Çalışanların elde ettikleri ücret gelirleri üzerinden işveren tarafından vergi stopajı yapılır ve kesilen bu tutar (stopaj yapılan) gelir vergisi olarak vergi idaresine ödenir. Çalışanların maaşları artan oranlı bir tarifeye tabi tutulmakta -halk arasında vergi dilimi denilmekte- ve gelir arttıkça daha yüksek bir orandan vergilendirilmektedir.

Bu dilimli tarife sadece ücret geliri elde edenlere değil gerçek kişilerin -beyana tabi- avukatlık, doktorluk vb faaliyetinden, ticari faaliyetten, ev alım-satımından, kira gelirinden, faiz gelirinden vs’den elde ettikleri tüm gelirlere uygulanmaktadır. Yani bu dilim meselesi sadece ücretliler için değil, gerçek kişilerin tüm gelirlerini kapsamaktadır.

Özetle Gelir Vergisi Kanunu kapsamında elde edilen gelirler genel olarak bu tarifeye göre vergilendirilmektedir. Hatta bazı faiz gelirleri de -belli beyan sınırları var- beyan edildiği zaman yine aynı vergi dilimine tabi tutulmakta onlar da vergi dilimine girip yüksek oranda vergilendirilmektedir.

Televizyonlarda, basında, sosyal medyada bu aralar sendika temsilcileri/başkanları ve ilgili ilgisiz birçok kişi bu vergi diliminin sadece ücretlere uygulandığını ve değişiklik yapılırsa sadece ücretlilerin refaha kavuşacağını sanıyor gibi konuşuyorlar. Oysa durum öyle değil.

Şu an ücretlilere uygulanan dilim yani vergi tarifesi aşağıdaki gibidir.

Örneğin Ocak 2026’dan itibaren aylık brüt 40 bin TL maaş alan bir çalışanın bu maaşından yüzde 14 SGK ile yüzde 1 işsizlik fonu kesilir. Kalan tutar (buna matrah diyeceğiz) 34 bin TL’dir ve bu tutar, yukarıdaki tarifede gördüğünüz 190 bin TL’lik ilk dilimi aşmadığından yüzde 15 vergi uygulanır. Her ay toplanarak (kümülatif) dilime tabi tutulur. Örneğin Haziran’da (6. ay) aylık matrahı yine 34 bin TL olacak ama altıncı aya kadar (34 bin x6) toplam matrahı 204 bin TL olacağından haziran ayı matrahı (34 bin TL) 190 bin TL’yi kısmen aştığı için aşan kısmı yüzde 20’lik vergi dilimine girecektir. Dolayısıyla da önceki aylara nazaran daha fazla vergi hesaplanacak ve eline daha az ücret geçecek.

Aşağıdaki tabloda farklı brüt maaş alanların -yeni vergi dilimi oranlarıyla- aylık ortalama ele geçecek tutarları görülmektedir.

Vergi dilimleri değişseydi ne olacaktı?

Şimdi siz de herkes gibi yukarıdaki tabloya bakıp “vergi dilimi 2000 yılından bu yana yeniden değerleme oranı kadar artırılsaydı dilimler şu kadar olacaktı ve daha az vergi ödeyecektik” cümlesini içinizden geçiriyorsunuzdur. Yalnız minik bir detay var; o da vergi dilimleri zaten yeniden değerleme oranı kadar artırılıyor. Sadece 5 puanlık küsuratlar geriye doğru yuvarlanıyor.

Neyse vergi dilimini 2000 yılından bu yana yeniden değerleme oranı kadar yani küsuratları da artırılsaydı bugün ilk dilim 190 bin lira değil 521 bin lira olacaktı.

Eğer vergi dilimi 2000 yılından bu şekilde artırılsaydı yukarıdaki tabloda yer alan aylık brüt tutarlara göre aylık ortalama ele geçecek tutarlar olacaktı.

Buna göre şayet vergi dilimi 2000 yılından bu yana yeniden değerleme oranı kadar küsuratlarıyla birlikte artırılmış olsaydı aylık 40 bin TL ücret alan bir çalışanın eline 33 bin 58 TL geçmiş olacaktı.

O zaman gelin şunu yapalım; dilim değişikliği olsaydı aylık ele geçecek tutar ile şu anki dilim sonucu ele geçecek tutarları karşılaştıralım. Bakalım bu sihirli söylem düşük gelirliye ne kadar katkı sağlayacak...

Görüldüğü üzere vergi dilimleri şayet 2000 yılından bu yana yeniden değerleme oranı kadar artırılsaydı 40 bin TL aylık brüt maaş alan bir çalışanın eline fazladan aylık 342,93 TL geçmiş olacaktı. Kocaman bir 342 TL…

Sorun nerede?

Vergi dilimi uygulaması gelir vergisine tabi galericiler, müteahhitler, avukatlar, doktorlar, diş hekimleri, mühendisler, mali müşavirler, kira geliri elde edenler, faiz ve kâr payı elde edenler, ev satışından gelir elde edenler, emlakçılar ve ücretliler gibi birçok kişiye uygulanmaktadır.

