Dünyada trilyonlarca dolar, bir piyasadan diğerine hızla akıyordu. Türkiye de bu büyük sermaye hareketliliğinden pay almayı hedefledi. Ne var ki ülkeden para çıktı, sermaye ihracatçısı oldu ve aradan yaklaşık yirmi yıl geçtikten sonra, ülkeye para çekebilmek için “varlık barışı” adı verilen düzenlemelere ihtiyaç duydu.

SERMAYENİN ÇİFTE STANDARDI

Fakat İlginç olan şu ki gelişmiş ülkeler kendi ülkelerine gelen sermayenin kaynağını çoğu zaman sorgulamadan kabul ederken, aynı serbestliği başka ülkelere tanımıyor. Özellikle gelişmekte olan ülkelerin kendi sermayelerini koruyacak önlemler alması çeşitli suçlamalara konu oluyor. Çünkü mevcut küresel finans düzeni, büyük ölçüde sermayenin Batı merkezli piyasalara yönelmesi üzerine kurulmuştur. Bu nedenle sermayenin Batı’ya akışı “küreselleşme” olarak sunulurken, aynı sermayenin başka coğrafyalara yönelmesini sağlayacak politikalar çoğu zaman kuşkuyla karşılanmaktadır.

TEK MERKEZLİ FİNANS ÇAĞI BİTERKEN

Ancak bu kez dünya eski dünya değil. Uzun yıllar boyunca Körfez ülkelerinin petro-dolarları ağırlıklı olarak Batı’ya, özellikle ABD’ye yöneldi. Çünkü Batı güvenlik ve siyasal koruma sunuyordu. Fakat son dönemde bu denklem sarsılmaya başladı.

ABD-İsrail ekseninin İran’a yönelik saldırıları bölgedeki dengeleri alt üst etti. Körfez sermayesinde yeni bir güvenlik sorgulaması yarattı. İran’ın sergilediği direniş, Batı’nın artık eski ölçüde koruyucu güç olup olmadığı tartışmasını doğurdu. Bu nedenle Körfez fonlarının giderek daha fazla Asya’ya ve bölgesel güç merkezlerine yönelme beklentisi var. Yani dünya artık tek kutuplu değil ve sermaye de bunu görüyor. İşte Türkiye’de yedinci kez varlık barışı teklifinin tam bu dönemde gündeme gelmesi tesadüf değil.

VARLIK BARIŞIYLA DAVETİYE

Belirtmek gerekir ki Varlık barışı, ilk kez 2008 küresel finans krizinin ardından 5811 sayılı Kanun ile mali ve hukuk sistemimize girdi. Aradan geçen yıllarda altı ayrı varlık barışı düzenlemesi yürürlüğe girdi ve bunlar 11 yıl boyunca yürürlükte kaldı.

Bugünkü düzenlemeyi sağlıklı değerlendirebilmek için önce geçmiş uygulamaların hangi mantık üzerine kurulduğunu hatırlamak gerekiyor. Bugüne kadar yapılan düzenlemelere bakıldığında, varlık barışlarının esasen iki farklı mantık üzerine kurulduğu görülmektedir.

VERGİ ODAKLI VARLIK BARIŞLARI

İlk grupta yer alan düzenlemeler, vergi odaklı yaklaşımı esas almıştır. Bu modelde devlet, denetim yetkisinden tamamen vazgeçmemekte; belirli bir bedel karşılığında mükellefe geçmişe ilişkin risklerini azaltma imkânı tanımaktadır. 5811, 5917 ve 6486 sayılı düzenlemeler bu anlayışın örnekleridir.

ÖNCELİĞİ DENETİME DEĞİL PARA GİRİŞİNE VEREN VARLIK BARIŞLARI

İkinci grupta ise temel yaklaşım, paranın ülkeye girişini kolaylaştırmak amacıyla devletin denetim alanını daraltmak olmuştur. 6736, 7143 ve 7186 sayılı düzenlemeler bu yaklaşımı benimsemişlerdir.

