ödenmesi gereken safhaya gelmesidir. Dolayısıyla tahakkuk ile tahsilat aynı şeyi göstermez. Tahakkuk, verginin ödenecek hâle gelmesini; tahsilat ise paranın Hazineye girmesini ifade eder.
Bu nedenle yalnızca ne kadar vergi tahsil edildiğine değil, ne kadar verginin tahakkuk ettiğine ve bunun ne kadarının tahsil edilebildiğine de bakmak gerekir.
Buna rağmen bütçe ve vergi gelirleri tartışılırken tahakkuk rakamları çoğu zaman tahsilat rakamlarının gölgesinde kalıyor. Oysa tahakkuk ile tahsilat arasındaki fark, vergi sisteminin yalnızca gelir yaratma kapasitesini değil, tahakkuk eden vergiyi paraya dönüştürme kapasitesini de gösteriyor.
Yılın ilk yedi ayında tahakkuk tutarları ve oranları ne kadar oldu?
Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın verileri uyarınca aşağıdaki tabloda tahakkuk tutarı ve oranları ile tahsilat ve tahsilatın bütçe hedefi içindeki payı görülmektedir.

2026 yılının Ocak-Temmuz döneminde toplam 10 trilyon 65 milyar liralık vergi tahakkukuna karşılık 7 trilyon 855 milyar liralık tahsilat yapılmış. Buna göre tahsilat/tahakkuk oranı yüzde 78 olmuştur. Başka bir ifadeyle, tahakkuk eden her 100 liralık vergiye karşılık yaklaşık 78 liralık tahsilat yapılmış. Tahakkuk ile tahsilat arasındaki nominal fark ise yaklaşık 2 trilyon 211 milyar liradır.
Ancak bu farkı, “2026 yılının ilk yedi ayında 2,2 trilyon liralık vergi ödenmedi” şeklinde okumak doğru değil. Tablo kümülatif nitelikte. Önceki dönemlerden devreden tahakkuklar ile bunlara ilişkin tahsilatlar, mahsup ve düzeltmeler de rakamları etkileyebiliyor.
Bu nedenle 2,2 trilyon liralık farktan çok, tahsilat/tahakkuk oranının vergi türlerine göre nasıl değiştiğine bakmak gerekiyor.
Burada oldukça farklı bir tabloyla karşılaşıyoruz.
Banka ve Sigorta Muameleleri Vergisi’nde tahsilat/tahakkuk oranı yüzde 99,8, Şans Oyunları Vergisi’nde yüzde 99,9, Özel İletişim Vergisi’nde yüzde 99,1, Dijital Hizmet Vergisi’nde yüzde 97,3. Özel Tüketim Vergisi’nde de oran yüzde 95,6. ÖTV’nin alt kalemlerinden motorlu taşıt araçlarında bu oran yüzde 98,3, tütün mamullerinde yüzde 97,9.
Gümrük vergilerinde oran yüzde 94,9. Noter, tapu, pasaport ve konsolosluk harçları ile yurt dışına çıkış harcında da tahsilat oranları yüzde 100’e oldukça yakın.
Bu vergilerin ve harçların ortak bir özelliği var. Tahsilat çoğunlukla işlemin gerçekleşmesi sırasında ya da işleme çok yakın bir aşamada güvence altına alınıyor. Otomobili satın alırken ÖTV’yi, tapu işlemini yaparken tapu harcını, yurt dışına çıkarken çıkış harcını ödemeden işlemi tamamlamak pek mümkün değil. Verginin tahsili, mükellefin daha sonra ödeme yapmasına bırakılmıyor.
Beyana dayanan vergilere geldiğimizde ise oranlar belirgin biçimde düşüyor.
Beyana dayanan gelir vergisinde 316,7 milyar liralık tahakkuka karşılık 187,4 milyar liralık tahsilat yapılmış. Tahsilat/tahakkuk oranı yüzde 59,2. Aynı gelir vergisinin tevkifat yoluyla alınan kısmında ise bu oran yüzde 86,8.
Bu karşılaştırma önemli. Çünkü verginin adı aynı, tahsil edilme biçimi farklı.
