MEVZUAT

Vergiyi beyan etmeyene küçük bir jest…

Vergi borçlarını sona erdiren müesseselerden biri de tahakkuktan vazgeçmedir. Terkine benzeyen ama henüz tahakkuk etmemiş yani mükellefe tebliğ edilmemiş vergilerin tahakkukunun engellenmesi olarak anlaşılmalıdır

Abone Ol

Henüz tahakkuk etmemiş vergilerin, kanunda öngörülen şartlar dâhilinde idarece tahakkuk ettirilmemesi mümkündür. VUK’un mükerrer 115’inci maddesinde geçen hükümden anlaşılacağı üzere tahakkuktan vazgeçme, beyannameye dayanılarak tarh edilen vergiler için gerçekleştirilmeyip yalnızca ikmalen, re’sen ve idarece tarh edilen vergiler için gerçekleştirilmektedir. VUK mük. m.115 uyarınca ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergi ve buna bağlı cezaların tahakkuku için katlanılacak masrafların 2026 yılı için 350 TL’yi aşması halinde, Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenecek usul ve esaslar dâhilinde tahakkuklarından vazgeçilebilir.

Tahakkuktan vazgeçmede henüz ne tahakkuk etmiş ne de tahsil edilmiş bir vergi söz konusu olduğundan terkinden farklıdır. Çünkü terkinde öncelikli tahakkuk olmuş bir vergi ve/veya cezaları söz konusudur.

VUK’un mükerrer 115’inci maddesinden anlaşılacağı üzere tahakkuktan vazgeçme, beyannameye dayanılarak tarh edilen vergiler için olmayıp yalnızca ikmalen, re’sen veya idarece tarh edilen vergiler için uygulanmaktadır. Yani beyannamesini zamanında, tam ve doğru veren mükelleflere uygulanmayan ama beyannamesini vermeyen ya da eksik beyan edenler için uygulamada fiilen bir ödül mekanizması sonucunu doğurmaktadır.

Örneğin kendi kira gelirini tam ve eksiksiz beyan eden Murat Bey, bu kira gelirinden dolayı hesaplanan (tarh edilen) vergisi 320 TL ise yani 2026 yılı için tahakkuktan vazgeçme bedelini (350 TL) aşmıyorsa tahakkuktan vazgeçilmez, tahakkuk ettirilir ve ödenir. Ancak Murat Bey’in bu kira gelirini beyan etmemesi durumunda hesaplanan vergi ve buna bağlı ceza tutarı, 2026 yılı için belirlenen sınırı aşmıyorsa, Hazine ve Maliye Bakanlığınca belirlenen usul ve esaslar çerçevesinde bu tarhiyattan vazgeçilebilecektir. Bu durumda söz konusu alacak mükellefe tebliğ edilmeyecek ve tahakkuk ettirilmeksizin ortadan kalkacaktır.

Dikkat edilirse tahakkuktan vazgeçme müessesesi, beyannamesini kanuni süresinde, tam ve eksiksiz veren dürüst mükellefler için değil; beyannamesini vermeyen veya eksik beyan eden mükellefler bakımından uygulamada fiilen bir ödül mekanizması sonucunu doğurmaktadır.

Özetle beyannamesini kanuni süresinde veren mükellef borcu ne kadar çıkarsa çıksın ödemek zorunda iken; beyanname vermemesi durumunda hesaplanacak vergi ve ceza tutarı 2026 yılı için 350 TL’yi aşmayacaksa tahakkuk ettirilmeksizin ortadan kalkabilmektedir.

Tahakkuktan vazgeçilecek vergi ve/veya cezalarının hangi vergi ve cezalarının olduğuna ilişkin VUK mükerrer m.115’te bir düzenleme bulunmamaktadır. Bu yüzden VUK kapsamındaki vergi ve bunlara bağlı cezalar için geçerli olacaktır.

Bu düzenleme ne zaman geldi?

Tahakkuktan vazgeçme müessesesi, 11.12.1985 tarihli Resmi Gazete’de yer alan 3239 sayılı Kanun m.10 ile getirildi.

