2023 yılına girdiğimiz bugünlerde bir haftayı geride bıraktık. Dünya ekonomisi, getirilen regülasyonlara rağmen neoliberalizmin yarattığı enflasyon, resesyon, borç yükü, gelir dağılımı adaletsizliği, işsizlik, yoksulluk gibi sorunlarla boğuşuyor. IMF Başkanı Kristalina Georgieva bu yıl ülkelerin üçte birinin resesyonda olacağını ve 2023’ün, 2022’ye göre yüz milyonlarca insan için daha zor geçeceğini söylüyor. Rusya-Ukrayna savaşı nedeniyle uygulanan yaptırımlar, enerji ve tahıl ürünlerinde yaşanan krizler, Çin’de yeniden yükselen pandemi vakaları, 2023’ü daha da zorlaştıracağa benziyor.

Türkiye’de ise bir bayram havası; müjdeler peşe peşe geliyor. Gün yok ki bir müjde açıklanmasın. Karadeniz’de trilyon dolarlık doğalgaz keşfi, yerli otomobil ve yerli hava savaş araçları müjdesi, düşük faizli KGF kredileri ile KOBİ’lerin desteklenmesi müjdesi, düşük faizli konut kredileri müjdesi, tarıma destek müjdesi ve benzerlerinden sonra yoksullukta dibi görmüş çalışanların, emeklilerin, memurların ve dar gelirlilerin ekonomik durumlarına katkı veren müjdeler gelmeye başladı. 2023 Türkiye’de seçim yılı, deyim yerindeyse kesenin ağzı açıldı ama yöntem Osmanlı padişahının “ulufe” dağıtmasına benziyor. Asgari ücret tespitinde, memur ve emeklilere verilecek zamlarda hep önce daha az rakamlar konuşuluyor sonra cumhurbaşkanı devreye girip, şu kadar daha artırdım diyor. EYT sorununun çözümünde, yoksullara verilen sosyal destek ve yardımlarda hep bu yöntemi görüyoruz. Ülke yönetimi, kurumsal, hukuksal ve demokratik reflekslerini kaybetmiş görünüyor.

ENFLASYON ARTMAYA DEVAM EDECEK

Önceki yazımda yazdım, bu yara bandı tutmaz diye. Siz baz etkisi nedeniyle matematiksel olarak düşen TÜİK’in enflasyon rakamına bakmayın. Her gün hayat pahalılığı artmaya devam ediyor. Vatandaş bunu mutfak masraflarında, ödediği kira, doğalgaz, elektik, su ve benzeri faturalarında görüyor. Vatandaş kasko bedelini ödeyemediği için arabasını sigortalayamıyor. Fiyatları geçen seneye göre üç kat artığı için sağlık sigortası yapamıyor. Bu enflasyonist politikalar sürdükçe, ekonomi reel olarak büyümüyorsa, enflasyon büyür ve dar gelirliye kaşıkla verilenler, kepçeyle cebinden alınmaya devam edilecektir. Sermayeden, zenginden ve yandaştan yana kurgulanan bu servet transferi düzeni sürdükçe, bu ülkede gelir dağılımı adaletsizliği ve yoksulluk derinleşmeye devam edecektir. 2023’ün ikinci yarısında baz etkisi kalktığında enflasyonun matematiksel olarak da yükselişini göreceğiz maalesef...

EKONOMİNİN KAYNAK YARATMA KAPASİTESİ BULUNMUYOR

Dijital Türk lirasında sona gelindi Dijital Türk lirasında sona gelindi

2023 Merkezi Yönetim Bütçesi Meclis’ten geçti, göze batan kalemler; 2023’te 1 trilyon 682 milyar lira cari transferin yapılacağı, 565 milyar lira faiz ödeneceği, 240 milyar lira savunma ve güvenlik harcaması yapılacağı, 660.9 milyar lira bütçe açığı verileceği öngörülüyor. Ancak 2022’de olduğu gibi bu bütçe açığının da daha yüksek çıkacağını düşünüyorum. Peki bu bütçe açığı hangi kaynakla karşılanacaktır?

Yüksek katma değerli ve ileri teknolojiye dayalı ürünlerin üretiminde yoğunlaşamadığımız için mili gelirimiz artmıyor ve kişi başına 9 bin dolar civarında bir milli gelirle orta gelir tuzağında patinaj yapıyoruz. 2022’nin son çeyreğinde büyüme verisinin eksi olma ihtimali var.

Ekonomimizde emeğin yoğun olduğu sektörler ağırlıkta ve onların yaptığı düşük katma değerli ürünlerin ihracatıyla övünüyoruz. Ancak Ocak- Kasım 2022 döneminde; 231.3 milyar dolarlık ihracatımıza karşılık 331.1 milyar dolarlık ithalat yapmışız. Dış ticaret açığımız 11 ayda 99.8 milyar dolar seviyesine çıkmış bulunuyor. Kasım ayında ihracatımızın ithalatımızı karşılama oranı yüzde 68.9, dış ticaret haddimiz ise Eylül 2022’de yüzde 71.2 seviyesindedir. Diğer bir deyişle övündüğümüz dış ticarette net olarak kaybediyoruz. Eylül sonu itibarıyla 10 aylık cari açığımız ise 38.176 milyar dolara ulaştı. Kamunun toplam borcu 2022 sonu itibarıyla 5 trilyon liraya dayanmış bulunuyor. Ekonominin kaynak ve vergi geliri yaratma kapasitesinin bulunmadığı görülüyor. 

Bu durumda satacak bir şeyimiz kalmadıysa borçların ödenmesi, bütçe açığının ve ödemeler dengesi açığının kapatılması için geriye yüksek maliyetlerle dışarıdan borçlanmaktan başka çare bulunmuyor. Türkiye’nin her alanda sürdürülebilirlik amaçlarına göre yönetilmesi gerekirken seçimi kurtarıp, yarına bakarız politikası, ülke olarak geleceğimizin ipotek altına alınması demektir.

Cumhuriyet | İrfan Hüseyin YILDIZ