Mahkeme’ye göre, KDV indirim hakkı faturanın elde edildiği döneme bağlanamaz (T-689/24, 11.02.2026, Dyrektor Krajowej Informacji Skarbowej). Maddi koşullar gerçekleşmiş ve mükellef beyannameyi verdiği anda usulüne uygun faturaya sahip ise, indirim hakkı ilgili vergilendirme döneminde kullanılabilmelidir.

Bilindiği üzere KDV nihai tüketicileri vergilendirmeyi amaçlayan bir vergi türü olup, işletmeler bu verginin tahsilinde sadece aracı konumundadırlar. Bu nedenle de, KDV’nin onların kararları üzerinde etkili olmaması ve onlar bakımından bir maliyet unsuru oluşturmaması gerekir.

Olay neydi?

Polonya merkezli bir şirket, özellikle gaz ve elektrik işlemleri bakımından mahsuplaşma ve takas/hesap kapatma hizmetleri sunmaktaydı. Gaz ve elektrik alımlarına ilişkin KDV’yi, teslimlerin gerçekleştirildiği vergilendirme döneminde indirmek istemişti; ancak faturalar ilgili vergilendirme dönemini izleyen dönemde kendisine ulaşmıştı.

Mükellef şirket Polonya Vergi İdaresi’ne başvurarak, teslimlerin gerçekleştiği döneme ilişkin olarak indirim hakkını kullanıp kullanamayacağını sordu. İdare, ulusal hukuka göre indirim hakkının ancak faturanın alındığı tarihte doğabileceğini belirterek mükellef şirketin talebi reddetti. İdare ile aynı görüşteki Polonya İlk Derece Mahkemesi de, indirim hakkının kullanılabilmesi bakımından faturanın alınmasını adeta maddi bir koşul olarak değerlendirdi.

Buna karşılık, Polonya’daki düzenlemenin AB Hukuku’na uygunluğu konusunda tereddüte düşen Yüksek İdare Mahkemesi konuyu Avrupa Birliği Genel Mahkemesi önüne götürerek, “indirim hakkının maddi koşullarının gerçekleştiği durumlarda dahi, indirim hakkının ancak faturanın elde edildiği döneme bağlanıp bağlanamayacağını” sordu.

Avrupa Birliği Genel Mahkemesi ne dedi?

Mahkeme, Avrupa Birliği Adalet Divanı’nın (EuGH) yerleşik içtihadına paralel olarak, KDV indiriminin maddi koşulları (indirim hakkının doğmasına yol açan şartlar) ile bu hakkın fiilen kullanılabilmesini sağlayan şekli koşulları arasında kesin bir ayrım yaptı. Mahkeme, KDV Direktifi’nin 167, 168(a) ve 178(a) maddelerini birlikte değerlendirerek şunu ifade etti:

İndirim hakkının doğumu maddi koşullara (teslime ve hizmet ifasına) bağlıdır.

Fatura zilyetliği, hakkın doğumu için değil kullanımı için öngörülmüş şekli bir koşuldur.

Vergi beyannamesinin verildiği tarihte fatura mevcutsa, indirim konusu KDV derhal düşülebilir.

Polonya Vergi İdaresi, uyuşmazlığa konu ulusal düzenlemenin, faturaların kaydedilip kaydedilmediğinin denetlenmesi bağlamında, hesaplanan KDV’nin indirim konusu yapılmadan önce beyan edilmesini sağlamaya da yönelik olduğunu ileri sürmüştür. Ancak, Mahkeme’ye göre somut olayda böyle bir risk söz konusu değildir.

Çünkü mükellef, vergi beyannamesini sunduğu tarihte geçerli bir faturaya sahiptir ve bu durum vergi idaresinin gerekli kontrolleri yapmasına mümkün kılmaktadır. Bir üye devlet KDV’yi doğru bir şekilde tahsil ve vergi kaçakçılığını önleme amacına, ilgili tüm koşulları dikkate almayan ve sistematik olarak KDV indirim hakkını engelleyebilecek nitelikte genel bir tedbir kullanarak ulaşamaz.

Genel Mahkeme kararı yerleşik ABAD içtihadlarıyla uyumludur: KDV’nin tarafsızlığı ve orantılılık ilkeleri gereği, maddi koşullar sağlanmışsa, mükellefin bazı şekli yükümlülüklere uymamış olması indirim hakkının tanınmasına engel teşkil etmemelidir. Sonradan giderilebilecek nitelikteki şekli eksiklikler, KDV sisteminin düzgün işleyişini tehlikeye düşürmez.

Karar şirketler bakımından ne ifade ediyor?

Karar, şirketler açısından olumlu bir likidite avantajı sağlamaktadır. Bunu bir örnekle şöyle açıklayabiliriz: bir hizmet 20 Ocak 2026’da alınmış, usulüne uygun şekilde düzenlenen faturası ise 3 Şubat 2026’da gelmiş olsun. Ocak 2026 KDV beyannamesi 26 Şubat 2026’da verildi. Genel Mahkeme Kararı çerçevesinde, KDV indirimini Şubat 2026 beyannamesinde değil, Ocak 2026 beyannamesinde talep etmek mümkün olabilecektir. Bu sonucu, sadece takvim yılı içindeki değil, takvim yılını aşan işlemler bakımından da düşünmek gerekir.

Türkiye’de de sistem -AB KDV Sistemi’ne paralel şekilde- vergiyi doğuran olay ilkesine dayanmakta, ancak indirim için faturanın kanuni defterlere kaydedilmiş olması aranmaktadır (KDVK m. 29, 34). Genel Mahkeme kararı Türkiye için bağlayıcı olmamakla birlikte, “şekilcilikten ziyade maddi gerçekliğde odaklanma” konusunda önemli bir referans niteliği taşımalıdır.

Kaynak: Dünya | Avukat Prof. Dr. Funda BAŞARAN YAVAŞLAR