Asgari ücret, yalnızca çalışanlara ödenen bir taban ücret değil; bir ülkenin refah anlayışını, emeğe verdiği değeri ve sosyal devlet iddiasını gösteren en somut göstergelerden biridir. Bu nedenle asgari ücret tartışmaları, yalnızca rakamların değil, aynı zamanda yaşamın kendisinin tartışıldığı alanlardır.
2026 Ocak ayına ilişkin Avrupa asgari ücret verileri açıklandı. Kâğıt üzerinde bakıldığında ülkeler arasında ciddi farklar olduğu görülüyor. Ancak bu farkları yalnızca euro cinsinden rakamlarla okumak, gerçeğin ancak küçük bir bölümünü görmemize yol açıyor. Asıl soru şudur: Asgari ücretle çalışan bir kişi, bulunduğu ülkede yalnızca hayatta kalabiliyor mu, yoksa gerçekten yaşayabiliyor mu?
Türkiye’de asgari ücretin hukuki tanımı son derece nettir. Mevzuata göre asgari ücret, çalışanın yalnızca gıda ve barınma gibi temel ihtiyaçlarını değil; sağlık, ulaşım ve kültürel ihtiyaçlarını da karşılayabilecek bir düzeyi ifade eder. Ne var ki bugün asıl tartışılması gereken, bu tanımın kâğıt üzerinde mi kaldığı, yoksa gerçek hayatta bir karşılığının olup olmadığıdır.
İşte bu yazıda, 2026 yılı Avrupa asgari ücret verileri ışığında Türkiye’nin konumunu yalnızca sıralamalar üzerinden değil; asgari ücretin çalışanlara nasıl bir hayat sunduğu sorusu üzerinden değerlendirmeye çalışacağım.
Şu an uygulanan brüt asgari ücret 33.030 TL, net asgari ücret ise 28 bin 75,50 TL’dir ve bu sayılanlardan hangisine yeter bu tutar, doğrusu kestirmek güç.
Aşağıdaki tablo, Avrupa Birliği İstatistik Bürosu’nun (Eurostat) 2026 yılı Ocak ayına ilişkin verilerinden yararlanılarak hazırlanmıştır. Karşılaştırmayı genişletmek amacıyla Avrupa Birliği üyesi olmayan bazı ülkelerin asgari ücret verilerine de tabloda ayrıca yer verilmiştir.

Tabloda görüldüğü üzere, aylık brüt asgari ücret düzeyi açısından Türkiye üst sıralarda yer almamaktadır. Lüksemburg 2.704 Euro ile ilk sırada bulunurken, bu ülkeyi İrlanda ve Almanya takip etmektedir. Listenin alt sıralarında ise 173 Euro ile Ukrayna, 319 Euro ile Moldova, 517 Euro ile Arnavutluk ve 620 Euro ile Bulgaristan yer almaktadır. Türkiye, 654 Euro’luk brüt asgari ücretle bu ülkelerin hemen üzerinde konumlanmakta; ancak Avrupa ülkelerinin büyük çoğunluğunun gerisinde kalmaktadır.
Bu tablo, Türkiye’nin asgari ücret düzeyinin Avrupa ölçeğinde ne kadar sınırlı bir yerde durduğunu açık biçimde ortaya koymaktadır.
Satın alma gücü paritesine göre asgari ücret sıralaması
Ulusal para birimlerinin değerindeki dalgalanmalar, asgari ücretlerin euro cinsinden karşılığını doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle her ülkenin asgari ücret tutarının yalnızca döviz kuruna çevrilerek karşılaştırılması, o ülkedeki gerçek satın alma gücünü tam olarak yansıtmayabilir. Ülkeler arasındaki yaşam maliyetleri ve fiyat düzeylerindeki farklılıklar dikkate alındığında, karşılaştırmaların Satın Alma Gücü Standartları (Purchasing Power Standards – PPS) üzerinden yapılması daha sağlıklı sonuçlar vermektedir.
