Hazine ve Maliye Bakanlığı, 2026 yılı Ocak–Mart dönemi bütçe gerçekleşmelerini açıkladı. Rakamlar ilk bakışta güçlü. Ancak biraz yakından bakıldığında, bu “güçlü tablo”nun aslında değişmeyen bir vergi düzenini yeniden gözler önüne serildiği görülüyor.

Vergi gelirlerinin yüzde 44,58’i KDV ve ÖTV’den geliyor. Dolaylı vergilerin payı yüzde 60 seviyesinde. Yani sistem hâlâ tüketim üzerinden işliyor; harcadıkça ödüyorsunuz. Üstelik gelir vergisinin ilk taksiti ve geçici vergi etkisi ortadan kalktığında bu oran daha da dolaylı vergiler lehine dönecek. Bu tablo, vergi sisteminin yükü geniş kitlelere yaydığını değil, aksine onları merkeze koyduğunu gösteriyor.

Ama asıl mesele burada değil. Asıl mesele, “5,5 milyon beyanname ile rekor” söyleminin ardında saklı. Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’in sosyal medya hesabından yaptığı paylaşım şu şekilde: “Gelir vergisi beyannamesi sayısı 5,5 milyona ulaşarak rekor kırdı; 401 bin mükellef ilk kez beyanname verdi.”

Kağıt üzerinde bakıldığında, milyonlarca kişinin beyanname vermesi vergi sisteminin genişlediği izlenimini yaratıyor. Oysa bu, büyük ölçüde bir görüntüden ibaret.

2026 yılı Mart sonu itibarıyla toplam gelir vergisi tahsilatı 870 milyar lirayı aşmış durumda. Bunun yalnızca 97 milyar lirası beyan yoluyla tahsil edilmiş. Buna karşılık 752 milyar lira stopaj yoluyla, yani daha gelir elde edilmeden kesilerek alınmış. Her ne kadar 2025 yılı Ocak–Mart dönemine kıyasla beyan yoluyla tahsil edilen gelir vergisi yüzde 220 oranında artmış olsa da bu artış tutar olarak 30 milyar TL’den 97 milyar TL’ye yükselmekle sınırlı kalmıştır. Nitekim söz konusu tutar, 2026 yılı Ocak–Mart döneminde tahsil edilen toplam vergi gelirlerinin yalnızca yüzde 2,89’una karşılık gelmektedir.

Oysa devlet, gelir vergisinin yaklaşık yüzde 87’sini daha gelir mükellefin eline geçmeden, stopaj yoluyla tahsil etmektedir. Buna rağmen hem söylemde hem de mevzuat düzeyinde “beyan esasına dayalı sistem”den söz edilmeye devam edilmekte.

Gerçekte olan ise şu: Beyan sistemi tali, stopaj sistemi asli hale gelmiş durumda.

Avukatlar, doktorlar, kuyumcular, galericiler, mühendisler, taksiciler ve benzeri çok sayıda meslek grubunca milyonlarca beyanname verilmesine rağmen, bu beyanların vergi üretme kapasitesi oldukça sınırlı kalmaktadır. Verginin büyük bir bölümü zaten daha önceden stopaj yoluyla tahsil edilmekte, beyanname ise çoğu durumda yalnızca şekli bir yükümlülük ve kayıt işlemi niteliği taşımaktadır.

Ve en nihayetinde bu durum maalesef vergi yükünün kimlerin üzerinde olduğunu açıkça ortaya koyuyor.

Vergi yükü, gelirini beyan eden ama düşük katkı yapan geniş bir kitlenin değil, geliri daha oluşmadan kesilenlerin, yani başta ücretlilerin omuzlarında. Ücretli kesim, vergiyi ödeyip ödememeyi tartışamıyor bile. Pazarlık yok, erteleme yok, kaçınma imkânı yok.

Stopaj sistemi tam da bu yüzden tercih ediliyor: Çünkü en kolay, en hızlı ve en garanti tahsilat yöntemi bu.

Ama kolay olan her zaman adil olan anlamına gelmiyor.

Bugün ortaya çıkan tablo, vergi sisteminin teknik bir tercih değil, aynı zamanda bir yük dağılımı tercihi olduğunu gösteriyor. Devlet, vergiyi en kolay kimden alabiliyorsa, yükü de esas olarak onun üzerine yüklüyor.

Üstelik bu yapıya dolaylı vergilerin ağırlığı da eklendiğinde, tablo daha da ağırlaşıyor: hem kazanırken kesiliyor hem de harcarken alınıyor.

Sonuç olarak ortada bir rekor var. Ama bu rekor, vergi sisteminin güçlendiğini değil; beyanın sistem içindeki etkisinin ne kadar sınırlı kaldığını ve stopajın ne kadar baskın hale geldiğini gösteriyor.

Gerçek değişmiyor: Türkiye’de vergi sistemi kâğıt üzerinde beyana dayanıyor. Ama fiiliyatta bu sistemin adı stopaj.

Ve bu sistemde verginin en ağır yükünü, itiraz edemeyenler taşıyor.

Kaynak: T24 | Murat BATI