Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, bazı mesleklerin gelirlerini düşük gösterdiği gerekçesiyle yetki belgelerini yıllık harç kapsamına aldı. Bu düzenlemeyi de içeren 7566 sayılı Vergi Kanunları ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, 19 Aralık 2025’te Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girdi.

Özel sağlık kuruluşlarından hayvan muayenehanelerine, kıymetli maden işletmelerinden havayolu şirketlerine kadar birçok meslek grubu artık yıllık harç ödemek zorunda. Harç miktarları faaliyet alanına ve coğrafi konuma göre farklılık gösteriyor; büyükşehirlerde bir kat artırımlı uygulanıyor. Örneğin emlakçılar 20 bin, kuyumcular 30 bin lira ödedi; büyükşehirlerde bu rakam iki katına çıkıyor. Amaç mali disiplin gibi görünse de fiilî faaliyeti olmayan işletmelerden de harç alınması, kayıt dışı emlakçılık ve ruhsatsız işletmelerin artmasına zemin hazırlıyor.

Sorun ne?

1 Ocak 2026 itibarıyla yetki belgeleri Harçlar Kanunu kapsamına alınmış ve ödemeleri bu yıl başlatılmıştır. Harçlar Kanunu m.113’e göre yıllık harçlar, her takvim yılı başında kendiliğinden tahakkuk etmiş sayılır; mükellefe ayrıca tebliğ edilmez ve Ocak ayı içinde ödenir. Buna göre emlakçılar ve diğer yetki belgesi sahibi meslek grupları 2026 yılı harçlarını Ocak ayında ödemek zorundadır. Büyükşehirlerde ise harçlar iki katına çıkıyor; örneğin Çorum’da emlakçılar için 20 bin, İstanbul’da 40 bin lira. Ne var ki, bu düzenleme bazı önemli sorunları da beraberinde getirmiştir:

İlki; yetki belgesinin fiilî faaliyete bağlı olmaması sorunu

Yapılan düzenleme ile bazı meslek gruplarına verilen yetki belgeleri yıllık harca tabi tutulmuştur. Harçlar Kanunu sistematiği gereği yıllık harçlar, harca konu belgenin yürürlükte bulunduğu her takvim yılı bakımından Ocak ayı başında kendiliğinden tahakkuk etmiş sayılır. Dolayısıyla belge hukuken geçerliliğini sürdürdüğü sürece harç yükümlülüğü de devam etmektedir.

Bu sistematik, kendi içinde tutarlı olmakla birlikte, uygulamada önemli bir boşluk doğurmaktadır. Şöyle ki; bir emlak işletmesi yetki belgesini alarak faaliyete başlamış, ancak sonrasında faaliyetini geçici olarak durdurmuş veya tamamen sona erdirmiş olabilir. Vergi mükellefiyetinin kapatılması, tek başına yetki belgesinin hükümsüz kalması sonucunu doğurmamaktadır. Belge iptal edilmediği sürece, fiilen faaliyet olmasa da yıllık harç yükümlülüğü devam eder; bu durum, mali gücü kısıtlı işletmeler için caydırıcı değil, kayıt dışı faaliyetleri teşvik edebilir.

Bu durum doğrudan kanuna aykırılık oluşturmaz; zira harç, klasik anlamda kamu hizmetinden yararlanmanın veya yararlanma imkânının karşılığıdır. Kanun koyucu burada yararlanma imkânını esas almış görünmektedir. Ancak fiilî faaliyet bulunmadığı hâllerde de harç yükümlülüğünün sürmesi, anayasal ilkeler bakımından değerlendirmeye açıktır.

Anayasa’nın 73. maddesi vergilendirmede mali güce göre ödeme ilkesini öngörmekteyse de harçlar doğrudan mali güce değil, hizmet karşılığı olma esasına dayanır. Bununla birlikte harçların da ölçülülük ve orantılılık ilkelerine uygun olması gerekir.

Belgenin aktif şekilde kullanılmadığı, ekonomik faaliyetin bulunmadığı ve vergi mükellefiyetinin sona erdiği durumlarda harç yükümlülüğünün otomatik olarak devam etmesi, hizmet karşılığı kavramının sınırları bakımından tartışmalıdır.

Nitekim 5 Haziran 2018 tarihli Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik’in 6. maddesinde yetki belgesi alabilmek için gelir veya kurumlar vergisi mükellefi olma şartı aranmış; ancak vergi mükellefiyetinin sona ermesi hâlinde yetki belgesinin kendiliğinden askıya alınacağı veya iptal edileceğine dair açık bir düzenleme yapılmamıştır. Böylece belge ile vergi mükellefiyeti arasında kuruluş aşamasında kurulan bağ, sona erme aşamasında simetrik biçimde düzenlenmemiştir.

