SGK verilerine göre bugün itibarıyla yaklaşık 23 milyon ücretli çalışan bulunmaktadır. Bu çalışanların 2 milyonun üzerinde bir kısmını emekli olduktan sonra yeniden çalışma hayatına dönenler oluşturmaktadır. Bunların bir bölümü kamuda, bir bölümü ise özel sektörde çalışmaktadır. İster kamuda ister özel sektörde çalışsınlar, emekleri karşılığında elde ettikleri gelir vergi hukuku bakımından ücret olarak kabul edilmektedir.

Çalışanların maaşlarından kesilen gelir vergisinin hangi oranlarda hesaplanacağı Gelir Vergisi Kanunu’nun (GVK) 103’üncü maddesinde düzenlenmiştir. Ücret gelirlerine uygulanan tarife normal koşullarda yüzde 15’ten başlamakta ve yüzde 40’a kadar çıkmaktadır. Dolayısıyla çalışanın elde ettiği ücret arttıkça uygulanacak gelir vergisi oranı da değişebilmektedir.

Buna göre çalışanın aylık ücretinden önce SGK işçi primi ve işsizlik sigortası primi kesilir; kalan tutar ise gelir vergisi tarifesine tabi tutulur. Ayrıca her yıl 1 Ocak’tan itibaren elde edilen ücretler kümülatif olarak toplanır ve bu toplam üzerinden gelir vergisi hesaplanır. Bu nedenle yıl içinde elde edilen ücret arttıkça çalışanlar bir üst vergi dilimine geçebilmektedir.

Ancak hesaplanan, yani maaştan kesilen bu vergi, çalışanın fiilen ödeyeceği vergi değildir. Çünkü ücretliler için asgari ücrete kadar gelir ve damga vergisi istisnası uygulanmaktadır.

Bu nedenle önce çalışanın ücreti üzerinden gelir vergisi hesaplanmakta, daha sonra asgari ücret tutarı aynı gelir vergisi tarifesine göre yeniden hesaplanarak istisna tutarı belirlenmekte, son olarak da bu tutar hesaplanan gelir vergisinden düşülmektedir.

Bu oldukça yerinde bir uygulamadır. Nitekim bu istisna sayesinde Hazine, 2025 yılında yaklaşık 850 milyar TL tutarında vergi gelirinden vazgeçmiştir. 2026 yılı bütçesinde ise bu istisna nedeniyle vazgeçilmesi öngörülen vergi tutarı 1 trilyon 92 milyar TL olarak hedeflenmiştir.

Sorun tam da burada başlıyor…

Buraya kadar her şey doğru görünüyor. Ancak hesaplamada esas alınan “asgari ücret” tutarı hatalıdır. İşveren ve Devlet lehine, çalışan aleyhine sonuç doğuran bu yazılı olmayan uygulama zamanla adeta bir teamüle dönüşmüş ve sanki kanunun emrettiği bir yöntemmiş gibi yıllardır sorgulanmadan uygulanmaktadır.

Şöyle ki;

Gelir Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesinin (18) numaralı bendinde, asgari ücrete kadar olan ücretlerin gelir vergisinden istisna olduğu düzenlenmiş ve hükümde açıkça “asgari ücrete kadar olan ücret” ifadesine yer verilmiştir.

Ancak ülkemizde asgari ücret aylık değil, günlük olarak belirlenmektedir. Nitekim 2026 yılında uygulanacak asgari ücreti belirleyen Asgari Ücret Tespit Komisyonu da Resmî Gazete’de aylık değil, günlük asgari ücreti ilan etmiştir. Kararda, “işçinin bir günlük normal çalışma karşılığı asgari ücretinin 01.01.2026-31.12.2026 tarihleri arasında 1.101 TL” olduğu açıkça belirtilmiştir.

Bu tutar brüt günlük asgari ücreti ifade etmektedir. Esasen önceki yıllarda yayımlanan tüm Asgari Ücret Tespit Komisyonu kararlarında da aylık değil, günlük asgari ücret ilan edilmiştir.

Buna göre yalnızca asgari ücret elde eden çalışanların ücretleri gelir ve damga vergisinden tamamen istisna edilerek bu ücretler üzerinden vergi alınmaması sağlanmıştır.

Asgari ücretin üzerinde gelir elde eden çalışanlarda ise net asgari ücrete isabet eden ücret kısmı gelir ve brüt asgari ücrete isabet eden ücret kısmı ise damga vergisinden istisna edilmiştir.

Ancak uygulamada istisna edilen tutar, gerçek asgari ücret değil; günlük asgari ücretin 30 gün üzerinden hesaplanmasıyla bulunan SGK matrahına karşılık gelen tutardır.

Bu uygulama, çalışanların gereğinden fazla gelir ve damga vergisi ödemesine yol açmaktadır.

Asgari ücret aylık veya yıllık değil, günlük olarak belirlenmektedir. Buna rağmen uygulamada gelir vergisi istisnası hesaplanırken günlük tutar her ay 30 gün esas alınarak hesaplanmaktadır.

