Bir büyükşehir belediyesi, 2025 yılından itibaren ka­mu yapım işleri için düzen­lenen İnşaat Bütün Riskler (all risk) poliçelerinden de bu vergiyi talep etmeye başladı; si­gorta şirketleri talebi reddetti. As­lında aynı soru yangın riskini de kap­samına almış tüm sigorta poliçele­ri için de geçerli olabilecektir. Konu şimdilik tek bir belediye ile ve tek bir poliçe türü ile sınırlı gibi görünse de, cevaplanmamış sorular yangın ris­kini kapsayan tüm sigorta poliçeleri nedeniyle herkesi ilgilendiriyor:

1 Yangın riskini de teminat altı­na alan bir inşaat all risk poli­çesi, kanun anlamında “yangın si­gortası” mıdır?

2 Öyleyse matrah nedir; toplam prim mi, yangına isabet eden kısım mı? Bu kısım poliçede ayrıca gösterilmemişse ne olacak?

3 Vergi inceleme yetkisi bulunma­yan belediyeler, Vergi Usul ka­nunu hükümleri çerçevesinde ver­gi dairelerinin isteyebileceği aktü­eryal döküm ve reasürans belgesi vb. belgeleri isteyebilir mi? Beledi­ye Gelirleri Kanununa göre incele­me yetkisi olmayan belediyeler ver­gi idaresinden mi -matrah takdiri için inceleme veya takdir komisyo­nu marifetiyle takdir-talebinde bu­lunacaklar?

4 “Yangın sigortası” kavramının içeriğini belirlemeye hangi ku­rum yetkilidir: sigortacılığın düzen­leyicisi SEDDK mı, Gelir İdaresi mi?

Önce vergiyi ve ihtilafın nasıl doğ­duğunu kısaca özetleyelim, sonra bu sorulara dönelim.

Vergi ne, ihtilaf nereden çıktı?

2464 sayılı Belediye Gelirleri Ka­nunu’nun 40’ıncı maddesi, beledi­ye sınırları ve mücavir alanlar için­deki menkul ve gayrimenkul mallar için yapılan yangın sigortaları dola­yısıyla alınan primleri yüzde on ora­nında vergiye tabi tutuyor. Verginin mükellefi sigorta şirketleri; matrah, yangın sigorta muameleleri dolayı­sıyla alınan primler.

Belediyenin tezi şu: İnşaat all risk poliçesi, doğası gereği, açıkça istis­na edilmeyen tüm ani ve beklen­medik riskleri kapsar; yangın da te­minat harici bırakılmadığı sürece koruma altındadır. Nitekim incele­diği poliçelerde yangın riski için ayrı muafiyet (tenzili muafiyet) tutarla­rı belirlenmiş durumdadır; ayrı mu­afiyet varsa, o riske isabet eden bir prim de vardır. Belediye, Vergi Usul Kanunu’nun 3’üncü maddesindeki gerçek mahiyet ilkesine dayanarak, belirleyici olanın poliçenin ticari adı veya branş kodu değil gerçek içe­riği olduğunu söylüyor; yangına isa­bet eden primin ayrıştırılıp beyan edilmesini, aksi halde toplam pri­mi matrah kabul edip cezalı tarhiyat yapacağını bildiriyor.

Sigorta şirketlerinin cevabı da net: Bu poliçeler yangın sigortası değildir. Verginin konusu yangın si­gortalarından alınan yangın primle­ridir; yangın sigortasının ne olduğu ise sigortacılık mevzuatı ve Yangın Sigortası Genel Şartları ile bellidir. Yangın branşı altında üretilmeyen karma poliçelerde yangın ana temi­nat değil, olsa olsa ek teminattır; ek teminatlar için ayrı prim hesaplama zorunluluğu yoktur ve hesaplanmış olsa dahi bu, poliçeyi yangın poliçe­si yapmaz. Şirketler, reasürans söz­leşmeleri veya risk katsayıları üze­rinden sonradan bir “yangın primi” üretilmesinin ürünün yapısıyla bağ­daşmadığını, toplam primin matrah sayılmasının ise kanuna açıkça ay­kırı olacağını savunuyor.

İki kamu kurumu, iki farklı cevap

İşin asıl düşündürücü yanı, bu so­runun kamu idaresi içinde de cevap­lanamamış olması.

Sigortacılığın düzenleyici kuru­mu SEDDK, 2022 yılında benzer bir talepte bulunan başka bir belediye­ye verdiği cevapta, kanundaki “yan­gın sigortaları” ifadesinin yalnızca Yangın Sigortası Genel Şartlarına tabi poliçeleri ve bunların yangın ana teminatına ilişkin primlerini kapsadığını; farklı risklerle birlik­te yanma riskine de teminat verilen diğer branşlardaki poliçelerin prim­lerinin hiçbir surette matraha dahil edilemeyeceğini açıkça belirtti.

Gelir İdaresi Başkanlığı ise aynı yıl verdiği bir özelgede toplu poliçe­lerde yangına isabet eden prim kıs­mının matraha dahil olduğunu ve ay­rıca gösterilerek vergilendirilmesi gerektiğini söyledikten sonra, SED­DK’ya yazdığı yazıyla pozisyonunu genişletti: Yangına karşı sigortala­manın verginin kapsamı dışına çıka­rılması, Anayasa’nın 73’üncü mad­desi gereği ancak kanun değişikli­ğiyle mümkündür; ikincil mevzuatla veya yorumla bu sonuca varılamaz. Her ne ad altında düzenlenirse dü­zenlensin, yangına karşı sigortala­mada yangın primine isabet eden tutar ayrıca gösterilip vergilendiril­melidir. Gelir İdaresi, SEDDK’dan görüşünü düzeltmesini de istedi.