SICAK PARADA MİLLİLİK TARTIŞMASI

Bu düzenlemeler farklı isimlerle çıkarılmış olsa da temel gerekçe hep “Bazı Varlıkların Milli Ekonomiye Kazandırılması” anlayışına dayandırılmıştır. Ancak bu yaklaşım başlı başına dikkat çekiciydi. Çünkü sermaye hareketlerinin tamamen serbest olduğu bir ekonomide, ülkeye giren paranın Türkiye’de kalmasına ilişkin herhangi bir zorunluluk ya da teşvik öngörülmeden “milli ekonomiye kazandırma” olarak tanımlanması önemli bir çelişki taşıyordu.

SICAK PARANIN SADAKATi YOKTUR

Bu satırların yazarı olarak varlık barışıyla ilgili yazdığım birçok yazıda bunu vurguladım. Örneğin 18.07.2019 tarihinde Odatv’de yayımlanan “Sıcak Parayla Resmen Barışıyoruz” başlıklı yazımda da barış için herhangi bir süre öngörülmeyen ve ilk büyük kâr fırsatında ülkeyi terk edecek olan sıcak paranın girişinin “milli ekonomiye kazandırma” olarak nitelendirilmesine dikkat çekmiş ve söz konusu düzenlemeleri “buz üzerine yazı yazmaya” benzetmiştim. Zira sıcak para aidiyet duymaz; gelir, getiriye bakar ve daha uygun bir küresel getiri fırsatı bulduğunda yeniden çıkar. Nitekim ortalama iki buçuk yılda bir yeni bir varlık barışına ihtiyaç duyulması, sıcak parayla barışların pek uzun ömürlü olmayacağını göstermektedir.

YEDİNCİ VARLIK BARIŞINI AYIRAN NE?

İşte bu kez TBMM’ye sunulan teklif, önceki düzenlemelerdeki bu eksikliği kısmen dikkate almış görünmektedir. Çünkü ilk kez paranın sadece gelişi değil, kalıcı olması yönünde çaba gösterilmiştir. Bu yönüyle teklif, geçmiş uygulamalardan belirli ölçüde ders çıkarıldığını göstermektedir.

Özetlemek gerekirse Teklif, bir yandan vergi odaklı bir çerçeveyle, bildirilen varlıklar üzerinden genel olarak yüzde 5 oranında, belirli koşullar altında tamamen ortadan kalkabilen bir vergilendirme öngörmektedir. Diğer yandan, bu varlıkların Türkiye’ye getirilmesiyle bağlantılı olarak denetim alanında belirli sınırlamalar da içermektedir.

Düzenlemenin asıl ayırt edici yönü ise, getirilen varlıkların sistem içinde belirli bir süre tutulmasını esas alan yeni yaklaşımıdır. Varlıkların; (1) vadeli hesaplarda, (2) devlet iç borçlanma senetlerinde veya (3) kira sertifikalarında belirli sürelerle tutulmasının taahhüt edilmesi halinde vergi oranı kademeli olarak düşmekte; en az beş yıl sistemde tutulması durumunda ise devletin alacağı paydan tamamen vazgeçilmesi söz konusu olmaktadır.

SICAK PARANIN VATANI GETİRİDİR

Ancak temel mesele değişmemiştir. Sermaye hareketlerinin tamamen serbest olduğu bir ekonomide, varlık barışı tek başına kalıcı kaynak yaratma aracı değildir. Kalıcı kaynak, üretim ekonomisi ve güven veren yatırım iklimiyle oluşur. Sıcak para ise sadık değildir, gelir ve gider. Üstelik hep bunu yapar. Önemli olan, yokluğunda her defasında dağılan taraf olmamak ve gittiğinde ardından bakmak zorunda kalmamaktır.

Yusuf İleri

Odatv.com