Güven ilişkisinin zedelenmesi, çoğu zaman iş ilişkisinin sonlanmasını beraberinde getirebilmektedir. Özellikle işçinin işverene maddi zarar vermesi, uygulamada en sık karşılaşılan fesih sebeplerinden biri olarak karşımıza çıkmaktadır. Ancak her zarar, işverene doğrudan fesih hakkı tanımamaktadır. Bu kapsamda zararın niteliği, büyüklüğü ve işçinin kusuru gibi unsurlar birlikte değerlendirilerek sonuca gidilmesi gerekmektedir.
4857 sayılı İş Kanunu'nun 25'inci maddesinin ikinci fıkrasında, işçinin ahlak ve iyi niyet kurallarına uymayan davranışları kapsamında işverene haklı fesih imkanı tanınmıştır. İş Kanunu'nun 25/II/ı bendi ise aşağıdaki gibidir:
"ı) İşçinin kendi isteği veya savsaması yüzünden işin güvenliğini tehlikeye düşürmesi, işyerinin malı olan veya malı olmayıp da eli altında bulunan makineleri, tesisatı veya başka eşya ve maddeleri otuz günlük ücretinin tutarıyla ödeyemeyecek derecede hasara ve kayba uğratması."
Bu doğrultuda işçinin kendi isteği veya savsaması sonucu işyerine zarar vermesi, belirli şartlar altında işveren açısından haklı nedenle derhal fesih hakkı doğurmaktadır.
İş Kanunu uyarınca işçinin işverene verdiği zararın haklı feshe konu olabilmesi için bazı şartların birlikte gerçekleşmesi önemlidir. Bu şartlardan birincisi, zararın işçinin kastı veya ihmali sonucu meydana gelmiş olmasıdır. Ayrıca zarar verilen malın işyerine ait olması ya da işçinin kullanımında bulunan makine, ekipman veya diğer eşyalar olması da gerekmektedir. Bunun yanında en önemli kriterlerden biri de zararın maddi büyüklüğüdür. Buna göre zarar, işçinin otuz günlük ücretini aşacak nitelikte olmalıdır.
Dolayısıyla dikkat edilmesi gereken önemli hususlardan biri, otuz günlük ücretin hesaplanma yöntemidir. Hesaplama için esas alınacak ücret, işçinin fesih tarihindeki ücreti olup dar yorum ile ücretin dikkate alınması uygun olacaktır. Dolayısıyla ikramiye, fazla çalışma gibi ek ödemeler bu hesaplamaya dahil edilmemelidir. Ancak bu hususun değişkenlik göstermesi de mümkündür.
Öte yandan her zarar doğrudan haklı fesih sonucunu doğurmaz. 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca işçinin sorumluluğunun belirlenmesinde kusurun derecesi büyük önem taşımaktadır. İşçinin kusurunun hafif olduğu durumlarda, zarar miktarı yüksek olsa dahi doğrudan haklı feshe gidilmesi ölçülülük ilkesine aykırı olabilecektir. Bu nedenle uygulamada, işçinin kusur oranı belirlenmekte ve zarar bu oran üzerinden değerlendirilmektedir.
Bu çerçevede işçinin sorumluluğu belirlenirken yalnızca zararın tutarı değil; işin niteliği, işçinin deneyimi, aldığı eğitim, işyerindeki konumu ve olayın meydana geliş şekli de objektiflik ilkesi bakımından birlikte değerlendirilmelidir. Ayrıca işyerinde gerekli eğitimlerin verilmemesi, iş sağlığı ve güvenliği önlemlerinin yeterince alınmaması veya iş organizasyonundan kaynaklanan eksikliklerin bulunması halinde sorumluluğun tamamen işçiye yüklenmesi de mümkün olmayacaktır. Bu nedenle uygulamada, zarar ve kusur değerlendirmesinin çoğu zaman teknik inceleme ve bilirkişi raporları ile ortaya konulması çok kritiktir.
Yargıtay kararlarında da benzer şekilde, işçinin kusurunun bulunmaması halinde işverenin haklı fesih imkanının olmadığı açıkça ifade edilmektedir. Hatta kusurun belirli bir oranda olduğu durumlarda, zararın bu orana göre azaltılması ve sonrasında otuz günlük ücret sınırının aşılıp aşılmadığının değerlendirilmesi gerektiği belirtilmektedir.
Diğer taraftan işverenin fesih hakkını kullanırken ölçülülük ilkesine uygun hareket etmesi zorunludur. İşçinin davranışı ile uygulanan yaptırım arasında hassas bir denge bulunmalıdır. İşçinin eylemi iş ilişkisini çekilmez hale getirecek ağırlıkta değilse, bu durumda haklı fesih yerine geçerli nedenle fesih gündeme gelebilecektir.
Uygulamada karşılaşılan örneklere bakıldığında; işçinin zimmetindeki parayı kaybetmesi, kendisine tahsis edilen araçla kusurlu şekilde trafik kazası yapması veya görevini ihmal ederek işverene zarar vermesi gibi durumlar haklı fesih kapsamında değerlendirilebilmektedir.
Sonuç olarak, işçinin işverene verdiği maddi zarar her durumda iş sözleşmesinin derhal feshi sonucunu doğurmamaktadır. Fesih için zararın büyüklüğü, işçinin kusur derecesi ve olayın tüm koşulları birlikte değerlendirilmelidir. İşverenlerin bu tür durumlarda aceleci davranmadan, gerekli incelemeleri yaparak ve mümkünse uzman görüşü alarak hareket etmeleri, ileride doğabilecek hukuki uyuşmazlıkların önüne geçilmesi açısından büyük önem taşımaktadır.