Aradan dört yılı aşkın süre geçti; iki kurum arasındaki görüş ayrılığı giderilmiş değil. Sigorta şirketleri de bu boşlukta her belediyenin ken­di yorumuyla karşı karşıya.

Yargıdan ilk sinyal

Konuya ilişkin bildiğimiz ilk yar­gı kararı, geçtiğimiz Ekim ayında bir vergi mahkemesinden geldi. Mahke­me, beyanname vermediği için usul­süzlük cezası kesilen sigorta şirketi­nin davasını reddetti. Gerekçede iki unsur var: poliçe içeriğinde yangın risklerinin teminat altına alınmış ol­ması ve bizzat davacı şirketin, sigor­ta ettirenin talebi üzerine düzenledi­ği “yangın riskleri poliçe kapsamın­da teminat altındadır” içerikli yazısı.

Kararın kapsamını doğru okumak gerekir. Mahkeme yalnızca beyan­name verilmesi gerektiği sonucuna varıyor; matrahın nasıl hesaplana­cağını hiç tartışmıyor. Üstelik uyuş­mazlık tutarı kesinlik sınırının al­tında kaldığından karar üst mah­keme denetiminden geçmedi. Yani ortada yerleşik bir içtihat yok; ama sigorta şirketleri açısından bir uya­rı işareti var: Kendi düzenlediğiniz yazıyla “yangın teminat altındadır” derseniz, mahkeme önünde “bu bir yangın sigortası değildir” demeniz zorlaşır.

Avukat gözüyle üç katman

Bu ihtilafı değerlendirirken üç katmanı birbirinden ayırmakta ya­rar var.

1 Verginin konusu: Kanun “yan­gın sigortalarını” vergilendiri­yor, “yangın rizikosunu kapsayan sigortaları” demiyor; yani bir rizi­koyu değil bir sigorta türünü konu edinmiş. Şirketlerin “türün içeri­ği sigortacılık mevzuatından belir­lenir” tezi bu lafza yaslanıyor. Ama karşı tezin de hafife alınmaması ge­rekir: 1981 tarihli bir kanunun kap­samının 2007-2009 tarihli genel şartlarla, yani ikincil düzenlemeler­le daraltılamayacağı görüşü, vergi­nin kanuniliği ilkesinin ters yönde işletilmiş halidir ve yargıda taraftar bulabilir.

2 Matrah: Kanun matrahı yangın sigorta muamelesine ait prim olarak tanımlıyor. Toplam primin matrah sayılması bu lafızla bağdaş­maz; Gelir İdaresi’nin kendi özelgesi de, belediyenin son yazısı da ayrış­tırmadan söz ediyor. Buna karşılık şirketlerin “ayrıştırma teknik ola­rak mümkün değil” savunmasının, primin deprem, terör ve sorumluluk gibi kalemlerin zaten ayrıştırıldığı­nı gösteren aktüeryal dökümler bu iddiayı açığa düşürebilir.

3 Usul ve yetki: Belediyelere ver­gi inceleme yetkisi verilmemiş, ancak, inceleme yetkisi hariç Vergi Usul Kanunu hükümleri uygulana­cak ve Belediye yetkilileri vergi dai­resi müdürü sıfat ve yetkisine sahip. Matrahın takdir komisyonu kararı olmaksızın ve tüm prim tutarı esas alınarak belirlenmesi ihtimali tar­hiyatların usul yönünden de ciddi biçimde tartışılacağını gösteriyor.

Taraflar ne yapmalı?

Sigorta şirketleri bakımından ön­celik, savunma tutarlılığı. Bir yandan “bu poliçede yangın sigortası yoktur” derken öte yandan sigortalıya “yan­gın riskiniz teminat altındadır” yazı­sı vermek, mahkemede pahalıya mal olabilir. Olası ihbarnamelere karşı dava yolu açıktır; ancak kesinlik sını­rının altındaki cezalarla emsal oluş­masına izin vermemek için ihtilaf stratejisinin poliçe bazında değil bü­tünlük içinde kurgulanması gerekir. Beyanname yükümlülüğü ile matrah tartışmasının ayrı katmanlar olduğu unutulmamalı; ihtirazi kayıtla beyan seçeneği de her somut durumda ma­li müşavir ve avukatla birlikte değer­lendirilmelidir.

Asıl çağrım ise kamuya: “Yangın sigortası” kavramını iki kurumun dört yıldır farklı tanımladığı bir dü­zende, mükelleften tutarlı davranış beklemek gerçekçi değildir. Sorun ya kurumlar arası koordinasyonla bir açıklıkla getirilmelidir. Zira kabul edilecek yorumun, yangın rizikosu­nu istisna etmeyen diğer bütün paket poliçe türlerine uzanma ihtimali var; bugün poliçe başına küçük görünen tutarlar, sektör ölçeğinde küçük kal­mayacaktır.

Son söz

Beyanname yükümlülüğü tartış­ması şirketler aleyhine, toplam pri­min matrah yapılması tartışması ise belediyeler aleyhine daha risklidir. İki taraf da pozisyonunu bu gerçeğe göre kurmalı; benzer yazı alan şir­ketler ise cevap vermeden önce, ver­dikleri her belgenin ileride delil ola­rak karşılarına çıkabileceğini akıl­dan çıkarmamalıdır.

Dünya | Zeki GÜNDÜZ

Kaynak: Dünya | Zeki GÜNDÜZ