Bugün, 6 Şubat 2023 tarihli depremin üçüncü yıl dönümü. Çok sayıda can kaybettik; acımız hâlâ çok taze. Hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyorum.

Türkiye’de bazı vergiler vardır; kanunda yazan adıyla değil, toplumun ona yüklediği anlamla var olur. Özel iletişim vergisi de bunlardan biridir. Hukuken bir gider vergisi, fiilen ise çeyrek asırdır “deprem vergisi” olarak anılan kalıcı bir bütçe geliridir.

1999 depremlerinin yarattığı yıkım gerekçesiyle geçici olarak ihdas edilen bu vergi, aradan geçen yıllar içinde önce süresi uzatılan, ardından kanuna eklenerek kalıcılaştırılan bir gelir kalemine dönüşmüştür. Bugün ise artık bir afet finansmanı aracı değil; genel bütçenin sessiz ama vazgeçilmez gelir kalemlerinden biri hâline gelmiştir.

Sorun, bu verginin varlığı değildir. Sorun, deprem gerekçesiyle meşrulaştırılmış bir verginin, depremle hiçbir bütçe bağının kurulmadığı bir düzende tahsil edilmeye devam edilmesidir. Bu kopukluk, sadece mali teknikle açıklanabilecek bir durum olmaktan çıkmış; şeffaflık, hesap verebilirlik ve kamu vicdanı meselesine dönüşmüştür.

Ve tam da bu nedenle bugün sorulması gereken soru, “deprem vergisi var mı?” değil; “Deprem için toplanan bir vergi, neden deprem finansmanından bu kadar uzaktır?”

Deprem vergisinin tarihsel seyri

Devlet, depremin Türkiye için kaçınılmaz bir gerçek olduğunu nihayet hatırlamış olacak ki, 21 Mart 2023 tarihinde 7441 sayılı Kanun ile Afet Yeniden İmar Fonu’nu kurdu. Fonun internet sitesi dahi ancak 15 Ekim 2025’te faaliyete geçirildi. Bu tarihe kadar fonun gelirleri, harcamaları ve işleyişine ilişkin kamuoyuna kapsamlı bir açıklama yapılmadı.

6 Şubat depremlerinin ardından ayrıca ek Motorlu Taşıtlar Vergisi ve ek kurumlar vergisi gibi yeni düzenlemelerle de “deprem” gerekçeli vergiler alındı. Ancak kamuoyunda “deprem vergisi” denildiğinde esasen akla gelen, 17 Ağustos 1999 depremi sonrasında getirilen vergilerdir. Ve her seferinde aynı sorular sorulur: Bu vergiler nerede? Ne kadar tahsil edildi?

17 Ağustos ve 12 Kasım 1999 depremlerinin yarattığı tahribatı kısmen de olsa finanse etmek için 26 Kasım 1999 tarihli mükerrer sayılı Resmî Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe giren 4481 sayılı Kanun[1] ile yeni vergiler getirildi.

Bu vergilerden biri de kamuoyunda “deprem vergisi” olarak bilinen özel iletişim vergisidir.

Aslında “deprem vergisi” adında bir vergi yoktur. Bu adlandırma tamamen toplumsal bir yakıştırmadır. Verginin hukuki adı özel iletişim vergisi olup, Gider Vergileri Kanunu’nun 39’uncu maddesinde düzenlenmiştir. Tek maddelik bir vergidir bu.

Vergi başlangıçta yalnızca bir yıllığına getirilmişti. Kanunda açıkça 31.12.2000 tarihine kadar uygulanacağı yazılıydı. Ancak bu süre dolmadan önce 2002’ye, ardından 2003’e kadar uzatıldı. Nihayet 2004 yılında kanuna eklenerek kalıcı hâle getirildi.

Bir yıl için getirilen bu vergi, bugün itibarıyla yaklaşık 27 yıldır kesintisiz biçimde tahsil edilmektedir. Cep ve sabit telefon faturalarından, internet hizmetlerinden, dijital ve kablolu yayınlardan yüzde 10 oranında özel iletişim vergisi alınıyor.

Deprem vergisinden toplanan vergiler ne kadar oldu?

1999–2025 yılları arasında özel iletişim vergisinden tahsil edilen toplam tutar nominal olarak yaklaşık 182 milyar TL’dir. Bu dönemde en yüksek tahsilat, 47 milyar 53 milyon TL ile 2025 yılında gerçekleşmiştir. Söz konusu gelirin tamamı, herhangi bir özel tahsis yapılmaksızın doğrudan genel bütçeye kaydedilmiştir.

