Almanya milli takımı sürpriz bir şekilde Dünya Kupası turnuvasında elendi. Biz futbol yorumcusu değiliz fakat takımın elen­mesinin ardından yapılan eleştiriler Alman Milli takımının yapısal bir çöküş içerisinde olduğunu ima ediyor. Son üç turnuvada karşı­laşılan başarısızlıklar ve bu başarısızlıkların karşısında çözüm üretilememesi yapısal so­runların derinleştiğine işaret ediyor.

Peki biz bu konuyu köşemize neden taşıdık? Köşemizin amacı Alman milli takımının içine düştüğü duruma dair çözüm önerileri sunmak değil. Fakat bir iktisatçı gözü ile bakıldığında Almanya milli takımının durumu ile Alman­ya ekonomisi arasında paralellik kurmak gayet mümkün.

Almanya ekonomisi bizi neden ilgilendi­riyor sorusunun cevabı ise oldukça basit. Al­manya, Türkiye’nin bir numaralı ticaret ortağı. Çok sayıda vatandaşımız Almanya’da yaşıyor. Bir çok öğrencimiz Almanya’da eğitim almak için çaba sarfediyor.

Diğer taraftan, son yazı­larımızda ön plana çıkarmaya çalıştığımız bir konu var. Argümanımız şu: Türkiye’de enflas­yonu düşürmenin önemli öncüllerinden bir tanesi de büyüme kompozisyonunun ihracata dayalı hale gelmesi. 2022 yılından sonra Tür­kiye ekonomisi daha ziyade iç tüketim ile bü­yüyor. Büyümek için iç tüketime yönelmemi­zin sebebi ihracatımızı miktarsal olarak artı­ramıyor olmamız.

Ana ticaret ortaklarımızın büyüme hızının çok düşük olması, TL’nin reel olarak değerleniyor olması, Çin gibi ülkelerin rekabetine daha fazla maruz kalmamız ve yeni ticaret ortakları yaratamıyor olmamız ihracatı reel olarak artırmamızı engelliyor. İç tüketime dayalı büyüme modelimizin sonuçları ise da­ha yüksek enflasyon, yüksek cari açık ve yük­sek dış kaynak ihtiyacı olarak ortaya çıkıyor. Dolayısıyla, ticaret ortaklarımızdaki gelişme­ler Türkiye’nin makro dengeleri açısından ol­dukça önemli.

Almanya ekonomisi eskisi kadar güçlü mü?

Bu nedenle bu yazımızı Almanya başta ol­mak üzere Avrupa Birliği’nin ekonomik du­rumunu daha iyi anlamaya ayırmak istedik. Esasen Almanya sanayisi pandemiden olduk­ça güçlü çıktı. Rusya-Ukrayna savaşı başlama­dan bir yıl once Almaya imalat PMI verisi 60’ın üzerindeydi.

Fakat savaş Almanya ekonomisi­ni enerji fiyatları başta olmak üzere bir çok ka­naldan olumsuz etkilemeye başladı. Rusya’ya uygulanan ambargolar bu ülke ile iş yapan AB firmalarını olumsuz etkiledi. Bu etkiler sonu­cunda Almanya imalat PMI verisi Temmuz 2022’de daralma bölgesine geçti ve hala kalıcı olarak daralma bölgesinden çıkacağına dair bir işaret yok.

Almanya ve diğer AB ekonomileri için bir di­ğer tehdit ise Çin. Özellikle Çin’li markaların dünya pazarına hızlı bir giriş yapması ile bir­likte AB otomotiv sanayi zor günler yaşamaya başladı. Son gelen haberlere göre Volkswagen firması dört fabrikasını kapatma ve 100 bin ki­şinin işine son vermeyi planlıyor. Diğer önemli markaların da finansal zorluklar yaşadığını bi­liyoruz. ABD’nin uygulamaya başladığı ek ta­rifeler de AB otomotiv sektörü için büyük bir darbe oldu.

Bu noktada Almanya’nın futbolda yaşadı­ğı problemler ile ekonomik yaklaşımı arasın­da paralellik kurabiliriz. Pandeminden sonra elektrikli araç piyasası dünyada hızla büyü­dü.

Şu anda küresel elektrikli araç üretiminin %70’ini Çin yapıyor. AB’nin elektrikli araç üre­timindeki payı ise %12. Çin AB’deki toplam araç satış payını 2024 yılındaki %3’ten 2025 yılında %6’ya yükseltti. Alman markaları gerek maliyet, gerek teknoloji olarak Çinli rakipleri ile rekabet edemiyor. Yapısal bir sorun olduğu ortada. Fakat bu sorunların çözümüne dair po­litikalar yerine korumacı önlemlerin arttığı­nı gözlemliyoruz.

AB içinde önünü göremeyen şirketler ABD gibi ülkelere yatırım yapmaya başladılar. Volkswagen’in 2 milyar, BMW’nin 1,7 milyar dolarlık ABD yatırımı yaptığını ha­berlerden öğreniyoruz. Sonuç olarak; futbol­da olduğu gibi geçmiş başarılar güncel başarı­ları garantilemiyor. Son yıllarda rüzgara karşı durmaya çalışan üreticiler hem teknoloji hem de üretkenlik anlamında rakiplerinin çok uza­ğında kaldı. Almanya ekonomisine artık Avru­pa’nın hasta adamı olarak bakılıyor.

Türkiye ne yapmalı?

Öncelikle, büyümeye devam eden ABD paza­rı şirketlerimiz için bir numaralı hedef olmalı. İyileşen ikili ilişkilerin ticaret alanında yansı­maıs için çalışmalar yapılmalı. Avrupa’da iri­li ufaklı şirketler küresel rekabete dayanama­yarak üretimden çekiliyor. Tedarik zincirinde oluşan bu boşlukları doldurmak için şirket­lerimiz aktif arayış içinde olmalı. Bu arayışta hem kamu kurumlarının hem de sivil toplum örgütlerinin desteği önem arzediyor.

Prof. Dr. İbrahim Ünalmış-Dünya