Sonuç olarak mevcut düzenlemede harç yükümlülüğü fiilî faaliyete değil, belgenin hukuki varlığına bağlanmıştır. Bu yaklaşım normatif açıdan mümkündür; ancak faaliyetin sona erdiği hâllerde belgenin askıya alınmasına veya vergi mükellefiyetinin kapatılmasıyla birlikte otomatik durdurulmasına ilişkin açık bir mekanizmanın bulunmaması, hukuki güvenlik ve ölçülülük ilkeleri bakımından geliştirmeye açık bir alan olarak görünmektedir.

Ezcümle bu sistem, faaliyet durduğunda bile harç ödemeyi dayatıyor; yani mali gücü kısıtlı işletmeler fiilen çalışmasa da vergi yüküne dahil ediliyor.

Dolayısıyla da bu durum önemli bir tehlikeye işaret ediyor; kayıt dışı emlakçılık ve ruhsatsız işletmeler artabilir.

İkincisi; adres değişikliği iki kez harca tabi

5 Haziran 2018 tarihli Resmî Gazete’de yayımlanan Taşınmaz Ticareti Hakkında Yönetmelik, taşınmaz ticaretiyle uğraşan işletmelerin yetki belgesi alma, yenileme ve iptal süreçlerini düzenlemektedir. Yönetmelik uyarınca işletmenin unvanı veya adresi değiştiğinde yetki belgesinin yenilenmesi zorunludur.

Buna ek olarak, Harçlar Kanunu’nun 111’inci maddesi, “harca tabi tutulmuş olan belgelerin, yenilenmelerinde veya devir suretiyle başkalarına intikallerinde ve herhangi bir sebeple iptal edildikten sonra yenilenmelerinden tekrar tam harç alınır” hükmünü düzenlemektedir.

Bu durum, kanuni dayanağa sahip olsa da Anayasa’nın ölçülülük ve hakkaniyet ilkeleri açısından ciddi tartışma doğurmaktadır. Fiilî faaliyet olmamasına rağmen aynı yıl içinde ikinci kez harç ödenmesi, mali yükümlülüğün orantılılığı ve kamu hizmetiyle bağdaşması açısından problemli görülmektedir. Olası bir dava sürecinde, bu hususun somut norm denetimiyle Anayasa Mahkemesi’ne taşınması ve iptali gündeme gelebilir.

Ya da mevcut Yönetmeliğin ilgili kısmında adres değişikliği gibi hususların yetki belgesini yeniden alınması zorunluluğu yeniden ele alınabilir.

Özetle, Harçlar Kanunu m.111 uyarınca ikinci harç alınması hukuki olarak mümkün olsa da fiilî faaliyet ve ölçülülük bağlamında uygulama tartışmalıdır.

Sonuç ve değerlendirme

Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in kayıt dışılıkla mücadele ve bazı meslek gruplarında düşük beyan edilen gelirleri telafi etme amacı, mali disiplin açısından anlaşılabilir bir hedefi gösteriyor. Ancak 7566 sayılı Kanun ile yetki belgeleri ve ruhsatlar için getirilen yıllık harç uygulaması, bu hedefi zedeleyen ve piyasa üzerinde olumsuz etkiler yaratabilecek uygulamalara yol açıyor.

Harç yükümlülüğü, fiilî faaliyet yerine belgenin hukuki varlığına bağlandığı için, faaliyet durmuş veya mükellefiyet sona ermiş olsa dahi belge iptal edilmediği sürece ödeme zorunluluğu devam etmektedir. Bu durum, kamu hizmetinden yararlanma karşılığı olması gereken harç mantığıyla çelişmekte ve mali gücü kısıtlı işletmeler için caydırıcı değil; aksine kayıt dışı faaliyetleri teşvik etmektedir. Merdiven altı emlakçılar, ruhsatsız sağlık kuruluşları veya fiilen çalışmayan belgeli işletmelerin çoğalması tam da bu boşluktan kaynaklana bilecektir.

Adres veya unvan değişiklikleri nedeniyle aynı yıl içinde ikinci kez harç tahakkuk etmesi, hukuki güvenlik ve hakkaniyet açısından ciddi bir sorun yaratmakta ve somut norm denetimine konu edilme ihtimali bulunmaktadır. Üstelik, büyükşehirlerde harçların bir kat artırımlı uygulanması, aynı işi yapan işletmeler arasında ölçüsüz bir yük yaratmakta; mali disiplin hedefiyle de bağdaşmamaktadır.

Özetle, 7566 sayılı Kanun’un hedefi anlaşılabilir olsa da uygulaması sınıfta kalmıştır. Harç yükümlülüğünün fiilî faaliyetle ilişkilendirilmemesi, çifte harç uygulamaları mali disiplin hedefini etkisiz kılmakta ve kayıt dışı faaliyetlerini artırmaktadır.

Bu tablo, devlete gelir sağlamak yerine piyasayı kayıt dışı ile doldurma riskini gözler önüne sermektedir. Kanun koyucunun, harç yükümlülüğünü fiilî faaliyetle bağlayan, çifte harç riskini ortadan kaldıran ve ölçülülük ilkesine uygun, açık ve uygulanabilir bir mekanizma oluşturması artık kaçınılmazdır.

Kaynak: T24 | Murat BATI