Uzun yıllardır bölgesel ve sektörel temelde yürütülen yatırım teşvik sistemi, geçtiği­miz yıl köklü bir değişikliğe tabi tutularak daha “selektif” ve stratejik bir modele dönüştürüldü.

Artık sadece “yatırım yapılması” değil, “hangi yatırımın, nerede ve nasıl yapıldığı” ana omur­gayı oluşturuyor. Bu yeni dönemin en somut ve heyecan verici omurgası ise şüphesiz «Mega Endüstri Bölgeleri» projesi.

Marmara’nın yükünü Anadolu paylaşacak

Yıllardır sanayinin kalbi Marmara Denizinin kuzeyinde attı. Ancak bu yoğunluk, beraberin­de ulaşım kilitlenmeleri, aşırı nüfus artışı ve en önemlisi de “deprem riski” gibi devasa sorunlar ile giderek hem yaşamı zorlaştıran hem de riski büyüten bur durum oluşturdu. Yeni teşvik siste­minin en radikal kararı burada devreye giriyor: Sanayi kümelerini İstanbul ve çevresinden alıp, ülkenin orta kesimlerine, depreme dayanıklı ve stratejik avantajı yüksek bölgelere yaymak. Bu kapsamda başta Konya, Karaman, Nevşehir ve Niğde olmak üzere Orta Anadolu’da 13 ayrı “Mega Endüstri Bölgesi” belirlenmiş durumda. Bu bölgeler seçilirken Sanayi ve Teknoloji Ba­kanı Sayın Mehmet Fatih Kacır’ın da vurguladı­ğı gibi üç temel kriter gözetildi: Deprem riski ta­şımamak, limanlara ulaşım kolaylığı ve demir­yolu ağına yakınlık. Bu bölgeler sadece klasik fabrikaların kurulacağı alanlar değil; devasa ve­ri merkezlerinin, enerji depolama tesislerinin ve döngüsel ekonomi modellerinin yükseleceği teknoloji üsleri olarak tasarlanıyor.

Sadece fabrika değil, yeni yaşam alanları

Yeni sistemin en dikkat çekici yanı, konu­yu sadece “yer tahsisi” olarak görmemesi. Me­ga endüstri bölgeleri, sosyal donatıları, çalışan­lar için hazırlanan modern lojmanları ve eğitim imkanlarıyla adeta yeni şehirler olarak kurgu­lanıyor. Amaç net: Hem sanayiyi hem de nüfu­su Anadolu’ya rasyonel bir şekilde kaydırmak. Marmara’nın üzerindeki o ağır nüfus baskısını azaltırken, Anadolu’nun ortasında yeni cazibe merkezleri oluşturmak, Türkiye’nin önümüz­deki elli yılını kurtaracak stratejik bir hamleyi gerçekleştirmek.

Üniversiteler ve "yetişmiş insan” sermayesi

Burada bir parantez açıp, yıllardır eleştirilen “her ile bir üniversite” modeline yeniden bak­mak gerekiyor. İlk etapta bu uygulama; “bu ka­dar mezun nerede çalışacak?” ya da “eğitim ka­litesi yetersiz” gibi haklı eleştirilere maruz kal­mıştı. Ancak bugün görüyoruz ki, o gün atılan tohumlar bugün kurulacak mega endüstri böl­gelerinin insan kaynağını oluşturuyor. Nasıl ki, 1980’li yıllarda Türk müteşebbisine ihracat öğ­retilirken bazı suistimaller (hayali ihracat gibi) yaşanmış ama günün sonunda dünya ile rekabet eden ihracatçılarımız doğmuşsa; Anadolu üni­versiteleri de benzer bir süreçten geçiyor. Baş­langıçtaki hoca yetersizlikleri ve kalite sorun­ları, yerini bugün kıyıda köşede kalmış denilen üniversitelerden çıkan dünya çapında araştır­malara bırakıyor. Başarı, gayret ve çabaya aşık­tır. Sporun gelişmesi için altyapının tüm ülke­ye yayılması nasıl bir zorunluluksa, kalifiye mü­hendis ve teknik eleman yetiştirmek için de bu akademik ağın Anadolu’ya yayılması şarttı. Baş­ta “masraflı” görünen bu eğitim yatırımı, ye­ni sanayi hamlesiyle birlikte artık meyvelerini vermeye hazır.

Yatırımcıyı neler bekliyor?

Teşvikin şifreleri

Yeni sistemde yatırımcıyı Anadolu’ya çeke­cek oldukça cazip enstrümanlar var. Sadece be­delsiz yer tahsisi değil, inşa edilen binalar için emlak vergisi muafiyeti gibi destekler söz konu­su. Finansman tarafında ise yatırım tutarının %20’sine kadar, 301 milyon TL’ye ulaşabilecek devasa bir faiz veya kar payı desteği sunuluyor. Sigorta primi işveren hissesi desteği ise bölge­ye göre değişen ve mega bölgelerde 14 yıla kadar çıkan sürelere yayılmış durumda. Ayrıca yatırı­ma katkı oranları da sadeleşti; teknoloji ve ye­rel kalkınma odaklı projelerde %50, stratejik yatırımlarda %40 oranları uygulanırken, vergi indirim oranı tüm yatırım türleri için %60 gibi iddialı bir seviyede sabitlendi. Üstelik mevcut tesisini bu yeni bölgelere taşımak isteyen sana­yiciler için de özel kolaylıklar var.

Sonuç: Türkiye’nin yeni hikayesi

Yeni teşvik modeliyle Marmara Bölgesi’nin yorgun omuzlarındaki yükü alıp Anadolu’nun taze enerjisiyle birleştiren bu strateji, Türki­ye’nin küresel rekabetteki yeni hikayesi ola­caktır. Bu hamle sanayinin deprem güvenliği­ne kavuşması, Anadolu’nun teknolojiyle bu­luşması ve üniversiteli iş gücünün daha fazla üretime dahil edilmesi anlamında son derece kritik adım olmuştur.

Osman Arıoğlu-Dünya