Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü’nün (OECD), Küresel Ekonomik Görünüm Ara Dönem Raporu "Dayanıklılığı Test Etmek" temasıyla yayımlandı. Rapora göre, Orta Doğu'daki gerilim doğrudan etkilenen ülkeler için insani kayıplara ve ekonomik maliyetlere yol açarken, küresel ekonominin dayanıklılığını da test edecek.

Hürmüz Boğazı üzerinden yapılan sevkiyatların durma noktasına gelmesi ve bölgedeki enerji altyapısının zarar görmesi fiyatlarda keskin artışa yol açarken, diğer önemli emtiaların küresel arzını sekteye uğrattı. Finansal piyasalardaki oynaklık, özellikle bazı Asya ekonomilerinde arttı ve finansal koşullar sıkılaştı.

Gerilimin kapsamı ve süresinin "son derece belirsiz" olması riskleri artırıyor.

OECD'ye göre, gerilimin tırmanmasından önce küresel ekonomik büyüme dayanıklılığını koruyordu ancak gerilim nedeniyle enerji fiyatlarının uzun süre yüksek seyretmesinin işletme maliyetlerini belirgin şekilde artıracağı ve tüketici enflasyonunu yukarı yönlü baskılayacağı tahmin ediliyor.

Artan enerji fiyatları ve tedarik zincirindeki aksaklıklar, enflasyonun hedeflerin üzerinde seyrettiği İngiltere, ABD, Türkiye, Brezilya ve Meksika gibi bazı büyük ekonomiler açısından hassas bir döneme denk geliyor. Bu nedenle, orta vadeli enflasyon beklentilerinin enerji fiyatlarındaki artış nedeniyle yükseldiği değerlendiriliyor.

Bu gelişmeler ışığında kurum Aralık 2025'te küresel ekonomiye ilişkin 2026 için yüzde 2,9 olarak açıkladığı büyüme tahminini korudu. Ancak, bu tahmin küresel ekonominin 2025'teki yüzde 3,3 büyümesine göre önemli ölçüde düşüş anlamına geliyor. OECD, 2027'ye yönelik öngörüsünü ise yüzde 0,1 aşağı yönlü revize ederek yüzde 3'e çekti.

Enerji fiyatlarındaki artış ve Orta Doğu'daki çatışmanın "öngörülemez doğasının" maliyetleri yükseltip talebi düşürerek, teknolojide güçlü yatırım ve üretim etkisini ve 2025'ten devralınan ivmenin sağladığı olumlu etkileri dengelemesi bekleniyor.

Kurumun öngörüleri, enerji piyasasındaki mevcut aksaklıkların zamanla azalacağına ve petrol, gaz ve gübre fiyatlarının 2026 ortasından itibaren kademeli olarak düşeceğine ilişkin teknik bir varsayıma dayanıyor.

Türkiye ekonomisi için bu yıl büyüme beklentisi yüzde 3,3

OECD, Orta Doğu'daki gerilim ve artan enerji fiyatlarının etkisiyle, Türkiye ekonomisine ilişkin bu yıl için ekonomik büyüme tahminini yüzde 0,1 aşağı yönlü revize ederek yüzde 3,3'e çekerken, 2027'ye yönelik öngörüsünü de yüzde 0,2 düşürerek yüzde 3,8 olarak belirledi.

OECD, Türkiye'de enflasyonun bu yıl yüzde 26,7 ve 2027'de yüzde 16,9 olarak gerçekleşeceğini tahmin etti.

ABD, Euro Bölgesi ve Çin ekonomisine ilişkin öngörüler

Rapora göre, ABD ekonomisinin bu yıl yüzde 2 ve 2027'de yüzde 1,7 büyüyeceği öngörülüyor. Bu oranlar önceki tahminlere göre 2026 için yüzde 0,3 yukarı yönlü, 2027 için yüzde 0,2 aşağı yönlü revize edildi.

Euro Bölgesi'nde ekonomik büyümenin yüksek enerji fiyatlarının ekonomik faaliyet üzerinde baskı oluşturması nedeniyle bu yıl yüzde 0,8'e gerilemesi, 2027'de ise güçlü savunma harcamalarının desteğiyle yüzde 1,2'ye yükselmesi bekleniyor. Euro Bölgesi için daha önce bu yıl için yüzde 1,2 ve 2027 için yüzde 1,4 büyüme öngörülmüştü.

Çin'de ise büyümenin bu yıl yüzde 4,4 ve gelecek yıl yüzde 4,3'e gerileyeceği tahmin ediliyor. Çin ekonomisi 2025'te yüzde 5 büyüme kaydetmişti.

G20 ülkelerinde enflasyon baskısı belirginleşebilir

G20 ülkelerinde enflasyonun bu yıl önceki beklentilere kıyasla yüzde 1,2 puan daha yüksek gerçekleşerek yüzde 4 seviyesine çıkacağı tahmin edilirken, enerji fiyat baskılarının azalacağı varsayımıyla bu oranın 2027'de yüzde 2,7'ye gerilemesi bekleniyor.

OECD'ye göre, küresel ekonomik görünüme yönelik aşağı yönlü risk, Orta Doğu'dan yapılan ihracatta süren aksaklıkların enerji fiyatlarını varsayılandan daha fazla artırması ve kilit emtialarda arz kısıtlarını derinleştirilmesi olarak görülüyor. Bu durum enflasyonu yükseltip büyümeyi aşağı çekebilir.

Ayrıca bu senaryo, yapay zeka yatırımlarından beklenenden düşük getiri elde edilmesine, finansal piyasalarda daha kapsamlı yeniden fiyatlamayı tetikleyerek talebi zayıflatmaya ve finansal risklerin artmasına yol açabilir.

Enerji fiyat şoku karşısında merkez bankalarının temkinli olması ve enflasyon beklentilerinin güçlü bir şekilde çıpalanmasını sağlaması gerekirken fiyat baskılarının yayılması ya da büyüme görünümünün önemli ölçüde zayıflaması durumunda para politikası ayarlamaları gerekli olabilir.

Mali alanın sınırlı olması nedeniyle hükümetlerin borç sürdürülebilirliğini güvence altına almak ve uzun vadeli harcama ihtiyaçları için kaynak yaratmak için adımlar atması gerekebilir. Bu kapsamda, harcamaların kontrol altına alınması ve yeniden tahsisi, kamu sektörü verimliliğinin artırılması ve gelirlerin güçlendirilmesine yönelik daha güçlü çabalara ihtiyaç duyulabilir.

Ekonomim