Samsun Vergi Mahkemesi, itiraz yoluyla konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı. Anayasa Mahkemesi, 01.06.2022 tarihli ve E:2022/14, K:2022/70 Sayılı Kararı ile “vergi davalarında teminat alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilemeyeceğine ilişkin kuralı” iptal etti.

Köşemde 4 Ocak 2022'de “Vergi mahkemeleri, haksız vergi iadesinin yolunu açıyormuş!” başlıklı yazımı okumuştunuz. Yazımı 22.01.2022 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan 7351 sayılı Kanun'un 2'nci maddesi ile 2577 sayılı Kanun'un 27'nci maddesinin (4) numaralı fıkrasına eklenen “vergi kanunları uyarınca iadesi talep edilen vergilere ilişkin olarak açılan davalarda, dava konusu edilen tutarın %50'si oranında teminat alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilemez“ yönündeki düzenleme henüz teklif aşamasında iken yazmış ve yapılmak istenen düzenlemenin Anayasa'ya aykırı olduğunu gerekçeleri ile ortaya koymuştum.

KDV iadesini mükellefler neden almazlar? KDV iadesini mükellefler neden almazlar?

Samsun Vergi Mahkemesi, itiraz yoluyla konuyu Anayasa Mahkemesi'ne taşıdı. Anayasa Mahkemesi, 01.06.2022 tarihli ve E:2022/14, K:2022/70 Sayılı Kararı ile vergi davalarında teminat alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilemeyeceğine ilişkin kuralı” iptal etti. Söz konusu karar, 06.07.2022 tarih ve 31889 sayılı Resmî Gazete‘de yayımlandı.

HAK ARAMA ÖZGÜRLÜĞÜ SINIRLANDIRILAMAZ

Anayasa Mahkemesi kararının gerekçesini iyi okuyup, bundan sonra Anayasa'ya aykırılığı çok açık düzenlemeler yapmamakta fayda var. Yargıya gereksiz iş yükü oluşuyor.

Anayasa'nın 125. maddesinin birinci fıkrasında “İdarenin her türlü eylem ve işlemlerine karşı yargı yolu açıktır” kuralına yer verilmiştir. İdari eylem ve işlemlerin yargı denetimine tabi olması, demokratik hukuk devletinin olmazsa olmaz koşuludur. Anayasa'nın söz konusu kuralıyla benimsediği husus, etkili bir yargısal denetimdir. Kişinin uğradığı bir haksızlığa veya zarara karşı kendisini savunabilmesinin ya da maruz kaldığı haksız bir uygulama veya işleme karşı haklılığını ileri sürüp kanıtlayabilmesinin, zararını giderebilmesinin en etkili ve güvenceli yolu yargı mercileri önünde dava hakkını kullanabilmesidir.

Hak arama özgürlüğü bakımından kişilerin idareye karşı sahip oldukları en etkili yargısal koruma mekanizması ise iptal davasıdır. Kişileri iptal davası sonuçlanıncaya kadar hukuka aykırı idari işlemin olumsuz etkilerinden korumak, ileride giderilmesi veya düzeltilmesi imkânsız veya zor olan durumları önlemek, idarenin hem olası bir tazmin yükünden kurtarılması hem de hukuk sınırları içinde kalması sağlanarak hukuk devletinin kesintiye uğramadan devamını temin etmek amacıyla yürütmenin durdurulması kurumu öngörülmüştür (AYM, E.2016/205, K.2019/63, 24/7/2019, 141; E.2017/21, K.2020/77, 24/12/2020, 258).

Yürütmenin durdurulması kurumu, yargının denetim etkinliğini artırıcı bir araç olarak dava hakkının bir parçasını oluşturduğu gibi kamu yararı ve kamu düzenini de sağlamaktadır. Yürütmenin durdurulması kararıyla dava konusu olan işlemin yapıldığı andan önceki durumun geri gelmesi sağlanmakta ve kişiler dava sonuçlanıncaya kadar bu işlemin olumsuz etkilerinden korunmaktadır.

