Orta Doğu’da devam eden gerilim, yalnızca jeopolitik dengeleri değil, üretimden ihracata kadar tüm ekonomik alanları etkileyen bir “savaş ekonomisi” iklimi oluşturuyor. Artan enerji fiyatları, hammaddeye erişimde yaşanan sıkıntılar ve lojistik maliyetlerindeki yükseliş, Türkiye’de sanayi ve tarım başta olmak üzere birçok sektörde baskıyı artırıyor.
“Savaş hali maliyetleri artırıyor”
Malatya Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı Oğuzhan Ata Sadıkoğlu, bu tablonun ihracat verilerine doğrudan yansıdığını belirterek, 2026’nın ilk çeyreğinde Malatya ihracatının yüzde 22 düşüşle 75 milyon dolara gerilediğini açıkladı. Kayısı ihracatındaki sert düşüşe dikkat çeken Sadıkoğlu, zirai donun yanı sıra artan maliyetlerin de üretici ve ihracatçıyı zorladığını vurguladı. Buna karşın iklimlendirme, meyve-sebze mamulleri, çelik ve makine gibi bazı sektörlerde artış yaşanması, üretimde sınırlı da olsa yön değişimlerine işaret etti.
"Destek mekanizmaları devreye alınmalı"
İran-İsrail-ABD hattında süren gerilimin ekonomik cepheye taşındığını vurgulayan Sadıkoğlu, “12 Nisan 2025 tarihinde yaşadığımız zirai don kayısı ihracatımız başta olmak üzere ilimizin diğer ihracat kalemlerini olumsuz etkiledi. İhracatçı firmalarımızın ham madde giderleri büyük bir yük haline gelmiş durumda.
Ayrıca enerji ve işçi maliyetleri en büyük gider kalemi haline geldi. Öte yandan ülkemizin güneyinde devam eden savaş hali de uluslararası ticaretteki olumsuz etkilerini arttırmış durumda. Ülkeler arası gerilim nedeniyle hammadde sıkıntısı, enerji, navlun gibi artan maliyetlerle karşı karşıya kalacağız gibi görünüyor. Savaşın ekonomik cepheye taşındığı bu ortamda sanayimizin sürdürülebilirliği için iç ve dış piyasa koşulları göz önünde bulundurularak, üreten ve ticaret yapan sektörlere yönelik tüm destek mekanizmaları ve kolaylaştırıcı adımlar devreye alınmalıdır” dedi.
Küresel durgunluk ve petrokimya etkisi
Konya Tesisat İnşaat Malzemecileri Derneği (KONTİMDER) Yönetim Kurulu Başkanı Ali Tetik, Orta Doğu’daki savaşın dünya ekonomisinde durgunluk riskini artırdığını belirterek, ABD-İsrail ile İran arasında yaşanan gerilimin küresel büyüme üzerinde baskı oluşturduğunu söyledi.
Petrokimya sektöründe arz-talep dengesinin bozulduğuna dikkat çeken Tetik, “Birçok sektördeki ürünlerin hammaddesini oluşturan petrolün hem fiyatı artıyor hem de tedarikinde ciddi sorunlar yaşanıyor. Plastik ve plastik hammaddeleri ile gübrede sıkıntılar dikkat çekiyor. Madeni yağlar, otomotiv, inşaat, madencilik ve savunma sanayi gibi birçok sektörü olumsuz etkileyen bu süreç, dünya ekonomisinde durgunluk yaratabilecek noktaya gelmiştir” dedi.
Petrol krizi tüm sektörlere yansıyor
Petrol krizinin zincirleme maliyet artışı yarattığını ifade eden Tetik, “Karşılıklı saldırılar sonucunda petrol üretim ve depolama tesislerinin vurulması ve dünya petrol ve doğalgazının yüzde 20’sini karşılayan bölgenin geçiş noktası Hürmüz Boğazı’nın kapanma riski belirsizliği artırıyor. 110 dolara dayanan petrol fiyatları enerji maliyetlerini ve dolaylı olarak ürün fiyatlarını yükseltiyor. Petrol türevlerinin yoğun kullanıldığı inşaat malzemelerinde maliyetler yüzde 20 ila 25 artmış durumda. Bu artışlar nakliye fiyatlarını da yukarı çekerek enflasyon üzerinde baskı oluşturuyor. Artan maliyetler ve hammadde sıkıntısı yeni konut arzını da etkileyecektir” değerlendirmesinde bulundu.
Tarımda maliyet şoku: mazot ve gübre
Manisa Ticaret Borsası Başkanı Sadık Özkasap ise savaşın tarımsal üretime etkilerine dikkat çekti. Küresel piyasalardaki dalgalanmaların tarımsal girdilerde ciddi fiyat artışlarına yol açtığını belirten Özkasap, “Petrol ve doğalgaz akışında yaşanabilecek en küçük aksama bile mazot fiyatlarını artırıyor. Bu da doğrudan çiftçinin maliyetine yansıyor” dedi.
