Uzun yıllar boyunca ekonomi politikalarının merkezinde basit bir kabul vardı:
Enflasyon yükselirse faiz artırılır, talep düşer, fiyatlar sakinleşir. Teoride hâlâ doğru gibi duran bu denklem, pratikte artık eskisi kadar çalışmıyor. Bugün dünyanın birçok ülkesinde merkez bankaları faiz artırıyor, parasal sıkılaşma uyguluyor, likiditeyi daraltıyor; buna rağmen enflasyon kalıcı biçimde gerilemiyor. Peki neden? Sorunun cevabı, enflasyonun doğasının köklü biçimde değişmiş olmasında yatıyor.
Enflasyon artık sadece talep kaynaklı değil
Merkez bankalarının elindeki temel araç faizdir. Faiz, esas olarak talebi kontrol eder. Ancak son yıllarda yaşanan enflasyon dalgası büyük ölçüde talep fazlasından değil;
Küresel tedarik zinciri kırılmalarından, enerji ve emtia fiyatlarındaki yapısal artışlardan, jeopolitik gerilimlerden, iklim krizi kaynaklı üretim kayıplarından besleniyor. Faiz artırmak, konteyner maliyetlerini düşürmüyor.
Faiz artırmak, petrol arzını artırmıyor.
Faiz artırmak, tarımda iklim kaynaklı kayıpları telafi etmiyor.
Merkez bankaları, kontrol edemedikleri bir enflasyonla mücadele etmeye çalışıyor.
Para politikası ile maliye politikası arasındaki kopukluk
Bir diğer temel sorun, para politikası ile maliye politikasının aynı yönde ilerlememesi. Bir tarafta merkez bankaları enflasyonu düşürmek için sıkılaşırken, diğer tarafta hükümetler; bütçe açıklarını büyüten harcamalar yapıyor, sosyal transferleri artırıyor, seçim ekonomileri uyguluyor.
Bu durumda merkez bankasının attığı her sıkılaştırma adımı, maliye politikası tarafından boşa düşürülebiliyor. Enflasyonla mücadele, tek başına merkez bankalarına yüklenmiş bir sorumluluk haline geliyor. Oysa bu mücadele, çok aktörlü bir koordinasyon gerektirir.
Küresel borç yükü merkez bankalarını kilitliyor
Bugün dünya, tarihinin en yüksek borç stoklarından biriyle karşı karşıya. Devletler, şirketler ve hanehalkları yüksek borçlu. Bu tablo, merkez bankalarını ciddi bir ikilemle karşı karşıya bırakıyor:
-Faizi yeterince artırırlarsa- borç krizleri tetikleniyor
-Yeterince artırmazlarsa - enflasyon kalıcı hale geliyor
Bu nedenle birçok merkez bankası, teorik olarak “yeterli” olması gereken sıkılaşmayı pratikte uygulayamıyor. Özellikle ABD Merkez Bankası, Avrupa Merkez Bankası ve gelişmekte olan ülke merkez bankaları bu ikilemde hareket etmek zorunda kalıyor.
Enflasyon beklentileri artık daha yapışkan
Geçmişte enflasyon geçici kabul edilir, fiyatlar düşmese bile artış hızı yavaşladığında toplum rahatlar, beklentiler normalleşirdi. Bugün ise durum farklı. Hanehalkı da şirketler de artık şuna inanıyor:
“Fiyatlar düşmez, sadece daha yavaş artar.” Bu algı yerleştiğinde;
-İşçiler ücret pazarlıklarında daha yüksek artış talep ediyor
-Şirketler maliyet artışlarını peşinen fiyatlara yansıtıyor
-Kiralar ve hizmet fiyatları katılaşıyor
Bu da enflasyonu faizle kırmayı çok daha zor hale getiriyor.
Merkez bankaları güçlü ama yalnız
Merkez bankaları teknik olarak hâlâ güçlü kurumlar. Ancak geçtiğimiz yazılarımda da belirttiğim gibi geçmiş yüzyılın reçetesi bu yüzyılın ihtiyaçlarını karşılayamıyor. Enflasyon; para politikası, maliye politikası, enerji politikası, tarım politikası, dış ticaret ve jeopolitik risklerin birleşiminden oluşan çok katmanlı bir sorun.
Sadece faizi kullanarak bu tabloyu düzeltmek mümkün değil.
Bekir Tamer GÖKALP-Dünya





