Vergi hukukunda uzlaşma, uzun yıllar boyunca yalnızca bir idari çözüm yolu değil, aynı zamanda dava sürecini zamana yayarak mükellefe nefes aldıran bir güvenli alan olarak görüldü. Ancak 2 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme ile bu algı önemli ölçüde değişti; vergi aslının uzlaşma kapsamı dışına çıkarılmasıyla birlikte uzlaşma talebi, dava açma süreleri bakımından artık her şeyi durduran bir koruma kalkanı olmaktan çıktı. Bugün uygulamada, uzlaşmaya başvurulduğu gerekçesiyle vergi aslı yönünden dava açma süresini kaçıran çok sayıda mükellef bulunmakta ve bu durum sessiz ama ciddi hak kayıplarına yol açmaktadır.
Vergi aslının uzlaşma dışına çıkarılması, dava süreleri bakımından sessiz ama tehlikeli sonuçlar doğurmaktadır.
Bu yazı, özellikle vergi aslının dava süresinin uzlaşmadan bağımsız olarak işlemeye devam ettiğini ve uzlaşmanın vaki olmaması hâlinde tanınan 15 günlük ek sürenin yalnızca uzlaşmaya konu edilen cezalar bakımından geçerli olduğunu hatırlatmayı amaçlamaktadır.
Uzlaşma nedir?
Uzlaşma, vergi idaresi ile kesilecek ceza hususunda anlaşmak için başvurabilecek idari bir çözüm yoludur. VUK ek m.1 ilâ ek m.12 arasında düzenlenen uzlaşma müessesesi esasında iki türlüdür. Bunlardan biri tarhiyat öncesi uzlaşma diğeri tarhiyat sonrası uzlaşmadır.
Uzlaşma, mükelleflerin ikmalen, re’sen ya da idarece tarh edilen vergilere ilişkin kesilen vergi ziyaı cezaları ile 2025 yılı için 33 bin TL’yi, 2026 yılı için 40 bin TL’yi aşan usulsüzlük ve özel usulsüzlük cezaları konusunda yargı yoluna başvurmadan, vergi idaresi ile anlaşmak amacıyla başvurabilecekleri idari bir çözüm yoludur.
Uzlaşmanın konusuna vergilerin asılları da girmekteydi lakin 2 Ağustos 2024 itibariyle verginin aslı uzlaşma kapsamı dışına çıkartıldı.
Daha basit bir ifadeyle bundan sonra vergilerin asılları üzerinde uzlaşma yapılmayacak. Vergi ziyaı cezasının tutarı ne kadar olursa olsun uzlaşma kapsamında olduğu halde 2026 yılı için 40 bin lirayı aşmayan genel ve özel usulsüzlük cezaları ise uzlaşma kapsamında değildir. 40 bin liralık sınır her sene yeniden değerleme oranı kadar artırılacak. Yani uzlaşmanın konusuna vergi ziyaı cezası ile 40 bin lirayı aşan genel ve özel usulsüzlük cezaları girer; vergi aslı girmez. Buna ilaveten VUK m.359’da (kaçakçılık) yazılı fiillerle vergi ziyaına sebebiyet verilmesi halinde kesilen ceza ile bu fiillere iştirak edenlere kesilen ceza uzlaşma kapsamı dışınadır.
Buraya kadar tamam sanıyorum. Ancak 2 Ağustos’ta yapılan değişiklikle vergilerin aslı uzlaşma dışına çıkartıldığından önemli bir hususa dikkat çekilmesi gerekmektedir. Zira bu konuda daha önce burada bir yazı yayımlamama rağmen elektronik postayla hâlâ onlarca soru sorulmaktadır.
Önceden nasıldı?
VUK ek m.7 uyarınca süresi içinde tarhiyat sonrası uzlaşma talebinde bulunan mükellef veya ceza muhatabı, uzlaşma talep ettiği ceza için ancak uzlaşma vaki olmadığı yani uzlaşmaya katılıp anlaşamazsa/uzlaşamazsa dava açma yoluna gidebilir. Mükellef veya ceza muhatabı aynı ceza için uzlaşma talebinden önce dava açmışsa dava, uzlaşma işleminin sonuca bağlanmasından önce vergi mahkemelerince incelenmez; herhangi bir sebeple incelenir ve karara bağlanırsa bu karar hükümsüz sayılır. Uzlaşmanın vaki olması halinde mükellef, üzerinde uzlaşılan cezaya karşı dava açamaz.
