Artık bir riskin nerede fiyatlandığı yalnızca sigorta sektörünü ilgilendirmiyor; yatırım kararlarını, finansmanı, hukuku, teknolojiyi ve nitelikli insan kaynağını da şekillendiriyor. Çin'in açıkladığı yeni reasürans teşvik paketi de bu değişimin en dikkat çekici örneklerinden biri. İlk bakışta teknik bir düzenleme gibi görünse de aslında çok daha büyük bir dönüşümün işareti.
Çinli reasürörler uzun yıllar Çin sermayesini takip etti. Çin artık yalnızca üretimin değil; finansmanın, sigortanın, reasüransın ve bunlardan doğan katma değerin de kendi ülkesinde oluşmasını hedefliyor. Hedef artık yalnızca Çin yatırımlarını desteklemek değil; uluslararası risklerin de Şanghay'da fiyatlandığı küresel bir piyasa oluşturmak.
Son iki yılda Hong Kong‘un offshore RMB merkezi olarak güçlendirilmesi, yuan cinsinden finansal ürünlerin yaygınlaştırılması, serbest ticaret bölgelerine yapılan yatırımlar ve şimdi de Şanghay‘ın uluslararası reasürans merkezi olarak konumlandırılması bu stratejinin parçaları. Çünkü reasürans yalnızca risk transferi değildir. Bir risk nerede fiyatlanıyorsa, o riskle ilgili bilgi, uzmanlık ve karar alma mekanizmaları da zamanla aynı merkezde birikmeye başlar. Bir enerji santraline kredi verecek banka da, büyük bir altyapı yatırımını finanse edecek fon da önce aynı soruyu sorar: "Bu risk nasıl yönetilecek?"
Bu sorunun cevabı güçlü reasürans piyasalarında verilir. Reasürans; yatırım ortamını güçlendirir, büyük projelerin finansmanını kolaylaştırır ve uluslararası sermayeye güven verir.
Ancak bunun için finansal kapasite tek başına yeterli değil. Hukuki öngörülebilirlik, sözleşme güvenliği ve yatırımcı güveni de en az sermaye kadar önemli.
Dünyanın önde gelen reasürans merkezlerine baktığımızda her birinin farklı bir değer önerisiyle öne çıktığını görüyoruz. Londra yüzyıllardır uzmanlığı, güçlü hukuk sistemi ve karar alma mekanizmalarını temsil ediyor. Bermuda alternatif sermaye, CatBond ve Insurance-Linked Securities (ILS) piyasalarının küresel merkezi konumunda. Singapur inovasyon, alternatif risk transferi ve sürekli gelişen düzenleyici yapısıyla Asya‘nın teknik uzmanlık merkezi olmayı sürdürüyor. Malezya ise katılım finansı, takaful ve retakafulda geliştirdiği uzmanlıkla farklılaşıyor. Dubai International Financial Centre (DIFC), bağımsız düzenleyici yapısı, İngiliz common law esaslı hukuk sistemi, uluslararası tahkim altyapısı ve yatırımcı dostu lisanslama modeliyle küresel şirketlerin kendilerini güvende hissedecekleri bir piyasa oluşturdu.
Peki Türkiye?
Bölgesinin en gelişmiş sigorta piyasalarından biri olarak Türkiye uluslararası proje deneyimine sahip müteahhitleri, enerji, ulaştırma, denizcilik ile altyapı risklerinde teknik bilgi birikimiyle yarışa sıfırdan başlamıyor.
İstanbul Avrupa, Orta Doğu, Karadeniz, Kafkasya ve Türk Devletleri arasında doğal bir ticaret ve yatırım merkezi konumunda.
İstanbul'un diğer önemli avantajı Türkiye‘nin ve çevre coğrafyanın ürettiği risk hacmi. Çünkü riskin olduğu yerde sigorta ihtiyacı, sigortanın olduğu yerde ise reasürans ihtiyacı doğar. Bu da İstanbul'u doğal bir risk yönetimi merkezi olabilecek konuma taşıyor.
İstanbul Finans Merkezi de bu perspektifle bankacılık ve sermaye piyasalarının yanında sigorta ve reasürans ekosisteminin de güçlenmesi; brokerleri, reasürörleri, hukuk bürolarını, aktüerleri, insurtech girişimlerini ve veri analitiği şirketlerini aynı çatı altında buluşturma fırsatı sunabilir. Böyle bir ekosistem yalnızca reasürans kapasitesi oluşturmaz; yüksek katma değerli hizmet ihracatı, nitelikli insan kaynağı ve yatırımcı güveni de üretir.
Artık reasüransa sigorta şirketlerinin kendi risklerini paylaştığı teknik bir mekanizma olarak değil, ülkelerin rekabet gücünü artıran stratejik bir kaldıraç olarak bakmanın zamanı geldi.
Küresel risk transferi haritası yeniden şekillenirken, Türkiye‘nin sahip olduğu teknik bilgi birikimi, stratejik konumu ve İstanbul Finans Merkezi‘nin sunduğu imkânlar yeni bir fırsat penceresi açıyor.
İstanbul, neden olmasın?
Zeynep Türker-Dünya




