Vergi hatalarının düzeltilmesi konusuna devam. İlk makalede vergi hatalarının düzeltilmesine ilişkin genel bir çerçeve çizmiş ve yargı kararlarının genel olarak seyrinden bahsetmiştim.  Bir önceki makalede de son zamanlarda verilen bir karar üzerinden, yargı organlarının düzeltmeye bakış açısını yansıtmaya çalışmıştım.

Bugün iki Danıştay kararı üzerinden konuya devam ediyorum. Aynı gün, aynı Daire tarafından verilmiş iki kararın konusu aynı. Ancak kararlardan biri ihtirazi kayıtla verilen beyanname üzerinden fazladan tahakkuk ettirilen verginin kaldırılması, diğeri ise düzeltme-şikâyet başvurusunun reddine ilişkin işlemin iptali istemi üzerine verilmiş. Danıştayın düzeltme müessesesine bakışı açısından önemli iki karar.

Dava konularının ve kararların özeti

Her iki davanın konusu aynı, sözleşmeye istinaden yabancı para cinsinden peşin ödenen hizmet bedelinin değerleme ölçüsü. Davaların ve kararların özeti şöyle:

Vakıfların Muhasebesinde Dikkat Etmesi Gereken Hususlar Nelerdir? Vakıfların Muhasebesinde Dikkat Etmesi Gereken Hususlar Nelerdir?

Karar 1) Döviz cinsinden peşin ödenen hizmet bedelinin sonraki yıllara ilişkin kısmı aktif geçici hesaba kaydedilmiş, dönem sonunda bu hesap borsa rayici ile değerlenmiş ve değerleme sonucu ortaya çıkan kur farkı dönem kazancına dahil edilmiş. Daha sonra değerleme ölçüsünün mukayyet değer olduğu, kazanca dahil edilen kur farkı nedeniyle tahakkuk eden ve ödenen verginin iadesi istemiyle düzeltme-şikâyet yoluyla düzeltme başvurusu yapılmış. Başvuruların reddi üzerine idari işlemim iptali istemiyle dava açılmış.

Vergi mahkemesi, peşin ödenen ve aktif geçici hesapta aktifleştirilen hizmet bedelinin değerleme ölçüsünün mukayyet değer olduğu, aktif geçici hesap kıymetleri için yabancı para veya Türk lirası ayırımı yapılmaksızın mukayyet değer dışında başka bir ölçü üzerinden değerleme yapılamayacağı, borsa rayici ile yapılan değerleme sonucu ortaya çıkan kur farkı nedeniyle yapılan tahakkuk işlemine istinaden ödenen verginin iadesi istemiyle yapılan başvurunun reddine ilişkin işlemde, hukuka uyarlık bulunmadığı gerekçeleriyle davayı kabul etmiş. Bölge İdare Mahkemesi de aynı gerekçelerle istinaf başvurusunu reddetmiş.

Temyiz başvurusunu inceleyen Danıştay 9. Dairesi, davacı iddiaları ve bu çerçevede ortaya çıkan uyuşmazlığın, açık bir vergi hatası kapsamında olmadığı, hukuki bir sorun niteliğinde olduğu, ihtilafın çözümümün maddi olayların ve mevzuatın değerlendirilmesi ve yorumunu gerektirmesi nedeniyle, uyuşmazlığın vergilendirme işlemine karşı süresinde açılacak idari davada incelenebileceği gerekçeleriyle, Bölge İdare Mahkemesi kararını bozmuş. (Danıştay 9.Dairesi’nin 27.01.2022 tarih ve E:2021/2751 K:2022/103 sayılı kararı.)

Karar 2) Döviz cinsinden peşin ödenen hizmet bedelinin “Gelecek yıllara ait giderler” hesabında mukayyet değerle değerlendirilmesi ve bu bedele ait kur farklarının dikkate alınmaması gerektiği ihtirazi kaydıyla verilen beyanname üzerinden, fazladan tahakkuk ettirilen verginin kaldırılması ve fazladan ödenen bu tutarın iadesi istemiyle dava açılmış.