Uzlaşmanın vaki olmaması halinde mükellef veya ceza muhatabı kesilen cezaya, uzlaşmanın vaki olmadığına dair tutanağın kendisine tebliğinden itibaren yetkili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilir. Bu takdirde, uzlaşmaya konu edilen ceza bakımından dava açma süresi bitmiş veya 15 günden az kalmış ise dava açma süresi tutanağın tebliği tarihinden itibaren 15 gün uzar.
Özetle uzlaşmaya başvurmak dava açma hakkını engellemez. Mükellef, tebliğ edilen ceza ihbarnamesine karşı tebliğ tarihini takip eden günden itibaren 30 gün içinde uzlaşma isteğinde bulunulabilir. Süresi içinde uzlaşma talebinde bulunan mükellef, uzlaşma talep ettiği ceza için uzlaşma vaki olmadığı takdirde dava açma yoluna gidebilir. Uzlaşmanın vaki olması halinde mükellef, uzlaşmaya varılan cezaya karşı dava açamaz. Mükellefin uzlaşma talebinden önce dava açmış olması durumunda uzlaşmaya varıldığı hususu ilgili mahkemeye bildirilir ve davanın incelenmeksizin reddolunması sağlanır. Uzlaşmanın vaki olmaması halinde mükellef, kesilen cezaya uzlaşmanın vaki olmadığına dair düzenlenen ve kendisine tebliğ olunan tutanağın tebliğinden itibaren yetkili vergi mahkemesi nezdinde dava açabilir. Bu takdirde dava açma süresi bitmiş veya 15 günden az kalmış ise bu süre tutanağın tebliğ tarihinden itibaren 15 gün uzar.
Ancak….
2 Ağustos 2024 tarihinden önce durum şöyleydi;
Örneğin; 1 Mart 2024’te mükellefe tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı mükellef, 25 Mart 2024 tarihinde hem verginin aslı hem de vergi ziyaı ile usulsüzlük cezaları için uzlaşmaya başvurmuştur. Uzlaşma günü olarak 10 Nisan günü verilmiş ama uzlaşma vaki olmamış yani taraflar uzlaşamamışlar. Aynı gün tutanak imzalanmış ve muhataba tebliğ edilmiştir. Bu durumda VUK Ek m.7/3.fıkra uyarınca 11 Nisan’dan itibaren (11 Nisan 1. gün kabul edilecek) 15’inci günün sonuna kadar yani örneğimize göre 25 Nisan’a kadar uzlaşma konusu olan hem vergi aslı hem de cezaları için dava açabilecekti. Görüldüğü üzere buraya kadar bir sorun yok…
2 Ağustos 2024 itibariyle değişiklik olmuştur. Şöyle ki;
Vergilerin aslı uzlaşma dışına çıkartıldığından dikkat edilmesi gereken önemli bir husus bulunmaktadır. Bu hususu, aşağıda bir örnekle izah etmeye çalışayım;
Örneğin; 1 Mart 2025’te mükellefe tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine karşı mükellef, 25 Mart 2025 tarihinde vergi ziyaı ile usulsüzlük cezaları için uzlaşmaya başvurmuştur. Verginin aslı uzlaşma dışına çıkartıldığından aslı için uzlaşma talebinde bulunulmayacaktır.
Uzlaşma 10 Nisan 2025 tarihinde gerçekleşmiş ama uzlaşma vaki olmamış yani taraflar uzlaşamamışlar. Aynı gün tutanak imzalanmış ve muhataba tebliğ edilmiştir. Bu durumda VUK Ek m.7/3.fıkra uyarınca 11 Nisan’dan itibaren (11 Nisan 1. gün kabul edilecek) 15’inci günün sonuna kadar yani örneğimize göre 25 Nisan 2025’e kadar uzlaşma konusu olan sadece cezalar için dava açılabilecektir.
Verginin aslı için ise 1 Mart 2025’te vergi/ceza ihbarnamesi tebliğ edildiğinden 31 Mart’a kadar dava açılabilecektir.
