EKONOMİ

Vergi Teşviklerinde Kartlar Yeniden Dağıtılıyor

Özellikle TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen Torba Yasa Teklifi’nde yapılan son değişiklik, vergi sisteminin yön değiştirmeye başladığını açık şekilde ortaya koydu.

Abone Ol

Türkiye’de vergi sistemi uzun yıllardır aynı mantıkla ilerledi. Kim daha fazla kazanç elde ediyorsa daha fazla vergi ödedi. O kazancın nasıl elde edildiği ise çoğu zaman ikinci planda kaldı. Üreticiyle tüccar, yatırım yapanla yalnızca ticaret yapan şirket arasında belirgin bir ayrım yapılmadı. Vergi politikalarının temel yaklaşımı daha çok sonuca odaklandı; sürece değil.

Ancak son dönemde yapılan düzenlemeler başka bir döneme girildiğini gösteriyor.

Özellikle TBMM Plan ve Bütçe Komisyonu’nda görüşülen Torba Yasa Teklifi’nde yapılan son değişiklik, vergi sisteminin yön değiştirmeye başladığını açık şekilde ortaya koydu.

Teklifin ilk halinde kurumlar vergisi oranının imalatçı-ihracatçılar için %9’a, diğer ihracatçılar için ise %14’e indirilmesi öngörülüyordu. Bu düzenleme özellikle ihracat yapan şirketlerde ciddi bir beklenti oluşturmuştu. Çünkü mevcut %20 kurumlar vergisi oranı dikkate alındığında, özellikle üretim yapan ihracatçılar açısından oldukça güçlü bir avantaj ortaya çıkıyordu.

Ancak komisyon aşamasında dikkat çekici bir değişiklik yapıldı. Bu modelden vazgeçildi. Bunun yerine, sanayi sicil belgesini haiz ve fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumların yalnızca üretim faaliyetlerinden elde ettikleri kazançları ile zirai üretim faaliyetlerinden elde edilen kazançlarına kurumlar vergisi oranının %12,5 olarak uygulanması benimsendi.

İlk bakışta bu değişiklik yalnızca oran değişikliği gibi görünüyor.

Oysa aslında değişen şey oran değil, yaklaşım.

Çünkü devlet burada çok önemli bir tercih yapıyor.

Mesaj artık oldukça net: “İhracat yapıyor olman tek başına yeterli değil. Gerçekten üretim yapıyorsan destekleneceksin.”

İhracatçı ile Üretici Aynı mı?

Türkiye uzun yıllardır ihracatı artırmaya çalışıyor. Bunun için kredi desteklerinden Eximbank mekanizmalarına, vergi avantajlarından yatırım teşviklerine kadar birçok araç devreye alınıyor. Ancak ekonomi yönetimi artık yalnızca ihracat rakamına bakmanın yeterli olmadığını düşünüyor gibi görünüyor.

Çünkü ihracat yapan her şirket aynı ekonomik katkıyı üretmiyor.

Bir şirket düşünün. Fabrika kurmuş. Makine yatırımı yapıyor. Yüksek enerji maliyetine katlanıyor. Finansman yükü taşıyor. Üretimin her aşamasında ayrı operasyonel risk yönetiyor. Yüzlerce kişiye istihdam sağlıyor. Kur riskiyle mücadele ediyor. Ham madde maliyetindeki artışla uğraşıyor.

Bir başka şirket ise daha çok ticari organizasyon üzerinden çalışıyor. İthal ettiği ürünü satıyor ya da düşük katma değerli bir ticaret modeliyle ihracat gerçekleştiriyor.

İkisi de ihracatçı olabilir.

Ama ekonomiye etkileri aynı değil.

Anlaşılan o ki yeni sistem artık tam da bu ayrımı görünür hale getirmek istiyor.

Bu nedenle ilk teklifte yer alan “ihracatçı merkezli” modelden geri dönüldü. Onun yerine “fiilen üretim yapan” yapı öne çıkarıldı.

Aslında bu değişiklik yalnızca vergi tekniği açısından değil, ekonomi politikası açısından da önemli bir mesaj içeriyor.