Manisa’nın üzüm, zeytin, pamuk, mısır, buğday ve sebze üretiminde kritik rol üstlendiğini vurgulayan Özkasap, artan maliyetlerin üreticiyi her geçen gün daha fazla zorladığını ifade etti.
Gübre tedariğinde Hürmüz riski
Gübre tedarikinde yaşanan risklere dikkat çeken Özkasap, Hürmüz Boğazı’ndaki gelişmelerin fiyat artışında belirleyici olduğunu belirterek, gübre hammaddelerinin büyük bölümünün bu bölgeden geçtiğini söyledi. Tedarikte yaşanacak aksaklıkların hem fiyatları artırdığını hem de üretim planlamasını zorlaştırdığını ifade eden Özkasap, gübrenin tarımsal verimlilik üzerindeki etkisinin yüzde 50’ye kadar ulaşabildiğini hatırlattı. Türkiye’nin doğalgaz, fosfat kayası, potasyum tuzları ve kükürt gibi temel hammaddelerde dışa bağımlı olduğunu dile getiren Özkasap, Basra Körfezi’nin küresel enerji ve gübre ticareti açısından kritik bir merkez olduğunu vurguladı.
Çözüm: Destek ve planlı üretim
Özkasap, devletin gübrede gümrük vergisi indirimi ve ihracat kısıtlaması gibi adımlar attığını hatırlatarak, bu önlemlerin yeterli olmadığını ve fiyat oluşumuna çiftçi lehine daha güçlü müdahale gerektiğini söyledi.
Tarım ve Orman Bakanlığı’nın stokların yeterli olduğu yönündeki açıklamalarına rağmen piyasada tam güven oluşmadığını belirten Özkasap, artan maliyetler karşısında çiftçinin alım gücünün düştüğünü ve gübre kullanımının azaldığını ifade ederek; “Manisa Ovası Türkiye’nin en verimli tarım alanlarından biri. Bu potansiyelin korunması için üreticinin desteklenmesi şart. Çiftçiye doğrudan gübre desteği sağlanmalı ve dışa bağımlılığı azaltacak adımlar atılmalıdır. Maliyetleri dengeleyecek politikalar hayata geçirilmezse üretimde daralma kaçınılmaz olabilir” dedi.
“Dinamik lojistik altyapımız en stratejik kalkanımız”
Küresel gıda ticaretinin Hürmüz Boğazı odağında gelişen enerji ve lojistik darboğazı nedeniyle kritik süreçten geçtiği bu dönemde yaşanan aksamaların ihracata etkilerini değerlendiren TİM Hububat, Bakliyat, Yağlı Tohumlar ve Mamulleri Sektör Kurulu Başkanı Ahmet Tiryakioğlu şunları söyledi: “Orta Doğu’da devam eden süreç, 2022 yılında yaşanan ve tahıl ile yağlı tohum arzını doğrudan etkileyen Rusya- Ukrayna Savaşı’ndan farklı bir dinamikle ilerliyor. O dönemde ürün arzı sekteye uğramıştı; bugünse sahaya yansımalar enerji, gübre ve navlun maliyetleri üzerinden dünya üretim altyapısını baskılayan sistematik bir şekilde gelişiyor. Bu tablonun küresel bir riski temel gıda maddeleri olan pirinç, buğday, mısır ve soya rekoltesinde muhtemel düşüşleri tetikleyerek, özellikle ithalata bağımlı ülkeleri uzun süreli istikrarsızlığa mahkûm edebilecek olması.”
Hürmüz Boğazı gibi kritik geçiş noktalarındaki tıkanıklıklar küresel petrol ticaretinin üçte birini işlevsiz bırakma potansiyeline sahip olsa da Türkiye’nin, lojistik açıdan tek bir rotaya mahkûm olan diğer ülkelerden ayrıştığına dikkat çeken Tiryakioğlu şunları söyledi: “Geniş liman ağımız, gelişmiş kara yolu taşımacılığımız ve stratejik demir yolu bağlantılarımız; bölgesel blokajları alternatif güzergahlarla bypass edebilmemize imkân tanıyan eşsiz bir esneklik sunuyor. Deniz yolu trafiğinin yüzde 90 oranında aksadığı bu gibi dönemlerde, Türkiye’nin sahip olduğu taşımacılık altyapısının, sanayicimize hammaddeye erişim konusunda rakiplerinin önüne geçen bir avantaj sağlayacağını düşünüyoruz.”
Dünya





