Dünya, sessiz ama köklü bir dönüşümden geçiyor. Bu dönüşümün adı ne sadece dijitalleşme ne de yalnızca yapay zekâ. Aslında çok daha derin bir kırılma ile karşı karşıyayız. Çalışmanın doğası değişiyor, becerilerin ömrü kısalıyor ve öğrenme artık hayat boyu süren bir zorunluluk hâline geliyor.

Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) tarafından yayımlanan “Yaşam Boyu Öğrenme ve Gelecek İçin Beceriler” başlıklı güncel rapor, bu gerçeği açık bir şekilde ortaya koyuyor. Artık mesele sadece “eğitim almak” değil; sürekli öğrenmek, yeniden öğrenmek ve becerileri güncellemek.

Sürekli öğrencilik

Geleneksel eğitim anlayışı, hayatın ilk döneminde edinilen bilgi ve becerilerin uzun yıllar kullanılabileceği varsayımına dayanıyordu. Ancak bu varsayım hızla geçerliliğini yitiriyor.

Bugün bir becerinin ekonomik değeri, geçmişe kıyasla çok daha kısa sürede aşınıyor. Bunun üç temel nedeni var:

Dijitalleşme ve yapay zekâ,

Yeşil dönüşüm,

Demografik değişimler.

ILO’ya göre bu üçlü dönüşüm, işgücü piyasasında “beceri talebinin sürekli yeniden şekillenmesine” neden oluyor. Başka bir ifadeyle, artık bir meslek değil, bir öğrenme kapasitesi kariyerin temel belirleyicisi hâline geliyor.

Eşitsizliğin yeni yüzü

Bu dönüşümün belki de en kritik sonucu, yeni bir eşitsizlik türünün ortaya çıkmasıdır. O da öğrenme eşitsizliği. ILO bulguları, yaşam boyu öğrenmeye erişimin oldukça sınırlı olduğunu gösteriyor. Örneğin bazı bölgelerde çalışan nüfusun yalnızca %12.6’sı düzenli öğrenme süreçlerine katılıyor. Peki, bu ne anlama geliyor? Bunun anlamı, bir grup çalışanın sürekli kendini güncellemesine karşılık, diğer bir grubun hızla işgücü piyasasının dışına itilmesi. Dolayısıyla, mesele artık yalnızca işsizlik değil. Asıl mesele, “beceri nedeniyle dışlanma” sorunu. Eğer bu eğilim tersine çevrilmezse, dijitalleşme ve yeşil dönüşümün getirdiği fırsatlar, aynı zamanda derin sosyal eşitsizlikler üretme potansiyeline sahip.

Öğrenme alanı olmalı

Rapordan çıkan en çarpıcı mesajlardan biri de şu şekilde: Yaşam boyu öğrenme sadece okul sistemiyle sağlanamaz. Rapora göre, öğrenme; işyerinde, sektörel eğitim programlarında, dijital platformlarda ve hatta günlük iş deneyimlerinde gerçekleşmeli. ILO bu noktada üç aktöre kritik rol yüklüyor.

ILO’ya göre, ilk olarak devletler, eğitim, istihdam ve sanayi politikalarını uyumlaştırmak zorunda. İkinci olarak, işverenlerin de çalışanlarını “maliyet” değil, “yatırım” olarak görmesi gerekiyor. Üçüncü ve son olarak, çalışanlar kariyerlerini sabit değil, dinamik bir süreç olarak kurgulamalılar. Bu üç aktör arasında kurulacak denge, geleceğin işgücü piyasasını belirleyecek.

Türkiye için kritik eşik

Bu küresel tablo, Türkiye açısından daha da kritik. Öyle ki, Türkiye işgücü piyasasında zaten var olan üç yapısal sorun bu dönüşümle kesişiyor. Bu sorunlar:

Kadın istihdamının düşük olması

Genç işsizliğinin ve NEET oranının yüksek olması

Beceri uyumsuzluğu

Bu nedenle, yaşam boyu öğrenme meselesinin Türkiye için bir “alternatif politika” değil, merkezi bir kalkınma stratejisi olması gerektiği kanaatindeyim. Özellikle, kadınların işgücüne ilk kez girişi ve/ veya bakım yükü gibi nedenlerle geri dönüşü, gençlerin işgücü piyasasına geçişi ve kayıtlı istihdamın artırılması gibi alanlarda öğrenme sistemlerinin güçlendirilmesi belirleyici olacaktır.

ILO raporunun belki de en önemli mesajı, geleceğin ekonomilerinin, en çok teknolojiye sahip olanlar değil, en çok öğrenebilen toplumlar olacağı şeklinde. Bu nedenle mesele sadece eğitim politikası değil, bir ülkenin insan sermayesi stratejisi. O halde şu soruyu sormalıyız: “Bir ülke, vatandaşlarının öğrenme kapasitesini ne kadar artırabiliyor?” Öyle ki, bu sorunun cevabı, aynı zamanda o ülkenin büyüme potansiyelini, sosyal adalet düzeyini ve küresel rekabet gücünü belirleyecek. Bugün diploma çağından öğrenme çağına geçiyoruz. Ve bu çağda en değerli beceri şu: “öğrenmeyi öğrenmek.”

Kaynak: Milliyet | Cem KILIÇ