Vergi sistemi yalnızca devletin gelir toplama mekanizması değildir; aynı zamanda kayıtlı eko­nomiyi büyüten, öngörülebilirliği güçlendiren ve adil rekabeti koru­yan hassas bir “denge” sistemidir. Bu denge, özellikle istisna, indirim ve teşvik uygulamalarıyla daha da kritik hale gelir. Çünkü vergi avan­tajları doğru kurgulanıp doğru ra­porlandığında ekonomiye can su­yu olurken yanlış hesaplanıp hatalı beyan edildiğinde hem kamu gelir­lerinde aşınma yaratmakta hem de mükellefi altından kalkılamaz ver­gi cezalarıyla yüz yüze bırakmak­tadır.

Neden ‘ikinci bir göz’ şart?

Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın yayımladığı 49 Sıra No’lu Genel Tebliğ, tam da bu dengeyi koru­mak adına atılmış tarihi bir adım­dır. 2025 yılından itibaren belirli büyüklükteki vergi avantajları için getirilen Yeminli Mali Müşavir (YMM) Tasdik Zorunluluğu, ver­gi dünyamızda “önleyici denetim” anlayışının en somut örneğidir.

Açıkça ifade etmek gerekir ki bu düzenleme, bir bürokrasi artı­şı değil, mükellef için bir “güvenlik kalkanı”dır. Gelir İdaresi ve Vergi Denetim Kurulu’nun son dönem­deki analizleri, beyannamelerdeki indirim ve istisnalarda önemli öl­çüde hata yapıldığını ortaya koy­maktadır.

Bugün vergi mevzuatımızdaki istisnaların birçoğu ciddi teknik hesaplama ve uzmanlık gerektirir. Uygulama hatası çoğu zaman kötü niyetten değil, mevzuatın karma­şıklığından kaynaklanır. Ancak bu karmaşıklığın faturası mükelle­fe ağır olur: Yüksek vergi ziyaı ce­zaları, gecikme faizleri ve yıllarca süren inceleme stresi...

Modern vergi idaresinin yakla­şımı şudur: Sorunu yıllar sonra ce­zayla çözmek yerine, kaynağında önlemek. İşte getirilen tasdik zo­runluluğu, beyanname verilmeden önce veya verildikten sonra devre­ye giren bir “ikinci göz” olarak, mü­kellefi bu risklerden koruyacaktır.

Alan kavgası değil

Düzenleme ile birlikte bazı Ser­best Muhasebeci Mali Müşavir (SMMM) meslektaşlarımızın “iş alanlarına müdahale” endişesi ta­şıdığını görüyoruz. Ancak bu konu­yu bir yetki çatışması olarak oku­mak, meseleyi yanlış zemine ta­şımaktır. Kanunlarımızda görev alanları nettir:

● SMMM’ler; işletmenin muha­sebe sistemini kurar, defterini tu­tar, beyanını hazırlar. İşletmenin mali omurgasıdır.

● YMM’ler ise defter tutmaz. Bakanlıkça verilen yetkiyle, yapı­lan işlemlerin mevzuata uygunlu­ğunu denetler ve tasdik eder.

Dolayısıyla 49 No’lu Tebliğ, bir meslek grubunun diğerinin alanı­na girmesi değil; mali yapıyı kuran ile onu denetleyenin, “doğru be­yan” hedefinde buluşmasıdır. Bu bir işbirliğidir.

Mükellef ne kazanacak?

Bu düzenleme ile vergi avantaj­larından yararlanma süreçleri da­ha sistematik hale gelmektedir. Mükellef açısından bunun üç te­mel çıktısı vardır:

1 Risk azaltımı: Yanlış beyan kaynaklı ceza riski minimize edilir.

2 Öngörülebilirlik: Vergi he­sabının dayanağı raporla ke­sinleşir.

3 Uyum kültürü: Doğru do­kümantasyon ve doğru beyan alışkanlığı güçlenir.

Sonuç olarak; Hazine ve Maliye Bakanlığı’nın kamu yararını ön­celeyen ve “cezalandırmayı” de­ğil “uyumu” esas alan bu iradesi­ni destekliyoruz. Önleyici denetim, çağdaş vergi yönetiminin rotasıdır. Bu rotada ilerlemek, hem meslek camiamız hem de iş dünyamız için en sağlıklı yol olacaktır.

Kaynak: Dünya | İzmir Yeminli Mali Müşavirler Odası Başkanı Yaşar ZENGİN