Bir ülkenin geleceğini, kalkınma potansiyeli­ni ve toplumsal huzurunu anlamanın en sa­rih yolu, şüphesiz genç nüfusunun makroeko­nomik ve sosyal refah göstergelerine bakmaktır.

TÜİK tarafından açıklanan güncel işgücü veri­leri ve toplumsal memnuniyet anketleri, Türki­ye’de gençliğin kalkınma dinamikleri açısından oldukça düşündürücü, bir o kadar da paradoksal bir dönemden geçtiğini ortaya koyuyor. Özellik­le 2024 ve 2025 yıllarını makroekonomik para­metreler ile öznel refah göstergeleri ekseninde karşılaştırdığımızda, kağıt üzerindeki sayısal iyileşmeler ile derinlerdeki yapısal sıkışmışlığın net bir biçimde ayrıştığını gözlemliyoruz.

Makroekonomik göstergeler: Genç işsizliğinde sayısal iyileşme ve yapısal uçurumlar

İlk olarak madalyonun makroekonomik bo­yutuna, yani istatistiklerin en dinamik kalem­lerinden biri olan genç işsizliğine mercek tuta­lım. Hanehalkı İşgücü Araştırması sonuçlarına göre, 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı, 2024 yılında %16,3 seviyesindey­ken 2025 yılında 1 puanlık bir azalış göstererek %15,3’e gerilemiş durumdadır.

Genel işsizlik oranının ülke genelinde %8,3’e düştüğü bir kon­jonktürde, genç işsizliğindeki bu ampirik düşüş ilk bakışta olumlu bir kalkınma ve istihdam sin­yali olarak okunabilir. Ancak verinin arka pla­nındaki toplumsal cinsiyet uçurumu ve atıl işgü­cü oranları, kronik bir problem olarak varlığını kuvvetle sürdürüyor. Nitekim 2025 yılı itiba­rıyla genç erkeklerde işsizlik oranı %11,7 ola­rak kayıtlara geçerken, genç kadınlarda bu ora­nın %22,1 gibi dramatik bir boyutta seyretmesi, fırsat eşitliği ve kalkınmada kapsayıcılık açısın­dan ciddi bir tezat oluşturuyor.

Üstelik zama­na bağlı eksik istihdam ve potansiyel işgücünü de kapsayan atıl işgücü oranının ülke genelinde %29 seviyelerinde kemikleşmesi, istihdam piya­sasının derinliklerinde gençlerin tam anlamıy­la üretken ve sürdürülebilir iş kollarına entegre olamadığını açıkça belgeliyor. Peki, makro veri­lerdeki bu sınırlı iyileşme gençlerin öznel refa­hına, gelecek algısına ve memnuniyet düzeyine nasıl yansıyor? İşte kalkınma çelişkisi tam da bu noktada derinleşiyor. Toplumun ve ekonominin gelecekteki niteliğini belirleyen beşeri serma­ye yatırımlarında, yani eğitim alanında şaşırtı­cı bir biçimde iyimser bir seyir hakimdir.

TÜİK verilerine göre, 18-24 yaş grubundaki gençlerin aldıkları eğitimden memnuniyet oranı 2024 yı­lında %65,4 iken, 2025 yılında belirgin bir sıç­rayışla %72,9’u bulmuştur. Benzer şekilde ge­niş gençlik tanımını içeren 18-29 yaş grubunda da eğitim memnuniyeti %65,9’dan %69,6’ya tır­manmıştır. Gençlerin eğitim sistemine ve kendi beşeri donanımlarına duydukları bu yüksek tat­min, kendilerini geleceğe hazırlama konusunda­ki motivasyonlarını koruduklarını göstermesi açısından oldukça kıymetlidir.

İstihdamda hayal kırıklığı: İş tatmini ve kazançlarda gerileme

Ancak madalyonun diğer yüzünü çevirip iş ha­yatının reel koridorlarına girdiğimizde, ekono­mik gerçeklikler gençlerin yapısal iyimserliğine adeta ket vuruyor. Eğitiminden son derece mem­nun olan ve yüksek umutlarla mezun olan genç­lerimiz, çalışmaya başladıklarında aynı tatmini ne yazık ki bulamıyorlar. Genç nüfusun çalışılan işten duyduğu memnuniyet, 2024’ten 2025’e ge­çerken ciddi bir erozyona uğruyor. Veriler ince­lendiğinde, 18-24 yaş grubundaki çalışan genç­lerin iş memnuniyeti 2024 yılında %79,5 gibi yüksek bir seviyedeyken, 2025 yılında %75,4’e geriliyor. Bu düşüş trendi 18-29 yaş aralığındaki genel genç çalışan nüfusta çok daha radikal bir biçimde kendini göstererek %79,5’ten %72,9’a kadar dip yapıyor.

Bu toplumsal mutsuzluğun ve tatminsizliğin temel kök nedenini ise işten elde edilen kazançtan memnuniyet verileri doğrudan ifşa etmektedir. 18-24 yaş grubunda işteki mad­di gelirinden memnun olanların oranı 2024’te %54,1 iken, 2025’te %52,0’ye düşmüştür. 18-29 yaş grubunda da gelir memnuniyetsizliği ben­zer bir düşüş eğilimindedir. Gençlerin neredey­se yarısı, harcadıkları emeğin ve aldıkları eğiti­min karşılığını maddi olarak alamadığı hissini taşımaktadır. Sonuç olarak; 2024’ten 2025’e uzanan köprüde Türkiye’de gençlik, işsizlik oranlarında sayısal bir gerileme yakalamış olsa da refah algısında ve nitelikli kalkınma gösterge­lerinde maalesef geriye doğru bir gidişatla karşı karşıyadır.

Eğitime duyulan inancın iş hayatında değersizleşen bir kazanç, düşen bir iş tatmini ve yüksek bir atıl işgücü riski ile sonuçlanması, sür­dürülebilir büyümenin önündeki en büyük yapı­sal tehdittir. Türkiye, en büyük zenginliği olan gençlerine adil ücret politikaları, liyakatli çalış­ma ortamları ve emeğin karşılık bulduğu bütün­cül bir refah modeli sunmalıdır. Aksi takdirde, eğitimli ama emeğinin karşılığını alamadığı için mutsuz olan bir neslin, ülkeyi hedeflediği muasır medeniyet ve yüksek kalkınma seviyesine taşı­masını beklemek gerçekçi olamayacaktır.

Volkan Öngel-Dünya