Anayasa'nın 125. maddesinin beşinci fıkrasında “İdari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararların doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi durumunda gerekçe gösterilerek yürütmenin durdurulmasına karar verilebilir” denilmektedir. Buna göre yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için; idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararın doğması ve idari işlemin açıkça hukuka aykırı olması şartlarının birlikte gerçekleşmesi gereklidir.

Yürütmenin durdurulması kararı verilmesine konu bakımından bir sınırlama yapılması durumunda; bu sınırlamanın Anayasa'ya uygunluk denetiminin Anayasa'nın 125. maddesinin altıncı fıkrası yönünden yapılması gerekmektedir. Yürütmenin durdurulması karan verilebilmesi için birtakım usule ilişkin sınırlamaların öngörülmesi halinde ise önemli olan öngörülen usule ilişkin sınırlamaların yürütmenin durdurulmasını anlamsız ve işlevsiz hale getirip getirmediği ve yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesini zorlaştırıp zorlaştırmadığıdır (aynı yönde bkz. AYM, E.2012/100, K.2013/84, 4/7/2013: E.2014/149, K.2014/151, 2/10/2014).

Vergi kanunları uyarınca iadesi talep edilen vergilere ilişkin olarak açılan davalarda, dava konusu tutarın %50'si oranında teminat alınmadan yürütmenin durdurulması karan verilemeyeceğini öngören kuralla yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi için usule ilişkin bir sınırlama nedeni düzenlenmiştir.

Bu tür davalarda idari yargı yerlerince davacı açısından telafisi güç veya imkânsız zararların doğması şartının gerçekleştiği kanısına varılması durumunda dahi kural uyarınca davacıdan dava konusu tutarın %50'si oranında teminat alınmadan yürütmenin durdurulması kararı verilebilmesi mümkün olmayacaktır. Bu nedenle daha önce ödemiş olduğu verginin iade edilmemesi ve dava süresince bu paradan yoksun kalınması durumunda telafisi güç veya imkânsız zararlarla karşılaşacağı kanısına varılan davacıdan yürütmenin durdurulması kararı verilmesi için dava konusu tutarın %50'si oranında teminat alınması idari işlemin uygulanması halinde telafisi güç veya imkânsız zararın doğması şartını etkisiz kılacaktır.

Yürütmenin durdurulması kararı verecek olan idari yargı yerlerine durumun gereklerine ve somut olayın şartlarına göre teminat alıp almama veya teminat miktarını belirleme konusunda takdir yetkisinin tanınmadığı, söz konusu teminatı ödeme imkanı olmayan davacının adli yardımdan yararlanmasını mümkün kılan bir güvenceye yer verilmediği de gözetildiğinde, mutlak bir şekilde dava konusu tutarın %50'si oranında teminat alınmasını öngören kuralın yürütmenin durdurulması kurumunun etkinliğini azalttığı ve bu kurumdan beklenen amacın gerçekleşmesini engellediği açıktır.

Anayasa Mahkemesi, yukarıda özetlemeye çalıştığım nedenlerle kuralın Anayasa'nın 125. maddesine aykırı bularak iptal etti.

YARGI, MÜKELLEFİN EN BÜYÜK GÜVENCESİDİR

Mükellef ile devlet arasındaki vergilendirme ilişkisi, taraflar arasında eşitlik olmadığı ve devletin mutlak üstünlüğü olduğu için kamu hukuku ilişkisidir. İlişki de güçsüz taraf olan mükellefin haksızlığa uğradığında yargı dışında başvurabileceği bir makam yoktur.

Vergi idaresinin e-tebligat sisteminde habersiz tebligat yapmaya çalışması ve örnek olayımızda vergi iadesine ilişkin davalarda %50 teminat getirmeye çalışması, hep mükelleflerin hak arama hakkını engellemeye yönelik.

Yaptığınız işlemleri Anayasa ve yasalara uygun yaparsanız; mükellef yargıya giderse diye bir korkunuz olmaz.

Sözcü | Nedim TÜRKMEN