Ezcümle 2 Ağustos 2024 itibariyle verginin aslı uzlaşma dışına çıkartıldığından bu tarihten sonra tebliğ edilen ihbarnamelere ilişkin uzlaşma talebi sadece vergi ziyaı cezası ile 2026 yılı için 40 bin lirayı, 2025 yılı için 33 bin lirayı aşan genel ve özel usulsüzlük cezaları için yapılabilecektir.
VUK Ek m.7 uyarınca da uzlaşmanın vaki olmaması durumunda dava açma süresi geçmiş ise ya da 15 günden az kalmış ise 15 günlük ek dava açma süresi sadece cezalar için söz konusu olacak vergilerin asılları için ek 15 günlük süre verilmeyecektir.
O nedenle tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamelerinde yer alan vergilerin aslı ve cezalar için önce uzlaşma hakkınızı kullanmak istiyorsanız tebliğ tarihinden itibaren verginin aslını dava konusu yapıp; cezalar için ise uzlaşma vaki olmadığı zaman ek dava açma süresini kullanarak dava açabilirsiniz. Dikkat etmenizde fayda var…
Usul ekonomisi açısından önemli bir sorun
Usul ekonomisi, en basit tanımıyla dava sürecinin en makul sürede ve en az masrafla tamamlanmasıdır. Bu çerçevede dava sürecinin makul bir sürede, makul harcamalarla ve adalete yakışır standartlara uygun şekilde tamamlanması usul ekonomisi gereğidir.
Ülkemizde bir kanun değişikliği yapılırken çoğu zaman önüne, arkasına pek bakılmaz, istenen ne ise o yapılır ve olası aksaklıklar süreç içerisinde kervan yolda düzelir anlayışıyla ve gelecek tepkiler ile gecekondu misali ekleme çıkarma yapılarak yoluna koyulmaya çalışılır.
Vergi aslının uzlaşma kapsamı dışına çıkartılması da yargı açısından bazı sorunları beraberinde getirmiştir ki bunların başında usul ekonomisi var.
Örneğin tebliğ edilen vergi/ceza ihbarnamesine ilişkin hem aslı hem de cezası -süresinde- tek dilekçeyle dava edilirse sorun yok ancak vergi aslı 30 gün içinde dava edilip, cezalar ise önce uzlaşmaya sokulup vaki olmaması durumunda (cezalar) ayrıca dava edilirse o zaman problemler de peşinden gelecektir.
Şöyle ki, tek ihbarnameye iki ayrı dava açılacağı için -bağlantılı dosya olduğu için aynı mahkemede görülecektir- iki ayrı harç ve iki ayrı avukatlık/karşı vekalet masrafı olacak dava(lar)nın sonucuna göre ya yurttaşa ya da devlete katmerli bir maddi yük gelecektir. Ve tabii ki diğer başka sorunlar da…
Bu hususun ivedilikle çözülmesi gerekmektedir, zira önemli hak kayıpları yaratacağı gibi ziyadesiyle parasal külfetle de sonuçlanacaktır.
Genel değerlendirme
2 Ağustos 2024 tarihinde yürürlüğe giren düzenleme ile vergi aslının uzlaşma kapsamı dışına çıkarılması, uzlaşma ile dava açma süreleri arasındaki ilişkiyi köklü biçimde değiştirmiştir. Buna rağmen uygulamada hâlâ, uzlaşma talebinin vergi aslı bakımından da dava açma süresini durdurduğu yönünde hatalı bir kabulle hareket edildiği ve bu nedenle telafisi güç hak kayıplarının yaşandığı görülmektedir. Oysa uzlaşmanın vaki olmaması hâlinde tanınan 15 günlük ek dava açma süresi yalnızca uzlaşmaya konu edilen cezalar bakımından geçerli olup, vergi aslı için dava süresi uzlaşmadan bağımsız olarak işlemeye devam etmektedir.
Bu durum, mükellefleri ve meslek mensuplarını aynı ihbarnameye karşı iki ayrı dava açmaya zorlayarak usul ekonomisi ilkesini zedelemekte; gereksiz harç, vekâlet ücreti ve yargısal iş yükü doğurmaktadır. Bu nedenle hem hak kayıplarının önüne geçilmesi hem de yargılamada usul ekonomisinin sağlanabilmesi için, dava sürelerinin tek ihbarname üzerinden bütüncül biçimde ele alınmasına imkân tanıyacak yasal veya idari bir düzenlemenin ivedilikle hayata geçirilmesi gerekmektedir.




