Bağımsız denetim Türkiye ‘de 2011 yılında Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun kurulması ile gelişen bir sektör oldu. Bundan önceki dönemlerde denetim dendiğinde akla ilk gelen, 3568 Sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik Ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu hükümlerine göre, meslek icrasına hak kazanan, yeminli mali müşavirler tarafından yapılan tam tasdik denetimiydi. 

Bu sebeple, ilk uygulanmaya başladığında, firmalar tarafından “zaten tam tasdik denetimine ücret ödüyoruz” düşüncesinden dolayı ek bir maliyet ve külfet olarak algılandı ve günümüze kadar da bu algı, bu şekilde olmasa da azalarak devam ederek geldi. 

Fakat geldiğimiz noktada bağımsız denetim ’in yaygınlaşması, Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kurumu’nun etkinliklerini arttırması ile firmalarda bağımsız denetime bakış açılarını geliştirdi ve değiştirdi. 

Geldiğimiz noktada bağımsız denetim, sadece zorunluluk olduğu için değil finansal tablolarının güvenirliğini de artması sebebiyle yapılmaya başladı. Firmaların, ortakları ve yatırımcıları daha doğrusu tüm paydaşları denetlenmiş finansal tabloların daha şeffaf olarak hazırlandığını ve gerçeği yansıttığını gördü. Bu gelişimle birlikte bankaların da bağımsız denetime bakış açısı değişti, içinde bulunduğumuz bu enflasyonist ortamda, bankalar kredi vermekten kaçınırken ya da faiz oranları çok yüksek nerede ise astarı yüzünden pahalı hale gelen kredileri vermek için, firmaların finansal tablolarını daha net ve doğru olarak görmek, değerlendirmek istediler. Bu da, bağımsız denetime tabi olmayan firmaların bile kredi alabilmek için bağımsız denetim raporu talep etmesine sebebiyet verdi.

Bağımsız denetime 2011 yılından itibaren denetim firmalarının, denetlenen firmaların, firma ortaklarının, yatırımcıların ve bankaların bakış açıları olmak üzere birçok şey değişti. Fakat Dünyanın her döneminde olduğu gibi bu değişikliğe ayak uyduramayanlar da olduğunu düşünmekteyiz. Değişime ayak uyduramayanların elendiği, doğal seleksiyonun kaçınılmaz olduğu günümüz piyasalarında, maalesef bize göre ticaret sicil müdürlükleri sınıfta kaldı. Bağımsız denetçiler herkesi mutlu edebildi, fakat ticaret sicilleri edemedi. Onlarca ilde müşterisi olan bağımsız denetim firmaları, standart matbu bir formları olmayan ticaret sicil müdürlüklerine; Denetçi atama, Denetçi beyanı evraklarını beğendirememekten yoruldu. Beğendirmek dediğimize bakmayın, standart bir form olmayınca her ildeki ticaret sicil müdürlüğünün istekleri birbirinden farklı farklı oluştu. Bu nedenle de hazırlanan evrakları kabul ettirmek, ticaret sicil müdürlüklerinin farklı farklı isteklerini yerine getirmek, gittikçe daha zorlaşan bir hal aldı. 

Firmalar genel kurul yapmanın zor olacağını düşünürken, genel kurul ile atanmış denetçileri tescil ettirmenin daha zor olduğunu gördüler. İlgili tescil işlemlerinin, 2011 yılından bugüne kadar gelinen süre içinde, yapılmasına, aradan geçen 13 yıla ve günümüzde sektörün bilinirliğinin çok artmasına rağmen tescil işlemleri kolaylaşmadı aksine zorlaştı.

Bu durum maalesef bizlere 18. yüzyıl İngiliz şairi Thomas Gray’in “Eton Koleji’nin Uzak Bir Geleceği Üzerine Gazel şiirinden “Cehalet Mutluluktur” mısrasını akıllara getirdi. 

Her sicilden farklı yazı format taleplerinin gelmesi sorununu çözmek konusundaki görev, sanırız Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’ne (TOBB) düşüyor. Ancak tüm Türkiye’de kullanacak tek bir format ve belge kullanmak sektörün tüm paydaşlarının lehine olur diye düşünmekteyiz.
Ya da artık, mevcut değişim ve gelişime ayak uydurup, dönüşümün bir parçası olup, ıslak imzalı evrak talep etmekten vazgeçebilir. e- imzaların, ticaret sicillerde ve/veya firmalarla aramızdaki sözleşmelerde kullanılması için meslek mensupları olarak bizler üzerimize düşenleri yapabiliriz. Uygulayıcılar olarak bizler hazırız yeter ki, karar vericiler karar versin. Bu nedenle gereksiz yazılan iş ve işlemler, evrakların asıllarını beklemek, tekrar tekrar alınan ticaret sicil randevuları, kargoda kaybolan evraklar gibi sorunlarda tamamen ortadan kalkabilir. Farklı şehirlerdeki ticaret sicillerin, farklı taleplerine e- imza ile online olarak karşılık vermek hem meslek mensuplarının hem de ticaret sicillerin işlerini kolaylaştırabilir. 

Gelişim; “organizmanın anne karnında başlayarak bedensel, bilişsel, dil, duygusal, sosyal yönden en son aşamaya ulaşıncaya kadar sürekli ilerleme kaydeden değişimidir.” Şeklinde tanımlanmaktadır.

Sonuç olarak, değişim için gelişim, gelişim için de değişim önem arz etmektedir. Değişim ve gelişimin anlamlı olabilmesi içinde sürekli olması ve tüm paydaşları kapsaması gerekmektedir.

Dileriz bağımsız denetim sektöründeki var olan değişim ve gelişim, ticaret sicil müdürlüklerinde iş ve işlemlere de yansırda sektör değişimini tamamlamış olur.

Editör: Hakan UYSAL