Devlet artık sadece döviz kazandırana değil, üretim altyapısı oluşturan şirkete daha fazla önem veriyor.

“Fiilen Üretim” İfadesi Neden Önemli?

Düzenlemedeki en kritik ifade ise bence şu:

“Fiilen üretim faaliyetiyle iştigal eden kurumlar…”

Bu ifade oldukça önemli. Sanayi sicil belgesi olacak, üretim gerçekten yapılacak ve kazanç doğrudan üretim faaliyetinden elde edilecek.

Yani sistem artık şirketlerin faaliyet yapısına daha yakından bakacak.

Önümüzdeki dönemde birçok şirketin faaliyet modelini yeniden gözden geçirmesi şaşırtıcı olmayacaktır. Çünkü %25 yerine %12,5 kurumlar vergisi ödemek küçük bir avantaj değil. Bu oran farkı artık şirketlerin organizasyon yapısını değiştirebilecek ölçüde önemli hale geliyor.

Bazı şirketlerin üretim faaliyetlerini ayrı bir yapıda toplamayı, sanayi sicil belgelerini aktif hale getirmeyi ya da üretim kazançlarını daha net ayrıştırmayı gündemine alması kaçınılmaz görünüyor. Özellikle grup şirketlerinde üretim yapan şirket ile satış yapan şirket arasındaki organizasyonun yeniden değerlendirilmesi bile söz konusu olabilir.

Çünkü artık mesele yalnızca vergi planlaması değil.

Şirketin hangi ekonomik kategoride görüldüğü de önem kazanıyor.

Bu yaklaşımın özellikle sanayi şehirlerinde çok daha net hissedileceğini düşünüyorum.

Gaziantep gibi üretim gücü yüksek şehirlerde artık aynı ihracat rakamına sahip iki şirketten biri çok daha düşük vergi ödeyebilecek. Farkı belirleyen ise ciro değil, üretim niteliği olacak.

Asıl Değişiklik Vergi Oranında Değil

Aslında bugün yaşanan şey yalnızca teknik bir vergi düzenlemesi değil.

Türkiye uzun süredir şu sorunun cevabını arıyor:

Ekonomiyi büyüten asıl unsur nedir?

Ticaret mi, finans mı, üretim mi?

Son düzenlemelere birlikte bakıldığında devletin bu soruya verdiği cevap giderek netleşiyor.

Vergi avantajı artık daha çok üretime, yatırıma, teknolojiye, sanayiye ve katma değere bağlanıyor. Yani sistem giderek daha seçici hale geliyor.

Eskiden teşvik mantığı daha genişti. Şimdi ise devlet açık şekilde “kimi desteklemek istediğini” gösteriyor.

Ancak burada dikkat edilmesi gereken önemli bir nokta da var.

Vergi indirimi elbette önemli. Fakat tek başına yeterli değil.

Bugün üretici açısından yüksek faiz, finansmana erişim sorunu, enerji maliyetleri, işçilik giderleri ve kur oynaklığı hala çok belirleyici unsurlar olmaya devam ediyor. Dolayısıyla yalnızca kurumlar vergisi oranını düşürmek tek başına üretim patlaması yaratmayabilir.

Üstelik teşvik sistemlerinin başarısı yalnızca oranlarla ölçülmez. Asıl önemli olan, yatırımcının önünü görebilmesidir. Sürekli değişen mevzuat ve uygulamadaki belirsizlikler yatırım kararlarını doğrudan etkiliyor. Bir yatırımcı için düşük vergi kadar, öngörülebilir sistem de önemlidir.

Yeni Dönemin Şifresi: Üretim

Ama tüm bunlara rağmen şu gerçek artık daha net görünüyor:

Türkiye vergi sisteminde yeni bir döneme giriyor.

Bu yeni dönemde sadece ticaret yapan şirket ile gerçekten üretim yapan, yatırım riski alan ve istihdam oluşturan şirket aynı şekilde değerlendirilmeyecek gibi görünüyor.

Ve görünen o ki bundan sonra vergi avantajının anahtarı üretim yapmaktan geçecek.

Erol ÇEMBER
Yeminli Mali Müşavir