Kurumlar vergisinde fark daha da çarpıcı. Kurumlar geçici vergisinde tahsilat/tahakkuk oranı yüzde 92,4, kurumlar vergisi tevkifatında yüzde 81,1 iken beyana dayanan kurumlar vergisinde oran yüzde 10,1.
Elbette yüzde 10,1’lik oranı “beyana dayanan kurumlar vergisinin yaklaşık yüzde 90’ı ödenmedi” şeklinde okumak doğru olmaz. Tahakkuk ve tahsilatın dönemsel yapısı ile geçmiş dönemlerden devreden tutarlar da bu oranı etkileyebilir. Ancak aynı verginin farklı tahsil biçimlerinde ortaya çıkan bu fark yine de dikkat çekici.
KDV’de 815 milyar liralık fark
Tabloda ayrıca üzerinde durulması gereken bir başka vergi dahilde alınan KDV’dir.
2026 yılının ilk yedi ayında dahilde alınan KDV’de yaklaşık 1 trilyon 962 milyar liralık tahakkuka karşılık 1 trilyon 147 milyar liralık tahsilat yapılmış. Tahsilat/tahakkuk oranı yüzde 58,5. İki tutar arasındaki nominal fark ise yaklaşık 815 milyar lira.
Ancak bu 815 milyar lirayı doğrudan “tahakkuk ettiği hâlde tahsil edilemeyen KDV” olarak değerlendirmek doğru olmaz. Çünkü KDV önemli bir iade mekanizması barındırıyor. İhracat başta olmak üzere KDV Kanunu’nda öngörülen çeşitli işlemler nedeniyle KDV iadesi yapılabiliyor.
İadelerin boyutunu görmek için 2026 yılı bütçesine bakmak yeterli.
2026 Yılı Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu ekinde dahilde alınan KDV için 3 trilyon 539 milyar liralık brüt gelir öngörülürken, 1 trilyon 638 milyar 691 milyon liralık red ve iade öngörülmüş.
Üstelik 2026 bütçesinde öngörülen toplam 1 trilyon 892 milyar liralık red ve iadenin yaklaşık yüzde 87’si dahilde alınan KDV’ye ait.
Dolayısıyla yüzde 58,5’lik tahsilat/tahakkuk oranını değerlendirirken iadeleri gözden kaçırmamak gerekiyor. Asıl bilinmesi gereken, 815 milyar liralık farkın ne kadarının gerçekten tahsil edilemeyen KDV’den, ne kadarının KDV’nin iade ve mahsup mekanizmasından kaynaklandığıdır.
Mevcut tahakkuk-tahsilat tablosu ise bu ayrımı tek başına göstermiyor.
Sonuç ve genel değerlendirme
Tablo bize yalnızca hangi vergiden ne kadar tahsilat yapıldığını göstermiyor. Aynı zamanda verginin nasıl tahsil edildiğinin, tahsilat başarısı üzerinde ne kadar belirleyici olduğunu da gösteriyor.
Vergi kaynağında kesildiğinde, yani stopajla alındığında, işlemin içine yerleştirildiğinde ya da ödenmeden işlemin tamamlanması mümkün olmadığında tahsilat oranı yüzde 100’e yaklaşıyor. Buna karşılık beyana dayanan vergilerde tahakkuk ile tahsilat arasındaki mesafe açılıyor.
Bu farkı yalnızca teknik bir tahsilat sorunu olarak görmek hatalı olur.
Çünkü vergi sistemi, bir noktadan sonra yalnızca kanunla değil, vergi ahlâkıyla da ayakta durur.
Mükellefin vergisini zamanında ödeme iradesini zayıflatan bir ortam varsa, tahakkuk ne kadar artarsa artsın tahsilat aynı ölçüde artmaz. Sürekli yapılandırma beklentisi, verginin adil dağıtılmadığı düşüncesi, bazı kesimlerin vergiden kaçınabildiğine ilişkin algı ve kamu kaynaklarının kullanımına duyulan güvensizlik vergi ahlâkını aşındırır.