1999–2025 yılları (2025 dâhil) arasında tahsil edilen nominal tutarlar aşağıdaki gibidir:

Bu yazıda yer verilen tutarlar, Hazine ve Maliye Bakanlığı Muhasebat Genel Müdürlüğü’nün Merkezi Yönetim Bütçe İstatistikleri verilerinde yer alan yıllık özel iletişim vergisi nominal tahsilat tutarları esas alınarak hesaplanmıştır. Dolar karşılığı hesaplamasında, her yıl için Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan yıllık ortalama ABD doları kuru kullanılmış; yıllık dolar tutarları kümülatif olarak toplanmıştır. Hesaplamalarda enflasyon düzeltmesi yapılmamış olup, tutarlar nominal değerlerdir.

Dolar bazında tahsilat tutarı ne kadar?

Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası tarafından açıklanan yıllık ortalama dolar kuru esas alınarak yapılan hesaplamaya göre, özel iletişim vergisinden 2025 yılı sonuna kadar tahsil edilen toplam tutar yaklaşık 41 milyar 81 milyon ABD dolarıdır.

41 milyar dolarlık bir mali büyüklük, deprem riski altındaki illerde yüz binlerce konutun dönüştürülmesini ve hayati altyapı yatırımlarının tamamlanmasını mümkün kılabilecek ölçekteydi; bugün tartışılan sorunların önemli bir bölümü çoktan geride kalmış olabilirdi.

Neden deprem için harcanmadı?

5018 sayılı Kamu Mali Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 13/g maddesinde, kamu maliyesinin temel ilkelerinden biri olan ve “adem-i tahsis” olarak adlandırılan ilkeye yer verilmiştir. Buna göre, belirli gelirlerin belirli giderlere tahsis edilmemesi esastır.

Genel bütçeye gelir kaydedilen vergiler, nerede ve hangi amaçla toplandığına bakılmaksızın, bütçe kanunlarının izin verdiği ölçüde her türlü kamu hizmetinin finansmanında kullanılabilmektedir.

Bu nedenle, deprem gerekçesiyle ihdas edilen özel iletişim vergisinin yalnızca deprem harcamalarına tahsis edilmesi, mevcut bütçe sistemi ve 5018 sayılı Kanun’un 13/g maddesi karşısında hukuken mümkün görünmemektedir; ancak bu durum, siyasi sorumluluğu ortadan kaldırmamaktadır.

Sonuç olarak

Özel iletişim vergisi hukuken meşrudur; tahsilatı yasaldır, bütçeye kaydı doğrudur. Tartışma bu noktada değildir. Tartışma, geçici olduğu söylenen bir verginin fiilen kalıcı hale getirilmesi, ardından da “deprem vergisi” adıyla anılmaya devam ederken depremle hiçbir bütçe bağının kurulmamasıdır.

Yaklaşık 41 milyar dolar tahsil edilmiş bir gelirden söz ediyoruz. Bu tutar, bir vergi tekniği meselesi olmaktan çoktan çıkmış, kamu maliyesinde şeffaflık ve hesap verebilirlik sorunu hâline gelmiştir. 5018 sayılı Kanun’un “adem-i tahsis” ilkesi, hukuki bir gerekçe sunabilir; ancak bu ilke, toplumsal meşruiyeti otomatik olarak üretmez.

Sorulması gereken soru şudur: Deprem gerekçesiyle getirilen bir vergi, kalıcı hâle getirildiği andan itibaren neden depremle bağını koparmamıştır? Ya bu vergi deprem içindir denmeliydi ve buna uygun bir hesap verilmeliydi; ya da depremle ilgisi kalmadığı açıkça söylenmeliydi.

Bugün yaşadığımız sorun, bir verginin yanlış uygulanması değil; adıyla yarattığı beklenti ile bütçedeki karşılığı arasındaki kopuştur. Ve bu kopuş, her büyük depremde aynı soruların yeniden sorulmasına neden olmaktadır.

Kısacası mesele para değil; kamusal hesap verme iradesidir. Ve hesap verilmeyen her kamu geliri, zamanla güven kaybına dönüşür.


[1] 17.8.1999 ve 12.11.1999 Tarihlerinde Marmara Bölgesi ve Civarında Meydana Gelen Depremin Yol Açtığı Ekonomik Kayıpları Gidermek Amacıyla Bazı Mükellefiyetler İhdası ve Bazı Vergi Kanunlarında Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun

Kaynak: T24 | Murat BATI