Bunun nedeni, 5510 sayılı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu’nun 88’inci maddesi uyarınca SGK uygulamasında ayın 30 gün kabul edilmesidir. Böylece gelir vergisi istisnasında da aylık brüt asgari ücret yerine SGK matrahına esas alınan tutar dikkate alınmaktadır. Kanunda öngörülmeyen bu uygulama çalışanlar açısından önemli hak kayıplarına yol açmaktadır.

Asgari ücret tutar karmaşası

2026 yılı için açıklanan 33.030 TL’lik tutar gerçekte aylık brüt asgari ücret değil, günlük brüt asgari ücretin 30 gün üzerinden hesaplanmasıyla bulunan SGK matrahıdır. Oysa 2026 yılında yedi ay 31 gün ile bitmektedir. Buna rağmen bu aylarda da gelir vergisi istisnası 30 gün üzerinden hesaplandığından, çalışanların ücret bordrolarında özellikle gelir vergisi yönünden eksik istisna uygulanmaktadır.

Şöyle ki;

Gelir Vergisi Kanunu’nun 23’üncü maddesinin (18) numaralı bendinde yer alan “ödemenin yapıldığı ayda geçerli olan asgari ücretin aylık brüt tutarından işçi sosyal güvenlik kurumu primi ve işsizlik sigortası primi düşüldükten sonra kalan tutarına isabet eden ücretler” hükmü uyarınca, gelir vergisinden istisna edilecek tutar “SGK matrahına” değil, açıkça ifade edildiği üzere “aylık brüt asgari ücrete” isabet eden tutardır.

Bu nedenle asgari ücretten fazla ücret elde eden tüm çalışanlar, gereğinden fazla gelir vergisi ödemektedir. Zira GVK’nın 23’üncü maddesinin (18) numaralı bendinde yer alan “...aylık brüt tutarından...” ifadesi gereği, gelir vergisi istisnasının brüt asgari ücrete isabet eden tutar üzerinden uygulanması gerekmektedir. Oysa uygulamada istisna, aylık 30 güne karşılık gelen, diğer bir ifadeyle SGK matrahına isabet eden tutar üzerinden hesaplanmaktadır.

Bugünkü uygulamada gelir vergisinden istisna edilen tutar yıllık 57.881,23 TL’dir. Bu tutar, günlük asgari ücretin her ay 30 gün esas alınarak hesaplanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Oysa bir yıl 360 gün değil, 365 gündür; dört yılda bir ise 366 gündür. Başka bir ifadeyle, bir yılın yedi ayı 31 gün ile bitmesine rağmen bu aylarda da gelir vergisi istisnası yalnızca 30 gün üzerinden hesaplanmaktadır.

Oysa GVK’nın 23’üncü maddesinin (18) numaralı bendi açıkça “aylık brüt asgari ücret” ifadesini kullanmaktadır. Asgari ücretin gerçek aylık brüt tutarı esas alınsaydı, çalışanlar yıllık ortalama 1.125,5 TL daha az gelir vergisi ödeyecek, dolayısıyla ceplerinde de aynı tutarda daha fazla para kalacaktı.

2026 yılı itibarıyla yaklaşık 23 milyon ücretli çalışan bulunmaktadır. Buna karşılık asgari ücretle çalışanların sayısına ilişkin resmî ve kesin bir veri bulunmamaktadır. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Vedat Işıkhan bu sayının yaklaşık 6,6 milyon olduğunu açıklarken, DİSK-AR’ın raporunda bu sayı yaklaşık 8,5 milyon olarak ifade edilmektedir. Bu iki verinin ortalaması esas alındığında ise yaklaşık 7,5 milyon çalışanın asgari ücretle çalıştığı söylenebilir.

Bu durumda yaklaşık 7,5 milyon çalışanın asgari ücretle, kalan yaklaşık 15,5 milyon çalışanın ise asgari ücretin üzerinde ücret elde ettiğini varsayarsak; kişi başına yıllık ortalama 1.125,5 TL’lik fazla gelir vergisini çalışan sayısıyla çarptığımızda, 2026 yılında çalışanlardan yaklaşık 17,5 milyar TL fazla gelir vergisi tahsil edilmiş olacaktır. Başka bir ifadeyle, çalışanların cebine girmesi gereken yaklaşık 17,5 milyar lira Hazineye aktarılmış olacaktır.

Özetle, GVK’nın 23’üncü maddesinin (18) numaralı bendinde düzenlenen asgari ücret istisnası uygulamada, aylık brüt asgari ücret yerine SGK matrahı esas alınarak hesaplanmakta; bunun sonucunda çalışanlara eksik istisna uygulanmakta ve milyonlarca ücretliden gereğinden fazla gelir vergisi tahsil edilmektedir.

Sonuç olarak, çalışanlardan 2026 yılında yaklaşık 17,5 milyar TL fazla gelir vergisi, yaklaşık 1 milyar TL de fazla damga vergisi tahsil edilmiş olacaktır. Böylece yalnızca bu iki vergi bakımından çalışanların toplam kaybı yaklaşık 18,5 milyar TL’ye ulaşmaktadır.

Kaynak: T24 | Murat BATI