Merkez Bankası Para Politikaları Kurulu (PPK) politika faizini, beklentilerin altında 250 baz puan artırarak yüzde 17.50 seviyesine çıkardı. Ancak bu durum Türk Lirası’nın değer kaybını da beraberinde getirdi. Çünkü piyasa, enflasyonun çok çok altında olan bu faiz oranıyla, enflasyonla mücadele edilmeyeceğini ve seçimlerden sonra yüzde 30’un üzerinde değer kaybetmiş olan Türk Lirası’nın değerinin daha da düşeceğinin mesajını almış oldu...

Önceleri hem faiz hem de kur yükselmesin diye 200 milyar doların üzerinde Merkez Bankası’nın döviz rezervi ve tonlarca altını satıldı. Serbest piyasa ekonomisinde hem faizin hem de kurun aynı anda kontrol edilemeyeceği kuralı yok sayıldı, kuralı biz koyarız dediler. Şimdi, kurun yükselmesine yol verelim, bir miktar rezerv toplayalım ve ihracatçıyı destekleyelim politikasına dönmüş bulunuyorlar. Ayrıca Körfez ülkelerinden döviz gelsin diye memleketin kalan her türlü değerli varlığı teklif ediliyor ya da gelecek sermayeye her türlü garantiler veriliyor. Peki neden? Türkiye, dış açık (ödemeler dengesi) krizine girmesin diye... 

KDV, ÖTV, MTV gibi mal ve hizmetler üzerinden alınan ve doğrudan bütün tüketicilerin ödediği adaletsiz vergi artışları, akaryakıt zamları, doğalgaz, elektrik, su ve ulaşım gibi kamu mal ve hizmetlerine yapılan fahiş zamlar peş peşe geliyor. Peki neden? Türkiye, iç açığını (bütçe açığını) finanse edebilsin diye...

KARADELİKLER HER ŞEYİ YUTMAYA DEVAM EDİYOR

CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu bir televizyon programında mealen şunları söyledi: Japonların yaptığı açıklamaya göre Osmangazi Köprüsü’nün maliyeti 1 milyar 200 milyon dolar kadarmış, oysa yapımcı firma şu ana kadar (7 yıl içinde) Osmangazi Köprüsü’nden 4 milyar 600 milyon dolar gelir elde etmiş bulunuyor. Verilen garantiler üzerinden 2035 yılına kadar da bu ödemeler devam edecekmiş. Kamu Özel İşbirliği (KÖİ) projelerinin tabi olduğu dağınık düzenlemeler nedeniyle, ihale, yatırım ve işletme süreçleri denetlenemiyor, tekliflere, şartnamelere ve yükümlülüklerin bilgisine ulaşılamıyor ya da bunlar gizli tutuluyor. Sadece bütçeye binen yükleri paçal olarak görebiliyoruz. Eğer tek bir projede durum buysa, varın yüzlerce KÖİ projesiyle yapılan havaalanlarının, köprülerin, tünellerin, yolların, şehir hastanelerinin vb. bütçede açtığı karadelikleri siz düşünün...

REKOR AYLIK BÜTÇE AÇIĞI VERİLDİ

Hazine ve Maliye Bakanlığı verilerine göre haziran ayında merkezi yönetim bütçesi 219.6 milyar lira açık verdi. Böylece ilk altı ayda bütçe açığı 483.2 milyar liraya yükselmiş oldu. Bu 483.2 milyar liralık açığın 275.2 milyar lirası faiz gideri ödemelerinden kaynaklanıyor. Ayrıca yüzde 140’lara varan oranlarda artış gösteren sağlık, emeklilik ve sosyal yardım giderlerinden oluşan cari transferlerdeki sorun giderek büyüyor. Bir de kamu maliyesini sarsan zihni fikir proje, kur korumalı mevduat (KKM) uygulaması bulunuyor. Bunun seçimden sonraki kur artışlarıyla gelen toplam maliyetinin 500 milyar lira civarında olduğu hesaplanıyor. Bütçedeki bu karadelikler kapatılmadan, kamu harcamalarında sıkı bir tasarruf ve şeffaflık sağlanmadan, toplanan vergilerde ödeme gücüne göre bir adalet gözetilmeden, bütçe disiplini nasıl sağlanacaktır? Günün sonunda yiyip içenin, hesabı ödemesi esas değil midir? Artırılan dolaylı vergi ve zamlarla yükün yoksulluk ve açlık sınırının altında yaşayan milyonların sırtına yıkılması büyük bir adaletsizliktir...

ENFLASYONLA MÜCADELE LAFLA OLMAZ

Üstelik artırılan dolaylı vergiler ve zamlar, enflasyonu daha da körüklemiş bulunuyor. Döviz mevduatı artıyor, KKM’deki büyüklük 475 milyar liraya ulaştı. Zorunlu karşılık getirilerek KKM’nin büyüklüğü sınırlanmaya çalışılıyor. Hani bu uygulama mucize bir buluştu, ne oldu? Merkez Bankası verilerine göre 18 Temmuz itibarıyla net açık piyasa işlemleri fonlaması eksi 176.5 milyar liraya düştü. Diğer bir deyişle piyasada fazla para var ve Merkez Bankası bunu sterilize edemiyor. M2 para arzındaki artış da Merkez Bankası’nın para bastığını gösteriyor. Bu durumda TL mevduat faizleri düşeceği için TL’ye yatırım yapmanın bir cazibesi de bulunmuyor. Dolayısıyla parasal sıkılaştırma ifadeleri söylemden öteye geçemiyor. Temmuz 2023 Piyasa Katılımcıları Anketi’nde, yılsonu enflasyon beklentisi yüzde 43.8’e yükselmiş durumda. Böyle giderse yılsonu enflasyonu yüzde 50’nin de üzerine çıkacak gibi görünüyor. Peki adaletsizliği, mutfakta yangını, yoksulluğu, servet transferini, zengini daha zengin, fakiri daha fakir yapan ve orta direği un ufak eden bu enflasyonu önlemek için ciddi adımlar atılmayacak mı? Ayrıca yapısal reformları hedeflemeden hazırlanacak “Orta Vadeli Program”ın da vaatten öte bir anlamı olmayacaktır...

Cumhuriyet | İrfan Hüseyin Yıldız