Ancak basında ve bazı siyasi parti temsilcileri öyle bir konuşuyor ki bunun sadece ücretlilerle alakalı olacağını diğer gelir elde edenleri bağlamayacağı sanılmaktadır.

Daha basit bir ifadeyle dilimler denildiği gibi yapılırsa aynı tarifeden müteahhitler, galericiler, avukatlar, yeminli mali müşavirler, kira geliri elde edenler, bazı durumda faiz elde edenler de yararlanacak.

Ülkemizde ücretler, zaten asgari ücret ve civar ücrette olduğundan olası bir vergi dilimi değişikliği yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere 40 bin lira maaş alan için 342 lira, 50 bin lira ücret alan için 1.362 lira gibi aylık katkı sunacak.

Son olarak

Siyasiler, sendikalar, herkes her yerde şu dilim mevzu çözülmeli gibi laflar etmekte. Haksız değiller elbette ama bu talebin şu anki konjonktürde gerçekleşmesi ücretlilerin yarasına merhem olacak düzeyde değildir.

Çünkü yukarıdaki vergi dilimleri sadece ücretliler için değil, gelir vergisi kapsamında olan ve yıllık beyan eden herkese uygulanan bir tarifedir.

Ayrıca asgari ücretlilerden ne gelir ne de damga vergisi alınmaktadır. Yani vergi dilimlerinin değişmesi asgari ücretliler için pek önemli değildir.

Ancak daha da önemlisi asgari ücretli ve memurlar dışında kalanların büyük bir kısmı da asgari ücrete yakın ücret geliri elde eden kişilerden oluşmaktadır. Daha anlaşılır bir ifadeyle iyi ücret alan kişi sayısı toplam ücretliler arasında pek de yüksek bir oranda değildir. Daha da önemlisi sanki dilim mevzu çözülse herkes zengin olacak gibi bir görüntü sunulmaktadır. Oysa çalışanların eline geçen tutarın düşük olmasının nedeni vergi diliminden ziyade ücretin düşüklüğüdür.

Hatta yukarıdaki tabloda görüldüğü üzere vergi dilimleri şayet 2000 yılından bu yana yeniden değerleme oranı küsuratlarıyla artırılsaydı 40 bin TL aylık brüt maaş alan bir çalışanın eline aylık 342 TL fazladan geçmiş olacaktı.

Bu kadar kavga aylık 342 TL için mi? Günümüz fiyatlarıyla 342 TL’nin alım gücü ne kadardır? Elbette ücretli birinin çocuğuna vereceği harçlık olabilir bu 342 TL ya da elektrik faturasını karşılayabilir. Kat’i suretle küçümsemiyorum ama gelir seviyesi yükseldikçe dilimlerin olumlu etkisi artmakta ama düşük ve ortalama gelir seviyesinde pek anlamlı olmamaktadır.

Bugün özellikle sendikaların tespitlerinden bir tanesi de asgari ücretin, ortalama ücret olduğu söylemidir ki haklılar.

O zaman asgari ücretin ortalama ücret olduğu bir ekonomide memurlar hariç diğer çalışanların çok büyük kısmı asgari ücret civarında maaş alıyorlarsa vergi dilimlerinin değişmesi kime ne kadar yarar sağlayacak?

Amaç üzüm yemek, bağcıyı dövmek değil. Daha makul taleplerle gündeme gelinmesi gerekmektedir. Bu ücret seviyesinde dilimler değişse ne değişmese ne….

Dilimlerin değişmesi yüksek seviyede ücret alanlarla yıllık beyan vermek zorunda olan eurobond kazanç sahiplerinin, müteahhitlerin, galericilerin, faiz kazanç sahiplerinin, kira geliri elde edenlerin, serbest meslek erbaplarının vs. işine yarayacak. Ortalama ücret alanların yaralarına derman olacak seviyede değil.

İlaveten asgari ücretten fazla ücret alanların net asgari ücrete kadar olan ücretleri gelir vergisinden istisnadır. Yani 2026 yılında asgari ücretten fazla ücret alan birinin yıllık maaşından hesaplanan gelir vergisinin 57.881,23 lirası gelir vergisinden istisnadır. Ancak dilimler yukarıda bahsettiğim şekilde değişirse bu istisna tutarı 50.535 liraya düşecektir. Daha basit bir ifadeyle asgari ücretten fazla ücret alan biri, dilimlerin yukarıda belirtildiği şekilde değişmesi sonucunda yıllık 7.345 liradan mahrum kalacaktır.

İyi de ne yapalım o zaman?

Yapılması gereken şeylerin başında ücretlilere özgü bir düzenleme önermektir. Ücretlilere özgü olmayıp tüm gelir vergisi mükelleflerini kapsayacak dilim önerisi hiçbir iktidarın/partinin yapabileceği bir şey değildir. Siyasi sakız olmaktan öteye gitmez…

Önerilerimi -köşemdeki yer sınırından dolayı- başka bir yazıda sunacağımı belirtmek isterim, o nedenle bu yazıya burada son vereyim…

Kaynak: T24 | Murat BATI