“Doğayla iç içe ol­mak, kendi gı­danı üretmek, toprağa dokunmak” hobi bah­çelerinin reklamların­da sıklıkla karşılaştığı­mız cümleler. Geniş ta­rım arazilerinin küçük parsellere bölünüp koo­peratifler veya dernek­ler vasıtasıyla bireysel kullanıma sunulmasıyla oluşan 11 bin adet hobi bahçesi(­gerçekte onlarca kat fazla) bugün ülke çapında “hukuk ve sorumlu­luk temelli” bir sosyal soruna dö­nüştü. Bireysel mağduriyet ola­rak lanse edilen konunun nasıl çözüleceği, kurallara uymayan vatandaşlar ile ilkeli yurttaşlığın devlet tarafından nasıl değerlen­dirileceğine yönelik sosyolojik bir soru cevap bekliyor.

Ruhsatsız yapıların yıkılmasına dair düzenleme 2020’de çıkarıldı

Tartışmalara konu olan Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Ka­nunu’nda değişiklik yapılmasına dair Kanun Teklifinde hobi bah­çelerinin yıkılmasına dair bir dü­zenleme yok. Yapı kooperatifleri­nin hobi bahçesi adı altında arazi satması ve kurumların bu bahçe­lere elektrik/su gibi izinler ver­mesine yönelik idari para ceza­larına yönelik düzenlemeler var, gelecekte kooperatifler eliyle ta­rım arazilerinin amacı dışında kullanımının önlenmesine yöne­lik düzenlemeler var.

Hobi bahçelerini yıkmak belediyelerin görevi mi?

Belediyeler, 3194 sayılı İmar Kanunu kapsamında zaten sınır­ları içindeki ruhsatsız ve kaçak yapıları tespit ederek encümen kararıyla yıkmakla yükümlü. Be­lediye yapmazsa valilik ve ilgili bakanlık devreye girerek yıkımı bizzat gerçekleştirebiliyor, mas­rafları yapı sahibinden tahsil edi­yor. Kanuna göre Çevre, Şehirci­lik ve İklim Değişikliği Bakanlı­ğı ve Tarım Orman Bakanlığı da doğrudan müdahale ederek yı­kım yapabilir.

Belediyeler kaçak yapıları neden yıkamıyor?

Tüm bu tartışmalar neden ya­şanıyor. Pek çok belediye yıkımın belediyelere bırakılmasını poli­tik bir yaklaşım olarak yorumlar­ken toplumda bu kadar yaygınlığı olan bir sorunu üzerine almak is­temiyor. Ankara’daki hobi bahçe­lerinin çoğunun kamu personel­lerine ait olması yıkmayı daha da zorlaştırıyor. Yakın zamanda se­çim ihtimali de yıkımı geciktiren nedenlerden. Sorun devlet yapı­sındaki çok katmanlı sorumluluk hiyerarşisinden kaynaklı. 3194 sayılı İmar Kanunu’na göre, ta­puda tarla vasfında görülen ara­zilerde, izinsiz yapılan her türlü yapı otomatik olarak kaçak yapı statüsünde olduğu için yıkılması gerekiyor. Bu anlamda hobi bah­çelerini yıkmak için yeni bir dü­zenlemeye gerek yok, yıkmaya dair yasal altyapı zaten mevcut. Sorun yasal boşluk değil, uygula­ma eksikliği ve politik irade zafi­yeti.

Yıkıma başlamak için ne bekleniyor?

AK Parti Grup Başkanı Abdul­lah Güler “Usulüne uygun yapıl­mayan her türlü yapı belediyeler tarafından zaten yıkılabilir” di­yerek hobi bahçelerini yıkma so­rumluluğunun belediyelerde ol­duğunun altını çiziyor. Gelinen noktada belediyeler yıkan kötü adam olacak devlet baba affeden koruyucu.

Türkiye’de vahim tabloya af

Hobi bahçeleri tartışması oda­ğından koparılarak bazı gazeteci­ler “vatandaşın evini barkını yık­mak” gibi duygusal paylaşımlar­la, tarım arazisine ruhsatsız ev yapmayı “pembe bir yalan” gibi değerlendirerek, meseleyi huku­ki çerçeveden uzaklaştırarak vic­dani bir alana çekiliyorlar. Birçok kişi bu alanların yasal olmadığı­nı bilerek hareket etse de süreç şimdi “mağdur edebiyatına” dö­nüştürülüyor.

Önce kaçak villalar yıkılsın gi­bi yaklaşımlarla bireysel suç ak­lanmaya tepki büyük şirketle­re yansıtılıyor. Suçun yaptırımı zengine, fakire, güçlüye güçsüze göre değişebilir mi? Ali Ağaoğlu orman arazisine konut yaptığın­da kınıyor, dar gelirlinin üç beş kilo domates ürettiği hobi bah­çesine duygusal methiyeler dü­züyor. Kısa vadeli politik kazanç için uzun vadeli toplumsal mali­yet yaratıyoruz.

Bahçe değil gece kondu

İyi niyetle başlayan uygulama “kırsalda tarım arazilerinde de­vasa bir sorunun kök salmasına neden oldu. Ruhsatsız kuyular, fosseptik çukurlar, kontrolsüz altyapı tesisleri doğal kaynakla­ra zarar veriyor, çevreyi kirleti­yor. Tarım arazileri üretim alanı olmaktan çıkarılıp spekülasyon alanına dönüştü, kırsalda kent varoşları yaratıldı. Tarım arazisi fiyatları yükseldi, bahçelerdeki kontrolsüz su kuyuları bölgedeki gerçek çiftçilerin suyunu azalttı. Ucuza alınan tarım arazileri pa­halı kırsal konuta dönüştü, hak­sız kazanç yaratıldı. Alev Alat­lı’nın dediği gibi “durum huku­ki olsa da helal değil.” Hepsi aynı olmasa da kentlerin çeperlerinde toprağa dokunmak arzusuyla ku­rulan bahçelerde uyuşturucu gibi kayıt dışı pek çok ekonomi yay­gınlaştı.

Hobi bahçeleri affı değil, imar affı

Velhasıl, EYT çıktı bütçede de­rin çukurlar oluştu, imar affı ya­pıldı depremden sonra kendi el­lerimizle mezar kazdık dedik. Şimdi benzer bir düzenlemeye evet diyerek “Türkiye’de yapanın yanına kar kalır” algısını normal­leştiriyor, sistemsel bir soruna daha imza atıyoruz. Uzmanlara göre “af ya da tolerans, kuralla­ra uyan vatandaşı cezalandıra­rak, ihlal edenleri ödüllendirerek norm ihlalini meşrulaştırıyor. Kurumlara olan güveni zedeleye­rek ahlaki yozluğu destekliyor.”

Mine Ataman-Dünya