Önceki yazımda Gelir İdaresi Başkanlığı (GİB) tarafından Vergi Usul Kanunu düzenlemeleri uyarınca oluşturulan elektronik tebligat sistemine daha önceden yönelttiğim başlıca eleştiri konularını kısaca özetledikten sonra Anayasa Mahkemesi’nin E.2025/94 K.2026/11 sayılı kararı ile Vergi Usul Kanunu’nun 107/A maddesinin 3. fıkrasında yer alan “tebliğe elverişli elektronik adres kullanma zorunluluğu getirmeye ve kendisine elektronik ortamda tebliğ yapılacakları ve elektronik tebliğe ilişkin diğer usul ve esasları belirlemeye” ibaresini iptal ettiğinden bahsederek söz konusu kararın önemli noktalarını kısaca aktarmıştım. Bu yazıya bıraktığım “şimdi ne olacak” sorusunun yanıtını aramadan önce söz konusu Kararı tahlil edelim.

Anayasa Mahkemesi kararını oy çokluğu ile vermiştir. Çoğunluk görüşü düzenlemede konunun çerçevesinin, sınırlarının belirsiz olduğu görüşünü benimserken azınlık oyu sahibi üyeler sınırın, Vergi Usul Kanunu’nun sınırı olduğu, yani kanunun mükellef ve sorumlu sıfatına sahip kişilere uygulanacak olması dolayısıyla elektronik tebligatın da sınırlarının da mükellef ve sorumlu sıfatına sahip kişiler olduğunu, bir başka deyişle sınırların mevcut olduğu görüşünü benimsemişlerdir. Ancak azınlığın bu görüşüne katılma olanağı yoktur. Konuya özel sınırların çizilmemiş olması dolayısıyla GİB Genel Tebliğ’de özellikle gelir vergisi mükellefleri için sistemi mükellefiyet süresi ile sınırlamamış mükellefiyetin terkinden sonrasını da kapsayacak şekilde kayd-ı hayat ile uygulamaya koymuştur. Yani VUK sınırları elektronik tebligatta geçerli olmamıştır.

Anayasa Mahkemesi, mükelleflerin elektronik adres kullanmaya ve vergi idaresince yapılacak tebligatları elektronik posta yoluyla kabule zorlanmasının ve elektronik posta adresine yapılan tebligata hukuki sonuç bağlanmasının mahkemeye erişim hakkına sınırlama getirdiğini kabul etmiştir. Bu kanaate de temel ilkelerin belirlenmemiş ve çerçevesinin çizilmemiş olmasından hareketle ulaşmıştır.

Konuya iyi çalışmak gerekiyor

Ancak başvuru yapan mahkeme -geçen yazımda da özetlediğim gibi- pek çok Anayasa’ya aykırılık sebebi ileri sürmüş olmakla birlikte Anayasa Mahkemesi, “mahkemeye erişim hakkının ihlal edildiği” sonucuna vardıktan ve zaten bu sonuç iptali gerektirdiğinden diğer Anayasa’ya aykırılık iddialarını incelemeye gerek görmemiş ve bu hususu kararında açıkça belirtmiştir. Bu nokta önemlidir. Zira yasa koyucunun yapacağı düzenlemede sadece “mahkemeye erişim hakkı”na ilişkin aykırılık sebeplerinin giderilmesinin, yapılacak düzenlemenin Anayasaya aykırılık savlarının tamamını bertaraf edeceği düşünülmemelidir. Bu nedenle konuya iyi çalışmak gerekmektedir.

Anayasa Mahkemesi kamu düzeni açısından bir düzenleme/uygulama boşluğu doğmaması için iptal kararının yayımını izleyen 9 ay sonra yürürlüğe girmesini hükme bağlamıştır. Bu nedenle Karar 3 Ocak 2027 tarihinde yürürlüğe girecektir.

Umarım yasa koyucu, konunun düzenlenmesini, alelacele hazırlanarak son günlerde çıkacak bir torba kanuna sıkıştırılmış bir düzenlemeye bırakmaz. Umarım konu, hukukçularla tartışılarak /ortak akıl aranarak oluşturulan bir düzenleme teklifine dayalı olarak ve son günlere kalmadan yasal düzenlemesine kavuşur.

Kararın yürürlüğe gireceği 3 Ocak 2027 tarihine kadar uygulamaya etkisinin ne olacağı, Mahkemelerce nasıl değerlendirileceği veya yorumlanacağı şu an için net değildir. Bu nedenle bende sadece kanaatime göre olasılıkları yazacağım.

Gelir İdaresi, 3 Ocak 2027’ye kadar sistemi kullanacak

Her şeyden önce Gelir İdaresi, söz konusu tarihe kadar sistemi kullanmaya devam edecektir. Bu da karşımıza, bu şekilde tebliğ yapılacak olanlar için iki ihtimal çıkartmaktadır. Birincisi, bu sistemden yapılan tebligatların iptali gerektiği savı ile açılacak davalarda karşımıza çıkacaktır. Bu davalarda mahkemelerin tebligatın iptali kararı vermeleri ihtimal dahilindedir. Ancak mahkemelerin, tebligata muhatap olan kişinin tebliğ konusundan (örneğin vergi/ceza ihbarnamesinden) haberdar oldukları gerekçesi ile dava süresini uygulayarak davalara esas bakımından yaklaşmaları, doğrudan esas hakkında karar vermeleri bence daha büyük olasılıktır. Bu nedenle Anayasa Mahkemesi kararına dayanarak tebligatın iptalini talep edenlerin riske girmeyerek aynı zamanda işlemin esasına yönelik iptal sebeplerini de dilekçelerinde belirtmelerinde yarar vardır.

Elektronik tebligatta haberdar olmama ihtimali

İkinci ihtimal ise, elektronik tebligattan haberi olmayanlar, özellikle Gelir İdaresi’nin tebligat gönderimine ilişkin SMS yahut mail yoluyla uyarı yapmaması dolayısıyla elektronik tebligattan haberdar olmayanlar için söz konusu olacaktır. (Bu durum yani haberdar olmama, elektronik tebligata kaydolurken cep telefonu ve mail adresi olarak muhasebecilerin kendi bilgilerini vermeleri, sonradan muhasebeci değişmesine rağmen mükellef veya muhasebecinin bu bilgileri değiştirmemesi durumunda da karşımıza çıkmaktadır) Bir şekilde tebligattan haberdar olmadıkları için dava açma süresini kaçıranların (ve idarece de elektronik tebligat zarfının açtığı kanıtlanamayanların) sonradan işlemden haberdar olduklarında “yeni öğrendim” diyerek açacakları davalarda, Anayasal dayanağa sahip olmayan veya Anayasa’ya aykırılığı sabit düzenlemelere göre yapılan tebligata mahkemelerce itibar edilmeyeceğini ve dava süreden reddedilmeyerek (süresinde kabul ederek) işin esasının yine karara bağlanacağını düşünüyorum. Çünkü mükellefler ıttılaına girmeyen hususları dava edemezler.

Kaynak: Ekonomim.com | Bumin DOĞRUSÖZ