10. Maddenin Gerekçesi 1985 yılındaki resmi TBMM gerekçesinde bu hükmün tam metni dijital arşivlerde (TBMM sitesi dahil) tam olarak yayımlanmamış olsa da genel hatlarıyla verginin tarh, tebliğ, tahakkuk ve tahsil maliyetinin o tarihte ziyadesiyle fazla olmasından dolayı belli bir tutara kadar tahakkuktan vazgeçme vergi idaresinin iş yükünü azaltacağı düşünülmüş ve bu madde getirilmiştir. O tarihteki koşullar dikkate alındığında bu düzenlemenin yapılması oldukça makuldu.

Daha basit bir ifadeyle tahakkuktan vazgeçme, vergi idaresinin vergi ve/veya cezasını tahakkuk ederken katlanacağı maliyeti/masrafı dikkate alarak düzenlediği bir müessesedir. Bu vergi ve/veya cezaları hesaplayıp mükellefe tebliğ edip tahakkuk aşamasına (tebliğ edecek aşamaya) getirmek belli bir tutarda parasal masraf ve vergi idaresinin zaman kaybı olacağından vergi idaresi, 2026 yılı için 350 TL veya bu tutarın altında olan alacağından vazgeçmektedir.

Ancak teknolojinin bu denli ilerlediği dönemde VUK mükerrer m.115’in getiriliş amacındaki maliyet kavramı ve personelin zaman kaybının tekrardan gözden geçirilmesi gerekmektedir. Zira söz konusu işlemler için eskiden olduğu gibi fiziki posta, memur gibi tebliğ araçları kullanılmamakta ve tüm işlemler elektronik sistem üzerinden yapılabilmektedir.

Bu nedenle yapılacak tarhiyatların tebliği elektronik ortamda gerçekleştirilebilmektedir.
Dolayısıyla geçmişte masraflı olduğu kabul edilen bu uygulamanın günümüzde aynı gerekçeyle sürdürülmesi tartışmalıdır.

Sonuç ve değerlendirme

Tahakkuktan vazgeçme müessesesi, getirildiği dönemin idari ve teknik koşulları dikkate alındığında rasyonel bir gerekçeye dayanmakta iken, günümüz vergilendirme sisteminde hem işlevini hem de meşruiyetini büyük ölçüde yitirmiştir. Elektronik tebligat, dijital tarh ve otomatik süreçlerin yaygınlaştığı bir dönemde, bu müessesenin dayandığı “yüksek tahakkuk maliyeti” ve “personel zaman kaybı” argümanlarının artık ikna edici bir karşılığı bulunmamaktadır.

Bununla birlikte mesele yalnızca idari maliyet meselesi de değildir. Tahakkuktan vazgeçme, uygulama alanı itibarıyla Anayasa’nın 73. maddesinde güvence altına alınan vergide adalet ve eşitlik ilkeleriyle de ciddi biçimde çatışmaktadır. Beyannameyi kanuni süresinde, doğru ve eksiksiz veren mükellefler, küçük tutarlı da olsa vergilerini ödemek zorunda bırakılırken; hiç beyan etmeyen veya eksik beyan eden mükellefler açısından belirli bir sınırın altındaki vergi ve ceza yükümlülükleri fiilen ortadan kalkabilmektedir. Bu durum, aynı mali güce sahip mükellefler arasında yalnızca davranış biçimine göre farklı sonuçlar doğurarak, eşitlik ilkesini zedelemektedir.

Vergi hukukunda eşitlik, yalnızca herkesin kanun önünde eşit olması değil; aynı durumda olan mükelleflerin aynı yükümlülüklere tabi tutulması anlamına gelir. Tahakkuktan vazgeçme müessesesi ise dürüst mükellef aleyhine, beyan ödevini ihlal eden mükellef lehine sonuç doğurarak, vergiye gönüllü uyumu teşvik etmek yerine cezalandıran bir yapıya bürünmektedir. Bu yönüyle söz konusu düzenleme, vergi ahlakını ve sisteme olan güveni de aşındırmaktadır.

Sonuç olarak hem teknik altyapının geldiği seviye hem de anayasal ilkeler ışığında, VUK’un mükerrer 115’inci maddesinin yeniden ele alınması hatta tamamen yürürlükten kaldırılması artık kaçınılmaz görünmektedir. Vergi sisteminin sade, öngörülebilir ve adil olması, ancak dürüst mükellefi koruyan ve ihlali teşvik etmeyen düzenlemelerle mümkündür. Tahakkuktan vazgeçme müessesesi ise bugün bu hedeflerin tam karşısında durmaktadır.