Eurostat’ın 2026 yılı Ocak ayına ilişkin verilerine göre, ulusal asgari ücrete sahip Avrupa Birliği ülkeleri PPS açısından, euro cinsinden sıralamaya benzer olmakla birlikte farklı bir dağılım göstererek üç gruba ayrılmaktadır.
1.500 PPS ve üzeri
Bu grupta Almanya, Lüksemburg, Hollanda, Belçika, İrlanda, Fransa, Polonya ve İspanya yer almaktadır. Söz konusu ülkelerde ulusal asgari ücretler, İspanya’da 1.519 PPS’den başlayarak Almanya’da 2.157 PPS’ye kadar yükselmektedir.
1.000 PPS ile 1.500 PPS arasında
Slovenya, Litvanya, Hırvatistan, Romanya, Portekiz, Yunanistan, Kıbrıs, Macaristan, Malta, Slovakya, Bulgaristan ve Çekya bu grupta bulunmaktadır. Bu ülkelerde asgari ücretler Çekya’da 1.009 PPS ile Slovenya’da 1.417 PPS arasında değişmektedir.
1.000 PPS’nin altında
Letonya ve Estonya bu grupta yer almakta olup, asgari ücretler Estonya’da 886 PPS ile Letonya’da 954 PPS arasında seyretmektedir.
Türkiye’ye ilişkin PPS verilerinin henüz açıklanmadığı belirtilmektedir. Ancak geçmiş yıllara ait PPS verileri dikkate alındığında, Türkiye’nin yalnızca euro cinsinden yapılan sıralamaya kıyasla PPS esaslı değerlendirmede bir miktar daha üst sıralarda yer alması beklenebilir.
Rakamların ötesinde
Asgari ücret, yalnızca rakamlarla ifade edilen bir ücret değildir; bir ülkenin emeğe, insana ve sosyal hayata bakışının aynasıdır. Bir ülkede asgari ücret, çalışanın yalnızca karnını doyurabildiği ama sosyal hayattan dışlandığı bir düzeye sıkışmışsa, orada ekonomik büyümeden, refah artışından ya da adil gelir dağılımından söz etmek mümkün değildir.
Bugün Türkiye’de asgari ücret, mevzuatta tanımlandığı gibi çalışanın gıda, barınma, sağlık ve kültürel ihtiyaçlarını “asgari düzeyde” dahi karşılamaktan uzaktır. Avrupa ülkeleriyle yapılan nominal karşılaştırmalar ya da satın alma gücü paritesine dayalı sıralamalar tek başına bir teselli yaratmamalıdır. Çünkü mesele sıralamada kaçıncı olduğumuz değil, bir asgari ücretlinin hayatı gerçekten yaşayıp yaşayamadığıdır.
Daha da düşündürücü olan, ücretli çalışanların yarıdan fazlasının asgari ücretle çalışıyor olmasıdır. Asgari ücret, kural değil istisna olmalıdır. Oysa Türkiye’de asgari ücret, adeta “ülkenin ortalama ücreti” haline gelmiştir. Bu durum, yalnızca ekonomik bir sorun değil; sosyal devlet ilkesinin ve çalışma barışının da ciddi biçimde zedelendiğinin göstergesidir.
Övünmemiz gereken şey başka ülkelerle yapılan sıralamalarda birkaç basamak yukarı çıkmak değil; çalışanların insanca yaşayabildiği, emeğinin karşılığını alabildiği bir ücret düzeni kurabilmektir. Asgari ücretlinin sinemaya gidebildiği, çocuğuna harçlık verebildiği, ay sonunu hesaplamak zorunda kalmadan yaşayabildiği bir düzen kurulmadıkça, rakamlar değişse de gerçek değişmeyecektir.
Gerçek başarı, asgari ücreti konuşmadığımız; çünkü çalışanların çok büyük bir bölümünün zaten onun üzerinde ücret aldığı bir ülke olabilmektir. İşte o zaman sıralamalar da, tablolar da kendiliğinden anlam kazanacaktır.