Vergi mahkemesi, yukarıda birinci karar bölümüne özetlediğim vergi mahkemesi kararında yer alan gerekçelerle davayı kabul etmiş. Bölge İdare Mahkemesi aynı gerekçelerle istinaf başvurusunu reddetmiş, Danıştay 9. Dairesi de yine aynı gerekçelerle Bölge İdare Mahkemesi kararını onamış. (Danıştay 9. Dairesi’nin 27.01.2022 tarih ve E:2019/4767 K:2022/104 sayılı kararı.)

Gelir İdaresi’nin görüşü

Gelir İdaresi, gelecek hesap dönemlerine ilişkin olarak peşin ödenen giderler (Aktif geçici hesap) ve peşin tahsil edilen hasılatın (Pasif geçici hesap) değerlemesi konusunda benzer anlayışa sahip.  Verilen özelgelerde;

- Vergi Usul Kanunu’nun 280. maddesinde yer alan yabancı paraların borsa rayici ile değerleneceği,

- 283. maddesinde yer alan gelecek bir hesap dönemine ait olarak peşin ödenen giderler ile 287. maddesinde yer alan peşin tahsil edilen hasılatın mukayyet değerleri üzerinden aktifleştirilmek suretiyle değerleneceği,

hükümleri çerçevesinde, peşin ödenen giderlerin ve peşin tahsil edilen hasılatın mukayyet değerleri üzerinden aktifleştirilmek/pasifleştirilmek suretiyle değerleneceği ve ortaya çıkan kur farkının, gelir veya gider olarak dikkate alınarak dönem kazancıyla ilişkilendirilmesi gerektiği görüşünde. (04.11.2011 tarih ve 1993 sayılı, 09.09.2019 tarih ve 172924 sayılı özelgeler.)

Kişisel değerlendirmem

Öncelikle, Gelir İdaresinin görüşüne hiçbir şekilde katılmam mümkün değil. Konunun yabancı para değerlemesiyle ve dolayısıyla Vergi Usul Kanunu’nun 280. maddesinde yer alan düzenlemeyle ilgisi yok. Aktif ve pasif geçici hesapların değerleme ölçüsü açıkça mukayyet değer olarak belirlenmiş durumda ve dolayısıyla kur farkı geliri/gideri oluşması söz konusu değil. Yukarıda 2 no.lu kararda özetlediğim Danıştay kararı da (karar düzeltme talebi varsa küçük bir olasılıkla kesinleşmemiş olabilir, bunu göz ardı ediyorum) bu şekilde kesinleşmiş.

Yukarıda 1 no.lu karar olarak özetlediğim konuya gelince, karar tartışmaya açık olarak değerlendirilebilir. Gelir İdaresinin yukarıda belirttiğim 2011 ve 2019 tarihli özelgeleri nedeniyle konu tartışmaya açık (ki ben öyle değerlendirmiyorum), Vergi Usul Kanunu’nun 3. maddesinde yer alan ilkeler çerçevesinde yorum yaparak sonuca ulaşılması gereken hukuksal bir konu olarak görülebilir. Dolayısıyla nihai kararı, Bölge İdare Mahkemesi’nin yeniden vereceği karar sonrasında görme olanağımız olacak. Bölge İdare Mahkemesinin kararında ısrar etmesi durumunda, Vergi Dava Daireleri Kurulu’nun vereceği karar konunun değerlendirilmesi açısından önemli. Kuruldan, bir önceki makalede özetlediğim ve değerlendirdiğim çerçevede bir karar çıkabilir mi, konu net ve yoruma açık görülmezse çıkabilir.

Nihai kararın ne yönde olacağı elbette bilinemez ama yapılması gereken şey belli. Konuları zamanında değerlendirmek, hukuki ihtilaf yaratacak bir durum varsa zamanında harekete geçmek, konuyu düzeltme gibi son derece belirsiz bir müesseseye bırakmamak en iyisi.

Konuya devam edeceğim.

PWC | Recep BIYIK