Anayasamızda 2010 yılında yapılmış olan halk oylaması sonucunda, Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuru yapılabilmesi uygulaması hukukumuza girmiştir. Uygulama, 23 Eylül 2012 tarihinden bu yana anayasal yargı denetimi kapsamında işleyişini sürdürmektedir. Öyle ki, Anayasa Mahkemesi'ne yapılan bireysel başvuru sayısı yıllık ortalama 40.000 civarında iken 2022 yılının ilk altı ayında 110.000 bireysel başvuru düzeyine ulaşmıştır. Anayasa Mahkemesi Başkanı, sayının sürekli yükselmesi karşısında önlem alınması gerekliliğine dikkat çekmiştir.

Bugün sizlere, Anayasa Mahkemesi'ne vergi ile ilgili yapılan bireysel başvuru sonucunda; “hukuki belirlilik ve öngörülebilirlik“ kriteri taşımayan yasalar ile yapılan vergi tarhiyatlarının “Mülkiyet Hakkı''nı ihlal ettiği şeklindeki önemli bir Kararı analiz etmek istiyorum.


OLAY

Olayda, başvurucunun yönetim kurulu başkanı olduğu şirkete ait eğitim kurumları, öğrenci yurtları ve dershaneler 667 sayılı Kanun Hükmünde Kararname'nin (KHK) 2. maddesi ile kapatılmış ve Hazine'ye bedelsiz devredilmiştir. Şirketin ticaret sicili kaydı 19 Eylül 2016 tarihinde şirketin faaliyetine son verilerek, 670 sayılı KHK ile de silinmiş.

Şirketin 2014-2016 yılları arasına tekabül eden özel hesap dönemi işlemleri üzerinde vergi incelemeleri yapılmış, vergi inceleme raporuna göre tarhı istenen vergi ve cezalar şirketin tüzel kişiliği ortadan kalktığı için, tarhiyatlar o dönemki kanuni temsilci olan başvurucu adına yapılmıştır.

Başvurucu, ihbarnameler ile ilgili Vergi Mahkemelerinde dava açmış, kısmen kabul kısmen ret kararları çıkmıştır. Vergi mahkemeleri; 670 sayılı KHK'nın 5'inci maddesinin 3 numaralı bendine atıf ile “tüzel kişiliği sona erdirilen şirketin vergi borcunun kanuni temsilci adına tarh edilmesinin hukuka uygun olduğuna'' karar vermiştir. Bu kararlara karşı yapılan İstinaf başvuruları reddedilmiş ve kararlar kesinleşmiştir. Başvurucu, hukuki yolları tüketmiş ve Anayasa Mahkemesi'ne bireysel başvuruda bulunmuştur. Başvurusunda şirket mal varlığı yeterli olduğu halde, kanuni temsilci olarak kendisine tarhiyat yapılamayacağını iddia etmiştir.


KARAR

Anayasa Mahkemesi başvuruyu değerlendirmiş;

– 670 sayılı KHK'da şirketlerin tüzel kişiliğinin devam ettiği dönemdeki vergisel yükümlülüklerin ihlali halinde, vergi ve cezaların kimin adına tarh edileceğine dair bir hüküm olmadığı,

– Vergi Usul Kanunu'nun 10. maddesinde düzenlenen “Kanuni Temsilcilerin Ödevi” düzenlemesinde, vergi borcunun kanuni temsilci adına tarh edileceğine dair bir hükmün yer almadığı dolayısıyla da VUK'nun 10. maddesinin tarhiyata dayanak oluşturmayacağını, (Bu husus 27.03.2018 tarihi itibarıyla yürürlüğe giren ve VUK'nun 10.maddesine 7103 sayılı Kanun ile eklenen “Tasfiye dışındaki nedenlerle tüzel kişilikleri sona eren şirketlerin tüzel kişiliği sona ermeden önceki vergi ve cezalar kanuni temsilciler adına tarh edilir“ düzenlemesi ile açıklığa kavuşturulmuştur.)

– Bu tür uyuşmazlıkları inceleyen Danıştay üçüncü ve dördüncü dairelerince; tasfiye edilen şirketlerde kanuni temsilcinin sorumluluğu konusunda 5520 sayılı Kanun'un 17. maddesinin 9'uncu fıkrası ile ilgili yorumunda farklı içtihatlar belirlendiği ve aralarında bir içtihat birliği olmadığı, (9. fıkra 27/3/2018 tarihi itibariyle yürürlükten kaldırıldı) belirlemelerini yaparak; ”hukuki belirlilik“ ve “öngörülebilirlik” ilkelerinin zedelendiğine, dolayısıyla başvurucunun “mülkiyet hakkının” ihlal edildiğine karar vermiştir.(Anayasa Mahkemesi'nin 2019/17968 nolu bireysel başvuru üzerine 29.06.2022 tarihinde verdiği Karar, 26.08.2022 tarih ve 31935 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanmıştır.

Hangi davaları etkiler?

Yıkanmayan para kalmasın Yıkanmayan para kalmasın

KHK ile kapatılan binlerce şirket ile ilgili yürüyen ya da yeni açılacak vergi borçlarının o dönemki kanuni temsilciden istenmesine ilişkin davalar ile ilgili bu kararın mutlaka etkisi olacaktır.

Anayasa Mahkemesi'nin, “hukuki belirlilik” ve “öngörülebilirlik” ilkelerine aykırı bir kanun ile yapılan tarhiyatın “mülkiyet hakkı”nı ihlal edeceği sonucuna ulaşması çok önemlidir. Yasa çıkartırken, bu ilkelere uyma hassasiyeti göstermeyenlere duyurulur.

Asıl soru şu: Anayasa Mahkemesi'nin bu kararı bireysel başvuru hakkının tanınmasından önce çıkartılmış 5020 sayılı Bankalar Kanunu kapsamında yapılan el koyma işlemleri sırasında yapılan vergi katliamlarının sonuçlarını telafi etmek de kullanılabilir mi?

Sözcü | Nedim TÜRKMEN