Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın son açıklamalarıyla yeniden gündeme gelen varlık barışı düzenlemesinin hukuki niteliği, kamuoyunda sıklıkla yeni bir vergi affı mı geliyor? sorusunu akıllara getirdi. Bu soruya sağlıklı bir yanıt verilebilmesi için, öncelikle vergi affı ile varlık barışı kavramlarının hukuki çerçevesinin ayrıştırılması gerekmektedir.
Vergi affı, genel olarak, ödeme aşamasına gelmiş vergi borçlarının ve/veya cezalarının kısmen ya da tamamen silinmesi ya da borçların yeniden yapılandırılması yöntemidir. Bu yönüyle vergi affı, mevcut bir kamu alacağının tahsilinden kısmen veya tamamen vazgeçilmesini içerir ve doğrudan doğruya vergi borcuna ilişkin bir hukuki müdahale niteliği taşır.
Buna karşılık varlık barışı düzenlemeleri, kural olarak, yurt içinde veya yurt dışında bulunan ve çoğu zaman kayıt dışı kalmış para, altın, döviz, menkul kıymet ve diğer sermaye unsurlarının belirli bir süre içinde beyan edilerek ekonomik sisteme dahil edilmesini amaçlayan özel düzenlemelerdir. Bu kapsamda getirilen varlıklar üzerinden genellikle düşük oranlı bir vergi alınmakta ya da bazı dönemlerde tamamen vergisiz bir giriş imkânı tanınmaktadır. Ayrıca beyan edilen bu varlıklar için çoğu zaman vergi incelemesi de yapılmadığından bir tür güvence sağlanmaktadır.
Buna göre, varlık barışının maliye tekniği açısından bir vergi affı olarak nitelendirilmesi çok doğru sayılmayabilir. Zira varlık barışında, ortada tahakkuk etmiş ve kesinleşmiş bir vergi borcunun silinmesi veya yeniden yapılandırılması söz konusu değildir. Aksine, daha önce hiç beyan edilmemiş veya kayıt altına alınmamış varlıkların belirli bir maliyet karşılığında sisteme dahil edilmesi söz konusudur.
Bununla birlikte, varlık barışı düzenlemelerinin sonuçları itibarıyla vergi affına benzer niteliktedir. Özellikle beyan edilen varlıkların kaynağının araştırılmaması, bu varlıklar nedeniyle geçmişe dönük vergi incelemesi yapılmaması, düşük/sıfır oranlı bir vergilendirme öngörülmesi, fiilen geçmiş dönemlere ilişkin olası vergisel yükümlülüklerin ortadan kaldırılması gibi sonuçlar doğurmaktadır. Bu yönüyle varlık barışı, hukuki niteliği itibarıyla bir af olmasa da ekonomik ve vergisel sonuçları bakımından affa benzer bir mekanizma olarak değerlendirilmelidir.
Öte yandan bu tür düzenlemelerin kamu maliyesi açısından temel amacı, kısa vadede sermaye girişini artırmak, finansal sistemi likidite bakımından güçlendirmek ve kayıt dışı varlıkları ekonomiye kazandırmaktır. Dolayısıyla varlık barışı, klasik bir vergi politikası aracından ziyade, makroekonomik hedeflere hizmet eden istisnai bir maliye politikası enstrümanıdır.
Türkiye’de vergi aflarının tarihsel gelişimine baktığımızda; TBMM’nin açılışından kısa bir süre sonra kabul edilen 29.09.1920 tarihli ilk düzenlemeden itibaren, Cumhuriyet döneminde farklı adlar altında çok sayıda af ve yeniden yapılandırma düzenlemesi yapılmıştır. Özellikle 1980 sonrası dönemde bu düzenlemelerin sayısında belirgin bir artış yaşanmış; 2000’li yıllardan itibaren ise af kavramı yerini büyük ölçüde yeniden yapılandırma, tahsilatın hızlandırılması ve varlık barışı gibi kavramlara bırakmıştır. İsimler değişmiş olmakla birlikte, düzenlemelerin temel fonksiyonu büyük ölçüde benzer kalmıştır. Nitekim Af kanunlarında en son af kelimesi 18.08.1974 tarih ve Mükerrer 14890 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Cumhuriyetin 50'inci Yılı Nedeniyle Bazı Suç ve Cezaların Affı Hakkında Kanun”da dile getirilmiş.
Cumhurbaşkanı ve Mehmet Şimşek’in açıklamalardan, yapılması planlanan düzenlemenin 2008 tarihli 5811 sayılı Kanun benzeri bir çerçevede kurgulanması; yurt dışı kaynaklı varlıkların ülkeye çekilmesi, belirli vergisel avantajların sağlanması ve bu kapsamda bazı uzun vadeli vergi istisnalarının tanınması öngörülmektedir.
Bu yaklaşım, varlık barışının maliye politikası aracı olarak kullanılmaya devam edeceğini göstermektedir. Zira açıklamalardan son üç yılda Türkiye’de vergi mükellefi olmayan kişilerin ülkeye gelmesi halinde, yurt dışı kaynaklı gelirleri 20 yıl boyunca Türkiye’de vergilendirilmeyeceği, bu kişilerin yalnızca Türkiye içinde elde ettikleri gelirler vergiye tabi olacağı anlaşılmaktadır.
Bu nedenle
Varlık barışı hukuken vergi affı değildir. Ama sağladığı koruma, geçmiş vergisel riskleri bertaraf etmesi ve düşük maliyetli sonuçlarıyla affa çok yakın bir etki yaratıyor. Kısa vadede ekonomiye nefes aldırabilir. Ancak bu tür düzenlemelerin sıkça tekrarlanması, vergisini zamanında ödeyen mükelleflerde adalet duygusunu zedeler ve “neden dürüst olayım?” sorusunu yaygınlaştırır.
Daha da önemlisi sermaye girişi için her seferinde kayıt dışına kırmızı halı sermek yerine, vergi sistemini adil, basit ve öngörülebilir hale getirmek daha kalıcı bir çözüm olmaz mı? Cevap hayırsa her seferinde varlık, barışır; değilse yokluk, kavgaya devam eder.
Ezcümle varlık barışı düzenlemeleri kamu maliyesi açısından vergi affı olarak nitelendirilemez ise de sağladığı koruma, geçmişe yönelik vergisel riskleri bertaraf eden yapısı ve düşük maliyetli vergisel sonuçları itibarıyla vergi affına oldukça yakın sonuçlar doğurmaktadır. Bu nedenle söz konusu düzenlemeler yalnızca hukuki sınıflandırma düzeyinde değil, vergi adaleti ve sistemin uzun vadeli sürdürülebilirliği bakımından da değerlendirilmelidir.





